Nebbi/ ‘ibâdî ennî enâ-lġafûru-rrahîm(u)
(49-50) Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.
Kullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayıcı ve pek merhamet ediciyim.
Hicr Suresi'nin 49. ayeti, Allah'ın kullarına yönelik rahmet ve mağfiretini vurgularken, aynı zamanda azabının şiddetine de işaret etmektedir. Ayet, peygambere hitaben, Allah'ın bu iki zıt niteliğini kullarına bildirmesini emretmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nebe' kelimesi, faydalı, büyük ve hakkında bilgi edinilen haber demektir. 'Enbe'tühu' ve 'nebba'tühu' fiilleri, birine haber vermek anlamına gelir. Ayetteki 'Nebbi'' emri, peygamberin Allah'tan aldığı bu önemli bilgiyi kullara ulaştırma görevini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nebe' fiili, bir şeyi bildirmek, haber vermek manasındadır. Ayetteki kullanımında, Allah'ın sıfatlarını kullara tebliğ etme emri olarak anlaşılır. Bu, sadece bir bilgi aktarımı değil, aynı zamanda bir uyarı ve müjde niteliği taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Abd kelimesi, boyun eğmek, itaat etmek anlamına gelir. 'İbad' ise bu kelimenin çoğuludur ve Allah'a kulluk eden, O'na boyun eğen varlıkları ifade eder. Ayette 'kullarım' ifadesi, Allah'ın insanlara olan yakınlığını ve onlara hitabını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'abd' kavramı, insanın Allah karşısındaki mutlak bağımlılığını ve O'na karşı sorumluluğunu ifade eder. 'İbadî' ifadesi, Allah'ın insanlara olan özel ilgisini ve onları kendi kulları olarak tanımlamasını vurgular, bu da bir aidiyet ve yakınlık ilişkisini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğafr kelimesi, bir şeyi örterek korumak demektir. 'Ğafûr' ise Allah'ın sıfatlarından olup, günahları çokça bağışlayan, örten anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın kullarına karşı engin merhametini ve günahlarını affetme kudretini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ğafûr, Allah'ın esma-i hüsnasından olup, kullarının günahlarını örten, onları cezalandırmayan ve affeden demektir. Bu ayette, Allah'ın kullarına yönelik affediciliğinin bir müjdesi olarak zikredilmiştir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Ğafûr kelimesi, Kur'an'da Allah'ın affedicilik ve bağışlayıcılık sıfatını ifade eder. Bu sıfat, Allah'ın kullarına karşı olan rahmetinin bir tezahürüdür ve tövbe edenlerin günahlarını bağışlayacağını bildirir. Ayetteki bağlamda, kullara umut veren bir mesajdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahmet kelimesi, acımak, şefkat göstermek anlamına gelir. 'Rahîm' ise Allah'ın sıfatlarından olup, kullarına çokça merhamet eden, onlara nimetler veren demektir. Ayetteki 'Rahîm' sıfatı, Allah'ın kullarına olan şefkatini ve onlara karşı lütfunu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rahîm, Allah'ın kullarına özel olarak merhamet eden, onlara dünyada ve ahirette lütufta bulunan sıfatıdır. Bu ayette, 'Ğafûr' sıfatıyla birlikte zikredilerek, Allah'ın bağışlayıcılığının merhametinden kaynaklandığına işaret edilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'rahmet' kavramı, Allah'ın yaratılmışlara karşı gösterdiği şefkat, lütuf ve ihsanı ifade eder. 'Rahîm' sıfatı, bu rahmetin sürekli ve kapsamlı olduğunu vurgular. Ayetteki kullanımı, Allah'ın kullarına karşı olan sonsuz merhametini ve onlara olan sevgisini belirtir.
Hicr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bu bir müjde âyetdir. Cenâb-ı Hakk, Zât mertebesinden Risâlet mertebesine hitap etmekte, kendisinin “Gafûr” ve “Rahîm” olduğunu kullarına haber vermesini emretmektedir.
