İçeriğe atla
TefsirHicr
Sure 15Mekkî99 ayet

Hicr

Hicr

الحجر

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ

1Cüz 14 · Sayfa 262

الٓر ۚ تِلْكَ ءَايَـٰتُ ٱلْكِتَـٰبِ وَقُرْءَانٍ مُّبِينٍ

Elif-lâm-râ(c) tilke âyâtu-lkitâbi vekur-ânin mubîn(in)

Elif Lam Ra. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir.

2Cüz 14 · Sayfa 262

رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ كَانُوا۟ مُسْلِمِينَ

Rubemâ yeveddu-lleżîne keferû lev kânû muslimîn(e)

İnkar edenler, "Keşke müslüman olsaydık" diye çok arzu edeceklerdir.

3Cüz 14 · Sayfa 262

ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا۟ وَيَتَمَتَّعُوا۟ وَيُلْهِهِمُ ٱلْأَمَلُ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

Żerhum ye/kulû veyetemette'û veyulhihimu-l-emel(u)(s) fesevfe ya'lemûn(e)

Bırak onları yesinler (içsinler), yararlansınlar; emelleri onları oyalayadursun. İleride (gerçeği) bilecekler.

4Cüz 14 · Sayfa 262

وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَّعْلُومٌ

Vemâ ehleknâ min karyetin illâ velehâ kitâbun ma'lûm(un)

Helak ettiğimiz her memleketin mutlaka bilinen bir yazısı (belli vakti) vardır.

5Cüz 14 · Sayfa 262

مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ

Mâ tesbiku min ummetin ecelehâ vemâ yeste/ḣirûn(e)

Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de kalamaz.

6Cüz 14 · Sayfa 262

وَقَالُوا۟ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِى نُزِّلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ

Ve kâlû yâ eyyuhâ-lleżî nuzzile ‘aleyhi-żżikru inneke lemecnûn(un)

Dediler ki: "Ey kendisine Zikir (Kur'an) indirilen kimse! Sen mutlaka delisin!"

7Cüz 14 · Sayfa 262

لَّوْ مَا تَأْتِينَا بِٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ

Lev mâ te/tînâ bilmelâ-iketi in kunte mine-ssâdikîn(e)

"Eğer doğru söyleyenlerden isen bize melekleri getirsene!"

8Cüz 14 · Sayfa 262

مَا نُنَزِّلُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَمَا كَانُوٓا۟ إِذًا مُّنظَرِينَ

Mâ nunezzilu-lmelâ-ikete illâ bilhakki vemâ kânû iżen munzarîn(e)

Biz, melekleri ancak hak ve hikmete uygun olarak indiririz. O zaman da onlara mühlet verilmez.

9Cüz 14 · Sayfa 262

إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا ٱلذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَـٰفِظُونَ

İnnâ nahnu nezzelnâ-żżikra ve-innâ lehu lehâfizûn(e)

Şüphesiz o Zikr'i (Kur'an'ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.

10Cüz 14 · Sayfa 262

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى شِيَعِ ٱلْأَوَّلِينَ

Velekad erselnâ min kablike fî şiye'i-l-evvelîn(e)

Ey Muhammed! Andolsun, senden önceki topluluklara da peygamber gönderdik.

11Cüz 14 · Sayfa 262

وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ

Vemâ ye/tîhim min rasûlin illâ kânû bihi yestehzi-ûn(e)

Onlar kendilerine gelen her peygamberle alay ediyorlardı.

12Cüz 14 · Sayfa 262

كَذَٰلِكَ نَسْلُكُهُۥ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ

Keżâlike neslukuhu fî kulûbi-lmucrimîn(e)

Aynı şekilde (onların tutumlarına uygun olarak) biz onu suçluların kalbine sokarız.

13Cüz 14 · Sayfa 262

لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ ۖ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ

Lâ yu/minûne bih(i)(s) vekad ḣalet sunnetu-l-evvelîn(e)

Önceki milletlerin (helakine dair Allah'ın) kanunu geçmiş iken onlar buna (Kur'an'a) inanmazlar.

