Vece'alû li(A)llâhi endâden liyudillû ‘an sebîlih(i)(k) kul temette'û fe-inne masîrakum ilâ-nnâr(i)
Allah'ın yolundan saptırmak için O'na ortaklar koştular. De ki: "Bir süre daha faydalanın. Çünkü varışınız ateşedir."
Allah'ın yolundan saptırmak için Allah'a eşler koştular. De ki: "Şimdilik eğleniniz! Çünkü varacağınız yer ateştir. "
Bu ayet, müşriklerin Allah'a ortak koşmalarını ve bunun sonucunda karşılaşacakları akıbeti ele almaktadır. Anahtar kavramlar, şirk eylemini, bu eylemin amacını ve nihai sonucu dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ned (ند) kelimesi, bir şeyin benzeri ve dengi anlamına gelir. Ayetteki 'endâden' (أندادًا) ise, Allah'a denk tutulan, O'nunla birlikte ibadet edilen veya O'na ortak koşulan varlıkları ifade eder. Bu, Allah'ın birliğine aykırı bir durumdur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Endâd (أنداد) kelimesi, Allah'a ortak koşulan, O'nunla birlikte tapılan putlar veya benzeri şeyler için kullanılır. Bu ayette, müşriklerin Allah'a denk tuttukları ve O'nun yolundan saptırmak için kullandıkları varlıkları ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'nedd' (ند) kavramı, Allah'ın mutlak birliğine karşı çıkan, O'na eş veya ortak koşma eylemini ifade eder. 'Endâd' (أنداد) ise, bu eşleri veya ortakları temsil eder ve tevhidin zıddı olan şirki vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Dalâl (ضلال), doğru yoldan sapmak, şaşırmak demektir. Ayetteki 'li-yudillû' (لِّيُضِلُّوا۟) ifadesi, müşriklerin Allah'a ortak koşmalarının amacının, insanları Allah'ın dininden ve doğru yolundan uzaklaştırmak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dalâl (ضلال), doğru yoldan ayrılmak, hedefi şaşırmak anlamına gelir. 'Li-yudillû' (لِّيُضِلُّوا۟) fiili, başkalarını saptırmak, doğru yoldan çıkarmak anlamındadır. Burada, müşriklerin kendi sapkınlıklarıyla yetinmeyip başkalarını da saptırma gayretini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Dalâl (ضلال) kökü, Kur'an'da hem kişinin kendi sapkınlığını hem de başkalarını saptırma eylemini ifade eder. Bu ayette, 'li-yudillû' (لِّيُضِلُّوا۟) fiili, müşriklerin Allah'a ortak koşarak insanları tevhid inancından uzaklaştırma çabasını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sebîl (سبيل), yol demektir. Kur'an'da genellikle 'Allah'ın yolu' (سبيل الله) olarak geçer ve O'nun dini, şeriatı, emirleri ve yasakları anlamına gelir. Ayetteki 'sebîlihî' (سَبِيلِهِۦ) ifadesi, Allah'ın insanlık için belirlediği doğru ve hak yolu ifade eder.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Sebîl (سبيل), gidilen yol demektir. Kur'an'da mecazi olarak 'Allah'ın yolu' (سبيل الله) ifadesi, O'nun rızasına uygun olan, O'na ulaştıran din ve şeriatı temsil eder. Bu ayette, müşriklerin saptırmaya çalıştığı yol, Allah'ın tevhid dinidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Metâ' (متاع), faydalanılan, yararlanılan şey demektir. 'Temettû' (تمتع) fiili ise, bir şeyden kısa bir süre faydalanmak, geçici olarak zevk almak anlamına gelir. Ayetteki 'temettû' (تَمَتَّعُوا۟) emri, müşriklere dünya hayatının geçici zevklerinden istedikleri kadar faydalanmaları için bir tehdit ve uyarıdır, zira sonları bellidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Metâ' (متاع) kelimesi, dünya hayatının geçici ve fani nimetlerini ifade eder. 'Temettû' (تَمَتَّعُوا۟) fiili, bu geçici nimetlerden istifade etmeyi emreder gibi görünse de, aslında bu emrin ardında bir tehdit ve kınama vardır; çünkü bu zevklerin sonu azaptır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sayr (صير), bir halden başka bir hale geçmek, dönüşmek demektir. Masîr (مصير) ise, varılacak yer, dönüş yeri ve nihai akıbet anlamına gelir. Ayetteki 'masîrakum' (مَصِيرَكُمْ) ifadesi, müşriklerin dünya hayatındaki sapkınlıklarının kaçınılmaz sonucunun cehennem ateşi olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Masîr (مصير), bir şeyin sonu, akıbeti ve varacağı yerdir. Bu ayette, Allah'a ortak koşan ve insanları saptıranların dünya hayatındaki geçici zevklerinin ardından karşılaşacakları kesin ve nihai sonun cehennem ateşi olduğu belirtilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nâr (نار), bilinen ateştir. Kur'an'da genellikle ahiretteki azap yeri olan cehennem ateşi için kullanılır. Ayetteki 'en-nâr' (ٱلنَّارِ) ifadesi, Allah'a ortak koşanların ve insanları saptıranların nihai varış yerinin, şiddetli azabın olduğu cehennem ateşi olduğunu açıkça belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nâr (نار), cehennemin adıdır. Bu ayette, müşriklerin ve sapkınların dünya hayatındaki amellerinin karşılığı olarak gidecekleri azap yurdunu, yani cehennemi ifade eder.
İbrâhîm Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(30) (Ve cealû lillâhi endâden li yudıllû an sebîlihî kul temetteû fe inne masîrekum ilen nâr.)
“Allah'ın yolundan saptırmak için Allah'a eşler koştular. De ki: "Şimdilik eğleniniz! Çünkü varacağınız yer ateştir. " Ateş olarak ifâde edilen bu varılacak yer diğer bir şekilde kendilerini bu hakîkâtlerden perdelemiş olanlara bu hakîkâtler açıldığı zaman vicdanen duyacakları azâb’tır.