“Nebbi’” kelimesi “nebe’” kökünden gelir ve “haber vermek”, “bildirmek” ma’nâsınadır.
“İbâdî”, “benim Zâtî kullarım”, “Zâtî tecellîme mazhâr olanlar” demektir. Kelimenin sonuna gelen Ye harfi “yakîn” in sembolüdür. İbn Arâbi Hz.’leri “el yakîn-i hüvel Hakk” yâni “yakîn Hakk’ın ta kendisidir” buyurmuştur. “Onlarda zuhûrda olan Benim,” demektir. “Yakîn” hakkında geniş îzâh sûrenin son ((99)’uncu) âyetinde gelecektir.
“Ennî ene”, “muhakkak ki Ben, Ben” demektir. “Ben” ifâdesinin iki defâ vurgulanması dikkat çekicidir. Bu “Ben”lerden ilki Zât-ı İlâhî’yi, ikincisi ise O’nun esmâ ve sıfât tecellîlerini ifâde etmektedir, diyebiliriz. İkinci “Ben”i ayrıca, Zâtî zuhûr mahalli olan İnsân-ı Kâmillere işâret olarak da düşünebiliriz.
“Gafûrur rahîm”. “Gafûr” ve “Rahîm”, Hakk’ın esmâ-i hüsnâsından ikisidir. “Gafûr”, “örten”, “gizleyen” veya “bağışlayan” ma’nâsındadır. “İstiğfar” kelimesi aynı kökten gelir. Bu esmâ, Kur’ân’da genellikle “Rahîm” esmâsıyla birlikte kullanılır. Bu, affediciliğin Hakk’ın rahmetinden kaynaklandığı şeklinde düşünülebilir.
“Gafûrur rahîm” ifâdesine enfüsî olarak da bakalım. Seyrin başındaki bir sâlik, günâhlarından tövbe ve istiğfar ederek “Gafûr” esmâsına sığınır. Seyrinin ortasında, izâfî benliğini ve kesret anlayışını “Gafûr” esmâsı ile örterek “fenâ”ya yâni ilâhi benliğine ulaşır. Ardından, “Rahîm” esmâsının tecellîsine mazhâr olup “bakâ”ya kavuşur, kesrette vahdeti müşâhede eder. Ve nihâyet Hakk’ın halîfesi olarak görev alıp, “Gafûr” ve “Rahîm” esmâlarıyla tahakkuk eder, âdeta onlara tercüman olur. Ayrıca, seyrinde yardımcı olduğu sâliklerin nefsânî sıfatlarını ve beşerî kusurlarını “Gafûr” esmâsı ile örter ve “Rahîm” esmâsının tecellîsiyle onların gönüllerine irfâniyyet tohumları ilkâ eder.
“Gafûrur rahîm” ifâdesini bir önceki âyetteki îzâhın devâ-mı olarak değerlendirirsek, şöyle bir yorum yapabiliriz: Kişi her ne kadar bakâ-billâh mertebesinde de olsa, üzerinde cismânî beden yükü olduğu müddetçe aralıksız olarak Zâtî tecellî hâliyle yaşayamaz, bu beden bu yükü kaldırmaz. “Hakka’l-yakîn” olarak da ifâde edilen bu yaşantı zaman zaman olur, içine girilir ve çıkılır, devamlı olmaz. İşte Cenâb-ı Hakk bu husûsta kulunu tesellî ediyor, temîn ve teskîn ediyor, zaman zaman dünyâ hayâtındaki vazîfelerini yerine getirmek için dünyâya dönmekten ötürü mes’ûl olmadığını kendisine bildiriyor. " T.O.C.C."
Âyet 50
وَاَنَّ عَذَاب۪ي هُوَ الْعَذَابُ الْاَل۪يمُ
Ve enne azâbî huvel azâbul elîm.
~ ~ ~
azâbımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.