14Cüz 14 · Sayfa 262

وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّوا۟ فِيهِ يَعْرُجُونَ

Velev fetahnâ ‘aleyhim bâben mine-ssemâ-i fezallû fîhi ya'rucûn(e)

(14-15) Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıkmaya koyulsalar, yine "Gözlerimiz döndürüldü, biz herhalde büyülenmiş bir toplumuz" derlerdi.

15Cüz 14 · Sayfa 262

لَقَالُوٓا۟ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَـٰرُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَّسْحُورُونَ

Lekâlû innemâ sukkirat ebsârunâ bel nahnu kavmun meshûrûn(e)

(14-15) Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıkmaya koyulsalar, yine "Gözlerimiz döndürüldü, biz herhalde büyülenmiş bir toplumuz" derlerdi.

16Cüz 14 · Sayfa 263

وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِى ٱلسَّمَآءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّـٰهَا لِلنَّـٰظِرِينَ

Velekad ce'alnâ fî-ssemâ-i burûcen vezeyyennâhâ linnâzirîn(e)

Andolsun, biz gökte burçlar yaptık ve onu, bakanlar için süsledik.

17Cüz 14 · Sayfa 263

وَحَفِظْنَـٰهَا مِن كُلِّ شَيْطَـٰنٍ رَّجِيمٍ

Vehafiznâhâ min kulli şeytânin racîm(in)

Onu kovulmuş her şeytandan koruduk.

18Cüz 14 · Sayfa 263

إِلَّا مَنِ ٱسْتَرَقَ ٱلسَّمْعَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ مُّبِينٌ

İllâ meni-steraka-ssem'a feetbe'ahu şihâbun mubîn(un)

Ancak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ateş takip etmektedir.

19Cüz 14 · Sayfa 263

وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَـٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَىْءٍ مَّوْزُونٍ

Vel-arda medednâhâ veelkaynâ fîhâ ravâsiye veenbetnâ fîhâ min kulli şey-in mevzûn(in)

Yeri de yaydık, ona sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü (bir biçimde) her şeyi bitirdik.

20Cüz 14 · Sayfa 263

وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَـٰيِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ

Vece'alnâ lekum fîhâ me'âyişe vemen lestum lehu birâzikîn(e)

Orada hem sizin için, hem de sizin rızık vermediğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik.

21Cüz 14 · Sayfa 263

وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرٍ مَّعْلُومٍ

Ve-in min şey-in illâ ‘indenâ ḣazâ-inuhu vemâ nunezziluhu illâ bikaderin ma'lûm(in)

Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.

22Cüz 14 · Sayfa 263

وَأَرْسَلْنَا ٱلرِّيَـٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَسْقَيْنَـٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمْ لَهُۥ بِخَـٰزِنِينَ

Veerselnâ-rriyâha levâkiha feenzelnâ mine-ssemâ-i mâen feeskaynâkumûhu vemâ entum lehu biḣâzinîn(e)

Rüzgarları da aşılayıcı olarak gönderip yukarıdan su indirerek sizi onunla suladık. Onu toplayıp depolayan da siz değilsiniz.

23Cüz 14 · Sayfa 263

وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَنَحْنُ ٱلْوَٰرِثُونَ

Ve-innâ lenahnu nuhyî venumîtu venahnu-lvâriśûn(e)

Hiç şüphesiz biz diriltir, biz öldürürüz ve biz (her şeye gerçek) varisleriz

24Cüz 14 · Sayfa 263

وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ مِنكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ

Velekad ‘alimnâ-lmustakdimîne minkum velekad ‘alimnâ-lmuste/ḣirîn(e)

Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, sonraya kalanları da.

25Cüz 14 · Sayfa 263

وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ ۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٌ

Ve-inne rabbeke huve yahşuruhum(c) innehu hakîmun ‘alîm(un)

Şüphesiz senin Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.

26Cüz 14 · Sayfa 263

وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ مِن صَلْصَـٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ

Velekad ḣaleknâ-l-insâne min salsâlin min hame-in mesnûn(in)

Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık.

27Cüz 14 · Sayfa 263

وَٱلْجَآنَّ خَلَقْنَـٰهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ

Velcânne ḣaleknâhu min kablu min nâri-ssemûm(i)

Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık.

