Velekad erselnâ mûsâ bi-âyâtinâ en aḣric kavmeke mine-zzulumâti ilâ-nnûri veżekkirhum bi-eyyâmi(A)llâh(i)(c) inne fî żâlike leâyâtin likulli sabbârin şekûr(in)
Andolsun, Musa'yı da, "Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah'ın (geçmiş milletleri cezalandırdığı) günlerini hatırlat" diye ayetlerimizle gönderdik. Şüphesiz bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
And olsun ki Musa'yı âyetlerimizle gönderdik. Ona şöyle dedik: Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar, onlara Allah'ın (felaket) günlerini hatırlat. Şüphe yok ki bunda her sabredip şükreden için nice ibretler vardır.
İbrâhîm Suresi 5. ayet, Hz. Musa'nın peygamberlik görevinin temel unsurlarını ve bu görevin hedef kitlesi üzerindeki etkisini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, ilahi mesajın karanlıklardan aydınlığa çıkarma ve Allah'ın kudretini hatırlatma işlevini vurgularken, bu mesajın ancak sabreden ve şükredenler için birer ibret vesilesi olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'irsâl' kelimesini bir şeyi serbest bırakmak, salıvermek ve birini bir yere göndermek olarak açıklar. Ayetteki 'erselnâ' ifadesi, Allah'ın Musa'yı bir elçi olarak, belirli bir mesaj ve görevle halkına göndermesini ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir gönderme değil, aynı zamanda ilahi bir yetkilendirme ve görevlendirmedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'irsâl' fiilinin mecazi kullanımlarına dikkat çeker. Burada 'irsâl', Musa'ya peygamberlik görevinin tevdi edilmesi ve onun bu görevle halkına yönlendirilmesi anlamındadır. Bu, ilahi iradenin bir tecellisi olarak Musa'nın seçilip görevlendirilmesini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ihrâc' kelimesini bir şeyi bir yerden dışarı çıkarmak olarak tanımlar. Ayetteki 'ahric' emri, Musa'nın kavmini küfür, şirk ve cehalet gibi manevi 'zulümât'tan, iman, tevhid ve hidayet 'nûr'una çıkarması gerektiğini ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir çıkış değil, aynı zamanda zihinsel ve ruhsal bir dönüşümdür.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hurûc' kökünün farklı anlamlarını ele alırken, 'ihrâc'ın bir şeyi bir durumdan başka bir duruma geçirme anlamını vurgular. Ayetteki bağlamda, bu, kavmi sapkınlıktan doğru yola, esaretten özgürlüğe, cehaletten bilgiye çıkarma eylemini kapsar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zulümât' kavramının Kur'an'daki temel anlamının sadece fiziksel karanlık olmadığını, aksine manevi ve ahlaki bir karanlığı, yani küfrü, şirki, cehaleti ve doğru yoldan sapmayı temsil ettiğini belirtir. Ayetteki 'minel-zulümât' ifadesi, Musa'nın kavminin içinde bulunduğu bu olumsuz durumdan kurtarılmasını hedefler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulmet' kelimesini ışığın yokluğu olarak tanımlar ve Kur'an'da genellikle küfür ve sapkınlık için mecazi olarak kullanıldığını belirtir. Burada 'zulümât', çoğul olarak, farklı türdeki sapkınlıkları ve yanlış inançları kapsayan geniş bir manevi karanlık yelpazesini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nûr' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın kendisi, O'nun vahyettiği kitap (Kur'an), peygamberler ve iman gibi hidayet kaynaklarını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ilen-nûr' ifadesi, Musa'nın kavminin küfür ve cehalet karanlıklarından iman ve hidayet aydınlığına çıkarılmasını amaçlar.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'nûr'u, bir şeyi açığa çıkaran ve gösteren şey olarak tanımlar. Kur'an bağlamında ise bu, hakikati ortaya koyan, doğru yolu gösteren ilahi rehberliktir. Ayetteki 'nûr', tevhidin, ilahi vahyinin ve doğru yaşam biçiminin getirdiği aydınlığı simgeler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'eyyâm' kelimesinin 'yevm'in çoğulu olduğunu ve Kur'an'da bazen belirli olayların yaşandığı zaman dilimlerini ifade ettiğini belirtir. 'Eyyâmullah' (Allah'ın günleri) ifadesi, Allah'ın geçmişte peygamberlerini desteklediği, zalimleri helak ettiği ve mucizeler gösterdiği önemli olayları ve bu olayların yaşandığı günleri kapsar. Bu, ibret alınması gereken ilahi müdahalelerdir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'eyyâmullah' tabirinin, Allah'ın kullarına yönelik lütuf ve ihsanlarını veya onlara yönelik azap ve intikamını gösteren olayları ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'zekkirhum bi-eyyâmillah' emri, Musa'nın kavmine Allah'ın geçmişteki kudretini ve adaletini hatırlatarak onları uyarmasını ve doğru yola sevk etmesini amaçlar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sabbâr' kelimesinin 'sabır' kökünden türeyen mübalağa sıfatı olduğunu ve çokça sabreden, sabrı bir karakter haline getirmiş kişiyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'li-külli sabbârin', ilahi mesajdan ders çıkarabilmek için zorluklara karşı sebat gösteren, direnen ve sabrını sürdüren her bireyin önemini vurgular.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sabır'ı nefsi hoşlanmadığı şeylerden alıkoymak olarak tanımlar. 'Sabbâr' ise bu vasfı sürekli ve yoğun bir şekilde taşıyan kişidir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın ayetlerinden ibret almak ve doğru yolu bulmak için karşılaşılan zorluklara, imtihanlara ve nefsin arzularına karşı büyük bir direnç ve sebat gösteren kişiyi ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şekûr' kelimesinin 'şükür' kökünden türeyen mübalağa sıfatı olduğunu ve Allah'ın nimetlerine karşı sürekli ve içten bir minnettarlık duyan, bu minnettarlığı söz ve fiilleriyle gösteren kişiyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'şekûr', Allah'ın lütuflarını idrak edip bunlara karşılık veren, böylece ilahi mesajdan daha fazla istifade eden kişiyi tanımlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şükür'ü, nimet verenin nimetini bilmek ve onu övmek olarak açıklar. 'Şekûr' ise bu vasfı sürekli ve yoğun bir şekilde taşıyan kişidir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın ayetlerinden ders çıkarabilmek için O'nun nimetlerini takdir eden, şükreden ve bu sayede kalbi hidayete açık olan her bireyin önemini vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.