İçeriğe atla
İbrâhîm 4Cüz 13 · Sayfa 255

İbrâhîm Sûresi 4. Âyet

ابراهيم

Sohbete sor

Vemâ erselnâ min rasûlin illâ bilisâni kavmihi liyubeyyine lehum(s) feyudillu(A)llâhu men yeşâu veyehdî men yeşâ(u)(c) vehuve-l'azîzu-lhakîm(u)

Biz her peygamberi, ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara (Allah'ın emirlerini) iyice açıklasın. Allah, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

İbrâhîm Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(4) Mısır’a hicret ettiğinde hane-i saadetlerine kâfirler cefâ ve eziyet ettiler. Hakk Teâlâ onları koruyarak cefâ ve eziyet edenlerin ellerini kuruttu.

İbrâhîm (a.s.) bu zorluklardan kurtulduğu için şükrâne olarak Dört rekât namaz kıldı ve bu kıldığı namaz Hakk’ın indinde kabul oldu ve öğle namazının farzı bu Dört olarak oldu. Bizler Öğle namazlarında kıldığımız Dört rekât farz namazı İbrâhîm (a.s.) ın hatırasına binâen kılmış oluyoruz.

İbrâhîm (a.s.) bir bakıma iki dallı sağlam köklü bir ağaca benzemektedir. Bir dal İsmâîl, bir dal İshak isminde olan daldır. İshak dalından Îseviyyete kadar uzanan dal kısa kaldı ve tam olarak tavana ulaşmadı, fakat İsmâîl dalından gelen Muhammediyyet tavan yaptı ve ondan sonra dalını aşağı sarkıtarak Îseviyyete ulaştı ve bu şekilde devreyi Muhammediyyet tamamlamış oldu. Aksi halde öteki dalda olanlar orada kalıp ebediyyen Hakk’a ulaşamazlardı. Kim ki Îseviyyet’te iken Muhammediyyet kanalından kendisine sarkıtılan dala tutunarak çıkarsa mi’rac ehli olur. Şu an yeryüzündeki insânların hepsi ümmeti Muhammed’dir ancak bir kısmı ümmeti dâvet, bir kısmı ümmeti icâbet’tir. Çünkü Hz.Resûlullah (s.a.v) ’dan sonra insânların bir başkasının ümmeti olmaları söz konusu değildir. Ümmeti icâbet Hz. Resûlullah (s.a.v) ın dâvetine tabî olanlardır, dâvet edildikleri halde henüz icâbet etmemiş olanlar ise ümmeti dâvet olarak kalmaktadırlar, Efendimiz (s.a.v) in dâveti kıyâmete kadar geçerlidir, ancak kıyâmetin kopmaya başlaması ile bu dâvet kapısı kapanacaktır.

Allah (c.c) indinde din sâdece İslâm dini olup semâvi dinler diye bir şey yoktur ancak semâvi kitâplar vardır. Her bir kitâp dahi İslâm’ı bildirmektedir. Âdem (a.s.) dan îtibaren gelen 104 adet kitâptır ki, Kâbe-i Şerifin civarındaki revaklarda 104 adettir, her bir revak bir hükmün tecellisini, nüzûlünü her an orada yaşatmaktadır. Onların yukarısında olan ön direklerde 113 adettir ki, (13) sayısı hakîkâti Ahmediyyenin üst kattan bütün âlemlere her an nüzûlünün yaşanmasıdır.

Not = Yeri gelmişken, ilgisi dolayısıyla, (13-13 ve Hakikat-i İlâhiyye) isimli kitabımızın “beşinci bölüm” ünün başından kısa birkaç satır ilâve edelim.

Daha da çok bilgi isteyenler, (6-Peygamber-3-Hz. İbrâhîm a.s.) isimli kitabımıza müracaat edebilirler.


BEŞİNCİ BÖLÜM

İBRÂHÎM (a.s.) ve (13) ün bazı bağlantıları.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Kûr’ân-ı Keriym Âl-i İmrân sûresi (3/33) Âyetinde:

إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَىٰ آدَمَ وَنُوحًا وَآلَ إِبْرَاهِيمَ

وَآلَ عِمْرَانَ عَلَى الْعَالَمِينَ

(İnnellahestafa Âdeme ve Nûhan ve âle İbrâhîme ve âli İmrân-a alel âlemîn.) Mealen: 33. Şüphe yok ki. Allah Teâlâ Adem'i, Nûh'u, İbrâhîm'in sülâlesini ve Ümran’ın hanedanını âlemler üzerine seçkin kıldı.

Âyet-i kerîm’e de belirtildiği gibi bu mertebeler özel olarak seçilmişlerdir. Yeri geldikçe incelemeye çalışıyoruz.

Bu Âyet-i kerîme gerçekten büyük mânâları ifade etmektedir, en mühimi ise hakk ve Mi’râc yolunda ki mertebelerin öncüleri bildirilen kişilerdir. Ancak sadece onlara has değildir, seyru sülûk yolunda olan bir kimse bu mertebelerden geçmesi lâzımdır. Bu mertebelerin hangisine ulaşırsa o kişi o mertebenin mânâsını kendinde bulduğunda o süreçte o ismin mânâsı kapsamına girdiğinden bâtında kendisi o ismi taşımış olur. Ancak bu mertebelerin ilk uygulayıp yaşayanları âlem şumul, diğerleri ise bireysel şumuldur, yani sadece kendilerini ilgilendirir.

Bu mertebede seçilmişlik İbrâhîmî’lik tir,yani İbrâ- hîmiyyet mertebesidir. Kim seyr’u sülûk’unda bu mertebeye (Halil) yani (dostluk) mertebesine ulaşırsa o nun ismi zâhiren-fiziken ne olursa olsun bâtında (İbrâhîm) dir. İbrâni lügatında okunuşu (Ebrahem) olarak geçmektedir. Mânâsı, “eb” (eba, baba, ata, ced) “rahem” de, (Halk) demekmiş hâl böyle olunca (ebrahem) kelimesi (halkın babası) demek olmaktadır. İşte bu mertebede babalık yavaş, yavaş başlamaktadır. Ayrıca imamlık’ta bu mertebede başlamaktadır. Daha evvelce de, kısaca belittiğimiz alfebelerin ilk harfleri olan (elif ve be) görüldüğü gibi bu mertebenin ister Ebrahem, olsun İster İbrâhîm, olsun ister Abraham, olsun başında gelmektedir.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(4)