28Cüz 14 · Sayfa 263

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ إِنِّى خَـٰلِقٌۢ بَشَرًا مِّن صَلْصَـٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ

Ve-iż kâle rabbuke lilmelâ-iketi innî ḣâlikun beşeran min salsâlin min hame-in mesnûn(in)

(28-29) Hani Rabbin meleklere, "Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin" demişti.

29Cüz 14 · Sayfa 263

فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَـٰجِدِينَ

Fe-iżâ sevveytuhu venefaḣtu fîhi min rûhî feka'û lehu sâcidîn(e)

(28-29) Hani Rabbin meleklere, "Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin" demişti.

30Cüz 14 · Sayfa 263

فَسَجَدَ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ

Fesecede-lmelâ-iketu kulluhum ecme'ûn(e)

Bunun üzerine bütün melekler saygı ile eğildiler.

31Cüz 14 · Sayfa 263

إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّـٰجِدِينَ

İllâ iblîse ebâ en yekûne me'a-ssâcidîn(e)

Ancak İblis, saygı ile eğilenlerle beraber olmaktan kaçındı.

32Cüz 14 · Sayfa 264

قَالَ يَـٰٓإِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّـٰجِدِينَ

Kâle yâ iblîsu mâ leke ellâ tekûne me'a-ssâcidîn(e)

Allah, "Ey İblis! Saygı ile eğilenlerle beraber olmamandaki maksadın ne?" dedi.

33Cüz 14 · Sayfa 264

قَالَ لَمْ أَكُن لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُۥ مِن صَلْصَـٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ

Kâle lem ekun li-escude libeşerin ḣalaktehu min salsâlin min hame-in mesnûn(in)

İblis dedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş balçıktan yarattığın insan için saygı ile eğilemem."

34Cüz 14 · Sayfa 264

قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ

Kâle faḣruc minhâ fe-inneke racîm(un)

(34-35) Allah, "Öyleyse çık oradan, çünkü sen kovuldun. Şüphesiz hesap gününe kadar lanet senin üzerinedir" dedi.

35Cüz 14 · Sayfa 264

وَإِنَّ عَلَيْكَ ٱللَّعْنَةَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ

Ve-inne ‘aleyke-lla'nete ilâ yevmi-ddîn(i)

(34-35) Allah, "Öyleyse çık oradan, çünkü sen kovuldun. Şüphesiz hesap gününe kadar lanet senin üzerinedir" dedi.

36Cüz 14 · Sayfa 264

قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Kâle rabbi feenzirnî ilâ yevmi yub'aśûn(e)

İblis: "Rabbim! Öyle ise onların tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver" dedi.

37Cüz 14 · Sayfa 264

قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ

Kâle fe-inneke mine-lmunzarîn(e)

(37-38) Allah da, "O halde, sen vakti (yalnızca benim tarafımdan) bilinen güne (kıyamete) kadar mühlet verilenlerdensin" dedi.

38Cüz 14 · Sayfa 264

إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ

İlâ yevmi-lvakti-lma'lûm(i)

(37-38) Allah da, "O halde, sen vakti (yalnızca benim tarafımdan) bilinen güne (kıyamete) kadar mühlet verilenlerdensin" dedi.

39Cüz 14 · Sayfa 264

قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغْوَيْتَنِى لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ

Kâle rabbi bimâ aġveytenî leuzeyyinenne lehum fî-l-ardi veleuġviyennehum ecma'în(e)

(39-40) İblis, "Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlasa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım" dedi.

40Cüz 14 · Sayfa 264

إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ

İllâ ‘ibâdeke minhumu-lmuḣlasîn(e)

(39-40) İblis, "Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlasa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım" dedi.

41Cüz 14 · Sayfa 264

قَالَ هَـٰذَا صِرَٰطٌ عَلَىَّ مُسْتَقِيمٌ

Kâle hâżâ sirâtun ‘aleyye mustekîm(un)

(41-42) Allah, "İşte bu bana ulaştıran dosdoğru yoldur. Azgınlardan sana uyanlar dışında, kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin yoktur" dedi.

