Elleżîne yestehibbûne-lhayâte-ddunyâ ‘alâ-l-âḣirati veyesuddûne ‘an sebîli(A)llâhi veyebġûnehâ ‘ivecâ(en)(c) ulâ-ike fî dalâlin ba'îd(in)
Dünya hayatını ahirete tercih edenler, (insanları) Allah yolundan çevirip onu eğri ve çelişkili göstermek isteyenler var ya, işte onlar derin bir sapıklık içindedirler.
Onlar, o kimselerdir ki dünya hayatını ahirete tercih ederler, (insanları) Allah'ın yolundan çevirirler ve onun eğrilmesini isterler. İşte bunlar, çok büyük bir sapıklık içindedirler.
İbrâhîm Suresi'nin 3. ayeti, dünya hayatını ahirete tercih eden, Allah yolundan saptıran ve bu yolda eğrilik arayan kişilerin derin bir sapıklık içinde olduğunu vurgular. Ayet, tercih, engelleme, eğrilik ve sapıklık gibi temel kavramlar üzerinden bu kişilerin manevi durumunu tasvir eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'hubb' (حب) kökünden türeyen 'istihbâb' (استحباب) kelimesinin bir şeyi diğerine tercih etmek, daha çok sevmek ve ona meyletmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yestahibbûne' (يَسْتَحِبُّونَ) fiili, dünya hayatını ahirete tercih etme, onu daha sevimli ve değerli bulma eylemini vurgular, bu da onların manevi önceliklerini yanlış belirlediklerini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'istihbâb'ın mecazi olarak bir şeyi diğerine üstün tutmak ve onu seçmek anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, dünya hayatının geçici zevklerinin, ahiretin ebedi nimetlerine tercih edilmesi, bu kişilerin yanılgısını ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hubb' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'a veya dünya nimetlerine duyulan sevgi bağlamında ele alındığını belirtir. 'Yestahibbûne' fiili, dünya sevgisinin ahiret sevgisine baskın gelmesi durumunu, yani yanlış bir değerler hiyerarşisini işaret eder. Bu, Kur'an'ın kınadığı bir tutumdur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sadd' (صد) kelimesinin hem engellemek hem de yüz çevirmek anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki 'yesuddûne' (يَصُدُّونَ) fiili, bu kişilerin sadece kendilerinin Allah yolundan yüz çevirmekle kalmayıp, başkalarını da bu yoldan engelleme ve alıkoyma çabalarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'sadd'ın bir şeyi engellemek, bir yerden alıkoymak veya bir şeyi yapmaktan vazgeçirmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, bu kişilerin Allah'ın doğru yoluna karşı aktif bir muhalefet içinde olduklarını ve insanları bu yoldan saptırmaya çalıştıklarını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sadd' kökünün Kur'an'da genellikle hak yoldan engelleme, saptırma ve düşmanlık etme bağlamlarında kullanıldığını ifade eder. 'Yesuddûne' fiili, bu kişilerin sadece pasif bir sapıklık içinde olmayıp, aynı zamanda aktif olarak başkalarını da saptırma gayretinde olduklarını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ivec' (عِوَج) kelimesinin genellikle manevi veya soyut şeylerdeki eğrilik, sapıklık ve bozukluk için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'ivecen' (عِوَجًا) kelimesi, bu kişilerin Allah'ın dosdoğru yolunu eğri, çarpık ve yanlış gösterme çabalarını, yani hakikati tahrif etme arayışlarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ivec'in (عِوَج) gözle görülmeyen, manevi eğrilikler için kullanıldığını, 'avc'ın (عَوَج) ise gözle görülen maddi eğrilikler için kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'ivecen' kelimesi, Allah'ın yolunun manevi doğruluğunu bozma, onu yanlış gösterme ve çarpıtma arayışını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ivec'in (عِوَج) bir şeyin aslından sapması, doğru olandan uzaklaşması anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın dosdoğru olan yolunu eğri gösterme ve bu yolda kusur bulma çabası, bu kişilerin hakikate karşı olan düşmanca tutumlarını ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'dalâl' (ضلال) kelimesinin doğru yoldan sapmak, şaşırmak ve kaybolmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'dalâlin ba'îdin' (ضَلَـٰلٍۭ بَعِيدٍ) ifadesi, bu kişilerin sadece sapmakla kalmayıp, aynı zamanda hakikatten çok uzak, derin ve geri dönülmesi zor bir sapıklık içinde olduklarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'dalâl'ın (ضلال) doğru yoldan sapmak, hakikatten uzaklaşmak ve şaşırmak olduğunu açıklar. Ayetteki 'uzak bir sapıklık' ifadesi, bu sapıklığın derecesinin şiddetini ve kişinin hakikate dönme ihtimalinin ne kadar azaldığını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'dalâl' kavramının Kur'an'da genellikle doğru yoldan sapma, hakikatten uzaklaşma ve Allah'ın hidayetinden mahrum kalma anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'dalâlin ba'îdin' ifadesi, bu sapıklığın sadece bir hata değil, aynı zamanda derinleşmiş ve kökleşmiş bir durum olduğunu, kişinin manevi olarak kaybolduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'dalâl'ın (ضلال) Kur'an'da hem bilerek hem de bilmeyerek doğru yoldan sapmayı ifade ettiğini belirtir. Ancak ayetteki 'uzak' nitelemesi, bu sapıklığın bilinçli bir tercih sonucu olduğunu ve kişinin hakikatten tamamen yüz çevirdiğini gösterir.
İbrâhîm Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(3) Nemrut İbrâhîm (a.s.) ı ateşe attı Hakk Teâlâ ateşi gülistan eyleyip onu kurtardı.