İçeriğe atla
Hicr 49Cüz 14 · Sayfa 264

Hicr Sûresi 49. Âyet

الحجر

Sohbete sor

Nebbi/ ‘ibâdî ennî enâ-lġafûru-rrahîm(u)

(49-50) Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.

Hicr Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Bu bir müjde âyetdir. Cenâb-ı Hakk, Zât mertebesinden Risâlet mertebesine hitap etmekte, kendisinin “Gafûr” ve “Rahîm” olduğunu kullarına haber vermesini emretmektedir.

Nebbi’” kelimesi “nebe’” kökünden gelir ve “haber vermek”, “bildirmek” ma’nâsınadır.

İbâdî”, “benim Zâtî kullarım”, “Zâtî tecellîme mazhâr olanlar” demektir. Kelimenin sonuna gelen Ye harfi “yakîn” in sembolüdür. İbn Arâbi Hz.’leri “el yakîn-i hüvel Hakk” yâni “yakîn Hakk’ın ta kendisidir” buyurmuştur. “Onlarda zuhûrda olan Benim,” demektir. “Yakîn” hakkında geniş îzâh sûrenin son ((99)’uncu) âyetinde gelecektir.

Ennî ene”, “muhakkak ki Ben, Ben” demektir. “Ben” ifâdesinin iki defâ vurgulanması dikkat çekicidir. Bu “Ben”lerden ilki Zât-ı İlâhî’yi, ikincisi ise O’nun esmâ ve sıfât tecellîlerini ifâde etmektedir, diyebiliriz. İkinci “Ben”i ayrıca, Zâtî zuhûr mahalli olan İnsân-ı Kâmillere işâret olarak da düşünebiliriz.

Gafûrur rahîm”. “Gafûr” ve “Rahîm”, Hakk’ın esmâ-i hüsnâsından ikisidir. “Gafûr”, “örten”, “gizleyen” veya “bağışlayan” ma’nâsındadır. “İstiğfar” kelimesi aynı kökten gelir. Bu esmâ, Kur’ân’da genellikle “Rahîm” esmâsıyla birlikte kullanılır. Bu, affediciliğin Hakk’ın rahmetinden kaynaklandığı şeklinde düşünülebilir.

“Gafûrur rahîm” ifâdesine enfüsî olarak da bakalım. Seyrin başındaki bir sâlik, günâhlarından tövbe ve istiğfar ederek “Gafûr” esmâsına sığınır. Seyrinin ortasında, izâfî benliğini ve kesret anlayışını “Gafûr” esmâsı ile örterek “fenâ”ya yâni ilâhi benliğine ulaşır. Ardından, “Rahîm” esmâsının tecellîsine mazhâr olup “bakâ”ya kavuşur, kesrette vahdeti müşâhede eder. Ve nihâyet Hakk’ın halîfesi olarak görev alıp, “Gafûr” ve “Rahîm” esmâlarıyla tahakkuk eder, âdeta onlara tercüman olur. Ayrıca, seyrinde yardımcı olduğu sâliklerin nefsânî sıfatlarını ve beşerî kusurlarını “Gafûr” esmâsı ile örter ve “Rahîm” esmâsının tecellîsiyle onların gönüllerine irfâniyyet tohumları ilkâ eder.

“Gafûrur rahîm” ifâdesini bir önceki âyetteki îzâhın devâ-mı olarak değerlendirirsek, şöyle bir yorum yapabiliriz: Kişi her ne kadar bakâ-billâh mertebesinde de olsa, üzerinde cismânî beden yükü olduğu müddetçe aralıksız olarak Zâtî tecellî hâliyle yaşayamaz, bu beden bu yükü kaldırmaz. “Hakka’l-yakîn” olarak da ifâde edilen bu yaşantı zaman zaman olur, içine girilir ve çıkılır, devamlı olmaz. İşte Cenâb-ı Hakk bu husûsta kulunu tesellî ediyor, temîn ve teskîn ediyor, zaman zaman dünyâ hayâtındaki vazîfelerini yerine getirmek için dünyâya dönmekten ötürü mes’ûl olmadığını kendisine bildiriyor. " T.O.C.C."


Âyet 50

وَاَنَّ عَذَاب۪ي هُوَ الْعَذَابُ الْاَل۪يمُ

Ve enne azâbî huvel azâbul elîm.

~ ~ ~
azâbımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)