42Cüz 14 · Sayfa 264

إِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَـٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ

İnne ‘ibâdî leyse leke ‘aleyhim sultânun illâ meni-ttebe'ake mine-lġâvîn(e)

(41-42) Allah, "İşte bu bana ulaştıran dosdoğru yoldur. Azgınlardan sana uyanlar dışında, kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin yoktur" dedi.

43Cüz 14 · Sayfa 264

وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ

Ve-inne cehenneme lemev'iduhum ecma'în(e)

Şüphesiz cehennem, onların hepsinin buluşacağı yerdir.

44Cüz 14 · Sayfa 264

لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَٰبٍ لِّكُلِّ بَابٍ مِّنْهُمْ جُزْءٌ مَّقْسُومٌ

Lehâ seb'atu ebvâbin likulli bâbin minhum cuz-un maksûm(un)

Onun yedi kapısı vardır ve her kapıya onlardan bir grup ayrılmıştır.

45Cüz 14 · Sayfa 264

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ

İnne-lmuttekîne fî cennâtin ve'uyûn(in)

Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, cennetler içinde ve pınarlar başındadır.

46Cüz 14 · Sayfa 264

ٱدْخُلُوهَا بِسَلَـٰمٍ ءَامِنِينَ

Udḣulûhâ biselâmin âminîn(e)

Onlara, "Girin oraya esenlikle, güven içinde" denilir.

47Cüz 14 · Sayfa 264

وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ إِخْوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ

Veneza'nâ mâ fî sudûrihim min ġillin iḣvânen ‘alâ sururin mutekâbilîn(e)

Biz, onların kalplerindeki kini söküp attık. Artık onlar sedirler üzerinde, kardeşler olarak karşılıklı otururlar.

48Cüz 14 · Sayfa 264

لَا يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ

Lâ yemessuhum fîhâ nasabun vemâ hum minhâ bimuḣracîn(e)

Onlara orada hiçbir yorgunluk dokunmaz, onlar oradan çıkarılacak da değillerdir.

49Cüz 14 · Sayfa 264

۞ نَبِّئْ عِبَادِىٓ أَنِّىٓ أَنَا ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ

Nebbi/ ‘ibâdî ennî enâ-lġafûru-rrahîm(u)

(49-50) Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.

50Cüz 14 · Sayfa 264

وَأَنَّ عَذَابِى هُوَ ٱلْعَذَابُ ٱلْأَلِيمُ

Veenne ‘ażâbî huve-l'ażâbu-l-elîm(u)

(49-50) Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.

51Cüz 14 · Sayfa 264

وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ

Venebbi/hum ‘an dayfi ibrâhîm(e)

Onlara İbrahim'in misafirlerinden de haber ver.

52Cüz 14 · Sayfa 265

إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَـٰمًا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ

İż deḣalû ‘aleyhi fekâlû selâmen kâle innâ minkum vecilûn(e)

Hani misafirler İbrahim'in yanına girmiş ve "Selam" demişlerdi. O da, "Gerçekten biz sizden korkuyoruz" demişti.

53Cüz 14 · Sayfa 265

قَالُوا۟ لَا تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَـٰمٍ عَلِيمٍ

Kâlû lâ tevcel innâ nubeşşiruke biġulâmin ‘alîm(in)

Onlar, "Korkma, biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler.

54Cüz 14 · Sayfa 265

قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِى عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِىَ ٱلْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ

Kâle ebeşşertumûnî ‘alâ en messeniye-lkiberu febime tubeşşirûn(i)

İbrahim, "Bana yaşlılık gelip çatmış iken beni mi müjdeliyorsunuz? Bana neyi müjdeliyorsunuz?" dedi.

55Cüz 14 · Sayfa 265

قَالُوا۟ بَشَّرْنَـٰكَ بِٱلْحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْقَـٰنِطِينَ

Kâlû beşşernâke bilhakki felâ tekun mine-lkânitîn(e)

"Biz sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma" dediler.

56Cüz 14 · Sayfa 265

قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ

Kâle vemen yaknetu min rahmeti rabbihi illâ-ddâllûn(e)

Dedi ki: "Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?"

