İçeriğe atla
Hicr 51Cüz 14 · Sayfa 264

Hicr Sûresi 51. Âyet

الحجر

Sohbete sor

Venebbi/hum ‘an dayfi ibrâhîm(e)

Onlara İbrahim'in misafirlerinden de haber ver.

Hicr Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Hicr sûresi 51-77, Zâriyat sûresi 24-37 ve Hud sûresi 69-83 âyetlerinde, İbrâhim (a.s.)’a gelen misâfirlerin kıssası anlatılmıştır. Okuduğumuz âyetin yorumuna geçmeden evvel kıssayı özetleyelim:

Birgün İbrâhîm (a.s.)’ın evine daha evvel tanımadığı bazı misâfirler gelmiştir. İbrâhîm (a.s.) misâfirler için bir ziyâfet hazırlamış lâkin onlar yemeğe el uzatmamıştır. Misâfirlerin garip hâlleri İbrâhim (a.s.)’ı ve zevcesini korkutmuştur. Bunu fark eden misâfirler, korkmamalarını, kendilerine âlim bir oğul müjdelemek için geldiklerini bildirmiştir. Bu haber yaşları epey ilerlemiş olan İbrâhim (a.s.) ve zevcesi Sâre vâlidemizi hem sevindirmiş hem de şaşırtmıştır. Kıssanın devâmında, gelen misâfirler, önce İbrâhim (a.s.)’a sonra da Lût (a.s.)’a, ziyâretlerinin asıl sebebinin azgınlıkta ileri gitmiş olan Lût kavmini helâk etmek olduğunu haber vermişlerdir.

Özetlersek, Zât-ı İlâhî’nin yollamış olduğu misâfirler, İbrâhîm (a.s.) ve âilesine cemâlî yönden, Lût kavmine ise celâli yönden tecellîler getirmiştir. Hicr Sûresi’nin genelinde karşımıza çıkan ehl-i îmânın ödüllendirileceği ve ehl-i küfrün ise cezâlandırılacağı teması bu kıssada da gözlemlenmektedir.

Bu özet başlangıcın ardından, 51’inci âyette geçen kelimeleri tahkîk edelim:

Nebbi’hum” kelimesi, Ulûhiyyet mertebesinden Risâlet mertebesine iletilen bir emirdir ki, “onlara haber ver” ma’nâsındadır. Bu emir ile Cenâb-ı Hakk, Efendimiz’e (s.a.v.) İbrâhîm (a.s.)’ın başından geçen olayı ümmetine tebliğ etmesini buyurmuştur. Bu olayın zâhirî ve bâtınî îzâhları aşağıda gelecektir.

Dayfi ibrâhîm” kelimesi lügatte “misâfir” ma’nâsındadır ve tekildir, fakat isim-şümûl kâidesi (kapsayıcılık ilkesi) gere-ği çoğul anlamını da içerir. Sonuna gelen “” zamiri “benim” anlamındadır. Dolayısıyla, “dayfi” “benim misâfirim” demek olur.

Müfessirler, genellikle “dayfi ibrâhîm” terkibini “İbrâhîm ‘in misâfirleri” olarak tefsîr etmişlerdir. Fakat bize göre “İbrâ-hîm’e gelen Benim misâfirlerim”, yâni “Zât tarafından İbrâ-hîm’e gönderilen elçiler” ma’nâsı daha uygundur. Zâriyat sûresindeki “dayfi mukremîn” “mükerrem misâfirlerimiz” ve Hûd sûresindeki “resûlunâ” “Bizim resûllerimiz” tabirleri de bu ma’nâyı te’yîd eder.

Müfessirler, İbrâhîm (a.s.)’ın evine gelen misâfirlerin beşer sûretine bürünmüş melekler olduğu husûsunda hemfikirdir. Âyetlere ve hâdiselerin akışına zâhiren bakıldığında bu yorum yerindedir.

Melekler, rûhânî olduklarından, âlem-i şehâdette aslî sûretleri üzere gözle görülmezler. Ancak, âlem-i hayâlde muhtelif sûretlere bürünebilir ve bu şekilde i’tikâd sahibi bazı kimseler tarafından müşâhede edilebilirler.

Âyet-i kerîmeyi enfüsî yönden te’vîl edersek:

İbrâhîm (a.s.)’dan murâd, Hakk yolunda seyr-ü sülûk eden bir sâlik-i sâdık’tır. Evden murâd ise o sâlikin gönül evidir. O sâlikin gönül evi ilâhî tecellîlere açılmış, misâfir kabul edecek hâle gelmiştir. Gelen misâfirlerden kasıt, esmâ mertebesinden sâlikin gönlüne gelen ilâhî tecellîlerdir ki bunlara misâfir-i gaybî de denir.

Misâfir kelimesinin enfüsî yönden bir başka ma’nâsı da “ve nefahtü fîhi min rûhî”ona ruhumdan üfledim” (Hicr 15/29, Sâd 38/72) sırrınca bize hayât bahşeden ve misâfir-i dâimî olan Hakk Teâlâ hazretlerinin ta kendisidir. “ve Allâhu ya’lemu mâ fî kulûbikum” “Allâh kalplerinizde olanı bilir” (Ahzâb 33/51) âyet-i kerîmesi de bu hakîkate işâret eder. Nitekim bir kudsî hadîste “Ne yere ne de göğe sığamadım, lâkin mü’min kulumun gönlüne sığdım” buyrulmuştur.

Zâriyat sûresinin 25’inci âyet-i kerîmesinde, İbrâhîm (a.s.)’ın misâfirlere “kavmin munkerûn” (yabancı, tanınmayan, bilinmeyen kimseler) şeklinde hitap ettiği zikrolunur. Bu ifâdenin zâhiren ma’nâsı, İbrâhîm (a.s.)’ın onları daha evvel hiç görmemiş olması ve tanımamasıdır. Bâtınen ise, İbrâhîm (a.s.)’ın şahsında temsîl olunan sâlikin kendisine gelen ilâhî tecellîlere alışık olmadığı, bunların kendisi açısından yeni bir zuhûr ve başlangıç olduğudur. Bunlar, seyr-ü sülûkta ef’âl âleminden esmâ âlemine, diğer yönden şerîat mertebesinden tarîkat mertebesine geçiş merhaleleridir. " T.O.C.C."


Âyet 52

اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَاماًۜ قَالَ اِنَّا مِنْكُمْ وَجِلُونَ

İz dehalû aleyhi fe kâlû selâmâ, kâle innâ minkum vecilû.

~ ~ ~
Hani misafirler İbrahim’in yanına girmiş ve “Selam” demişlerdi. O da, “Gerçekten biz sizden korkuyoruz” demişti.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)