57Cüz 14 · Sayfa 265

قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ

Kâle femâ ḣatbukum eyyuhâ-lmurselûn(e)

İbrahim, "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi.

58Cüz 14 · Sayfa 265

قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ

Kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmin mucrimîn(e)

Şöyle dediler: "Şüphesiz biz suçlu bir millete gönderildik.

59Cüz 14 · Sayfa 265

إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ

İllâ âle lûtin innâ lemuneccûhum ecme'în(e)

(59-60) Lut'un ailesi başka (Onlar suçlu değillerdir). Lut'un karısı dışında onların hepsini kurtaracağız. Biz, onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik.

60Cüz 14 · Sayfa 265

إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَآ ۙ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلْغَـٰبِرِينَ

İllâ-mraetehu kaddernâ(ﻻ) innehâ lemine-lġâbirîn(e)

(59-60) Lut'un ailesi başka (Onlar suçlu değillerdir). Lut'un karısı dışında onların hepsini kurtaracağız. Biz, onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik.

61Cüz 14 · Sayfa 265

فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلُونَ

Felemmâ câe âle lûtin(i)-lmurselûn(e)

(61-62) Elçiler (melekler) Lut'un ailesine gelince, Lut onlara, "Gerçekten siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.

62Cüz 14 · Sayfa 265

قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ

Kâle innekum kavmun munkerûn(e)

(61-62) Elçiler (melekler) Lut'un ailesine gelince, Lut onlara, "Gerçekten siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.

63Cüz 14 · Sayfa 265

قَالُوا۟ بَلْ جِئْنَـٰكَ بِمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَمْتَرُونَ

Kâlû bel ci/nâke bimâ kânû fîhi yemterûn(e)

Dediler ki: "Evet, fakat biz sana (kavminin) şüphe etmekte olduğu azabı getirdik."

64Cüz 14 · Sayfa 265

وَأَتَيْنَـٰكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّا لَصَـٰدِقُونَ

Veeteynâke bilhakki ve-innâ lesâdikûn(e)

"Biz, sana gerçeği getirdik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz."

65Cüz 14 · Sayfa 265

فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِّنَ ٱلَّيْلِ وَٱتَّبِعْ أَدْبَـٰرَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌ وَٱمْضُوا۟ حَيْثُ تُؤْمَرُونَ

Feesri bi-ehlike bikit'in mine-lleyli vettebi' edbârahum velâ yeltefit minkum ehadun vemdû hayśu tu/merûn(e)

"Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından git. Hiçbiriniz arkaya bakmasın. Emrolunduğunuz yere (doğru) geçin gidin."

66Cüz 14 · Sayfa 265

وَقَضَيْنَآ إِلَيْهِ ذَٰلِكَ ٱلْأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَـٰٓؤُلَآءِ مَقْطُوعٌ مُّصْبِحِينَ

Vekadaynâ ileyhi żâlike-l-emra enne dâbira hâulâ-i maktû'un musbihîn(e)

Ona şu durumu kesin olarak bildirdik: "Sabaha çıkarken onların sonu kesilmiş olacak."

67Cüz 14 · Sayfa 265

وَجَآءَ أَهْلُ ٱلْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ

Vecâe ehlu-lmedîneti yestebşirûn(e)

Şehir halkı sevinerek geldiler.

68Cüz 14 · Sayfa 265

قَالَ إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ ضَيْفِى فَلَا تَفْضَحُونِ

Kâle inne hâulâ-i dayfî felâ tefdahûn(i)

Lut, dedi ki: "Şüphesiz bunlar benim misafirlerimdir. Sakın beni rezil etmeyin."

69Cüz 14 · Sayfa 265

وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ

Vettekû(A)llâhe velâ tuḣzûn(i)

"Allah'a karşı gelmekten sakının, beni utandırmayın" dedi.

70Cüz 14 · Sayfa 265

قَالُوٓا۟ أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Kâlû eve lem nenheke ‘ani-l'âlemîn(e)

Onlar, "Biz seni insanlarla ilgilenmekten men etmemiş miydik" dediler.

71Cüz 14 · Sayfa 266

قَالَ هَـٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِىٓ إِن كُنتُمْ فَـٰعِلِينَ

Kâle hâulâ-i benâtî in kuntum fâ'ilîn(e)

Lut: "İşte kızlarım. Eğer yapacaksanız (onlarla evlenebilirsiniz)" dedi.

72Cüz 14 · Sayfa 266

لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِى سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ

Le'amruke innehum lefî sekratihim ya'mehûn(e)

(Melekler, Lut'a:) "Ömrüne andolsun ki onlar (şehvetten) gözleri dönmüş halde, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlar (Bu durumda asla seni dinlemezler)" dediler.

73Cüz 14 · Sayfa 266

فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ

Feeḣażet-humu-ssayhatu muşrikîn(e)

Derken güneşin doğuşu sırasında, o korkunç uğultulu ses onları yakalayıverdi.

74Cüz 14 · Sayfa 266

فَجَعَلْنَا عَـٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن سِجِّيلٍ

Fece'alnâ ‘âliyehâ sâfilehâ veemtarnâ ‘aleyhim hicâraten min siccîl(in)

Hemen onların altını üstüne getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.

75Cüz 14 · Sayfa 266

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ

İnne fî żâlike leâyâtin lilmutevessimîn(e)

Şüphesiz bunda düşünüp görebilen kimseler için ibretler vardır.

76Cüz 14 · Sayfa 266

وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍ مُّقِيمٍ

Ve-innehâ lebisebîlin mukîm(in)

O şehrin kalıntıları hala mevcut olan bir yol üstünde duruyor.

77Cüz 14 · Sayfa 266

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّلْمُؤْمِنِينَ

İnne fî żâlike leâyeten lilmu/minîn(e)

Şüphesiz bunda inananlar için bir ibret vardır.

78Cüz 14 · Sayfa 266

وَإِن كَانَ أَصْحَـٰبُ ٱلْأَيْكَةِ لَظَـٰلِمِينَ

Ve-in kâne ashâbu-l-eyketi lezâlimîn(e)

"Eyke" halkı da şüphesiz zalim idiler.

79Cüz 14 · Sayfa 266

فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٍ مُّبِينٍ

Fentekamnâ minhum ve-innehumâ lebi-imâmin mubîn(in)

Onlardan da intikam aldık. İkisi de (Lut kavminin yaşadığı Sodom ile Şu'ayb kavminin yaşadığı Eyke) belirgin bir anayol üzerinde idiler.

80Cüz 14 · Sayfa 266

وَلَقَدْ كَذَّبَ أَصْحَـٰبُ ٱلْحِجْرِ ٱلْمُرْسَلِينَ

Velekad keżżebe ashâbu-lhicri-lmurselîn(e)

Andolsun, Hicr halkı da peygamberleri yalanlamıştı.

81Cüz 14 · Sayfa 266

وَءَاتَيْنَـٰهُمْ ءَايَـٰتِنَا فَكَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ

Veâteynâhum âyâtinâ fekânû ‘anhâ mu'ridîn(e)

Biz, onlara ayetlerimizi vermiştik de onlardan yüz çevirmişlerdi.

82Cüz 14 · Sayfa 266

وَكَانُوا۟ يَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ

Vekânû yenhitûne mine-lcibâli buyûten âminîn(e)

Onlar güven içinde dağlardan evler yontuyorlardı.

83Cüz 14 · Sayfa 266

فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ

Feeḣażet-humu-ssayhatu musbihîn(e)

Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç uğultulu ses yakalayıverdi.

84Cüz 14 · Sayfa 266

فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ

Femâ aġnâ ‘anhum mâ kânû yeksibûn(e)

Kazanmakta oldukları şeyler kendilerine bir fayda vermedi.

85Cüz 14 · Sayfa 266

وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ ۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَـَٔاتِيَةٌ ۖ فَٱصْفَحِ ٱلصَّفْحَ ٱلْجَمِيلَ

Vemâ ḣaleknâ-ssemâvâti vel-arda vemâ beynehumâ illâ bilhakk(i)(k) ve-inne-ssâ'ate leâtiye(tun)(s) fasfehi-ssafha-lcemîl(e)

Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları ancak hakka ve hikmete uygun olarak yarattık. Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Sen şimdi güzel bir şekilde hoşgörü ile muamele et.

86Cüz 14 · Sayfa 266

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلْخَلَّـٰقُ ٱلْعَلِيمُ

İnne rabbeke huve-lḣallâku-l'alîm(u)

Şüphesiz, Rabbin hakkıyla yaratanın (ve her şeyi) bilenin ta kendisidir.

87Cüz 14 · Sayfa 266

وَلَقَدْ ءَاتَيْنَـٰكَ سَبْعًا مِّنَ ٱلْمَثَانِى وَٱلْقُرْءَانَ ٱلْعَظِيمَ

Velekad âteynâke seb'an mine-lmeśânî velkur-âne-l'azîm(e)

Andolsun, biz sana tekrarlanan yedi ayeti ve büyük Kur'an'ı verdik.

88Cüz 14 · Sayfa 266

لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ

Lâ temuddenne ‘ayneyke ilâ mâ metta'nâ bihi ezvâcen minhum velâ tahzen ‘aleyhim vaḣfid cenâhake lilmu/minîn(e)

Kafirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve mü'minlere (şefkat) kanadını indir.

89Cüz 14 · Sayfa 266

وَقُلْ إِنِّىٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلْمُبِينُ

Vekul innî enâ-nneżîru-lmubîn(u)

De ki: "Gerçekten ben, apaçık bir uyarıcıyım."

90Cüz 14 · Sayfa 266

كَمَآ أَنزَلْنَا عَلَى ٱلْمُقْتَسِمِينَ

Kemâ enzelnâ ‘alâ-lmuktesimîn(e)

Nitekim biz kendi kitaplarını parçalara ayıranlara da (kitap) indirmiştik.

91Cüz 14 · Sayfa 267

ٱلَّذِينَ جَعَلُوا۟ ٱلْقُرْءَانَ عِضِينَ

Elleżîne ce'alû-lkur-âne ‘idîn(e)

Ki onlar, (bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar ederek) Kur'an'ı da parça parça edenlerdir.

92Cüz 14 · Sayfa 267

فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ

Feverabbike lenes-elennehum ecme'în(e)

(92-93) Rabbine andolsun, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka soracağız.

93Cüz 14 · Sayfa 267

عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

‘Ammâ kânû ya'melûn(e)

(92-93) Rabbine andolsun, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka soracağız.

94Cüz 14 · Sayfa 267

فَٱصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ

Fasde' bimâ tu/meru vea'rid ‘ani-lmuşrikîn(e)

Ey Muhammed! Şimdi sen, sana emrolunanı açıkça ortaya koy ve Allah'a ortak koşanlara aldırış etme.

95Cüz 14 · Sayfa 267

إِنَّا كَفَيْنَـٰكَ ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ

İnnâ kefeynâke-lmustehzi-în(e)

(95-96) Şüphesiz biz, Allah ile beraber başka ilah edinen alaycılara karşı sana yeteriz. İlerde bilecekler.

96Cüz 14 · Sayfa 267

ٱلَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

Elleżîne yec'alûne me'a(A)llâhi ilâhen âḣar(a)(c) fesevfe ya'lemûn(e)

(95-96) Şüphesiz biz, Allah ile beraber başka ilah edinen alaycılara karşı sana yeteriz. İlerde bilecekler.

97Cüz 14 · Sayfa 267

وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ

Velekad na'lemu enneke yadîku sadruke bimâ yekûlûn(e)

Andolsun, onların söyledikleri şeylerden dolayı göğsünün daraldığını biliyoruz.

98Cüz 14 · Sayfa 267

فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّـٰجِدِينَ

Fesebbih bihamdi rabbike vekun mine-ssâcidîn(e)

O halde, Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt) ve secde edenlerden ol.

99Cüz 14 · Sayfa 267

وَٱعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأْتِيَكَ ٱلْيَقِينُ

Va'bud rabbeke hattâ ye/tiyeke-lyakîn(u)

Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.