Venebbi/hum ‘an dayfi ibrâhîm(e)
Onlara İbrahim'in misafirlerinden de haber ver.
Hem o kullara, İbrahim'in misafirlerinden de haber ver.
Bu ayet, Hz. İbrahim'in misafirleriyle ilgili bir kıssanın başlangıcıdır. Ayet, 'haber verme' ve 'misafir' kavramları üzerinden ilahi iletişimin ve misafirperverliğin önemine işaret ederken, aynı zamanda peygamber kıssalarının Kur'an'daki anlatım metodolojisine bir örnektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nebe' kelimesi, faydalı, büyük ve hakkında bilgi edinilen haber anlamına gelir. 'Enbe'tühu' ve 'nebba'tühu' fiilleri, birine önemli bir haberi bildirmek demektir. Ayetteki 've nebbihum' ifadesi, Hz. Peygamber'e, İbrahim'in misafirleriyle ilgili önemli ve ibret verici bir haberi muhataplarına iletmesini emretmektedir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nebe', hakkında bilgi edinilen, büyük ve faydalı haberdir. Nebi kelimesi de buradan gelir, çünkü o, Allah'tan haber getirir. Ayetteki emir kipi, bu haberin sadece bir bilgi aktarımı değil, aynı zamanda muhatapların dikkatini çekecek ve üzerinde düşündürecek bir nitelikte olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Nebe' kökünden türeyen fiiller, genellikle önemli ve ciddi haberleri aktarma bağlamında kullanılır. Ayetteki 'nebbihum' fiili, Hz. İbrahim'in misafirleri kıssasının sıradan bir olay değil, ders çıkarılması gereken ilahi bir mesaj içerdiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Dayf kelimesi, misafir anlamına gelir ve hem tekil hem de çoğul için kullanılabilir. Ayetteki 'dayfi İbrahim' ifadesi, Hz. İbrahim'e gelen melekleri ifade eder ve bu misafirlerin sıradan kişiler olmadığını, özel bir amaçla geldiklerini ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dayf, birinin yanına inen, konaklayan kişidir. Bu kelime, hem tekil hem de çoğul için kullanılır. Ayetteki 'dayfi İbrahim' ifadesi, Hz. İbrahim'in evine gelen ve ona müjde getiren melekleri kasteder. Bu kullanım, misafirliğin kutsallığına ve misafire ikramın önemine işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'dayf' kavramı, sadece bir konuk olmanın ötesinde, genellikle ilahi bir mesajın veya imtihanın taşıyıcısı olarak karşımıza çıkar. Hz. İbrahim'in misafirleri de bu bağlamda, hem müjde getiren hem de Lut kavminin helakini bildiren elçilerdir, bu da kavramın derinliğini artırır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İbrahim, Kur'an'da sıkça zikredilen büyük peygamberlerden biridir. Onun kıssaları, müminler için örnek teşkil eder. Ayetteki 'dayfi İbrahim' ifadesi, bu peygamberin misafirperverliğini ve Allah ile olan özel ilişkisini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İbrahim ismi, Arapça kökenli olmayıp İbranice'den Arapçalaşmış bir isimdir ve 'halkın babası' veya 'yüce baba' gibi anlamlara gelir. Kur'an'da bu isim, tevhidin sembolü, hanif dininin kurucusu ve Allah'ın halili (dostu) olarak anılır. Ayetteki zikri, onun kıssasının önemini ve evrensel mesajını pekiştirir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İbrahim, Kur'an'da 'Hanif' olarak nitelendirilen, şirkten uzak duran ve Allah'a tam teslimiyet gösteren bir peygamberdir. Onun misafirleriyle olan kıssası, misafirperverliğin yanı sıra, ilahi takdirin ve imtihanın bir örneği olarak sunulur.
Hicr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Hicr sûresi 51-77, Zâriyat sûresi 24-37 ve Hud sûresi 69-83 âyetlerinde, İbrâhim (a.s.)’a gelen misâfirlerin kıssası anlatılmıştır. Okuduğumuz âyetin yorumuna geçmeden evvel kıssayı özetleyelim:
Birgün İbrâhîm (a.s.)’ın evine daha evvel tanımadığı bazı misâfirler gelmiştir. İbrâhîm (a.s.) misâfirler için bir ziyâfet hazırlamış lâkin onlar yemeğe el uzatmamıştır. Misâfirlerin garip hâlleri İbrâhim (a.s.)’ı ve zevcesini korkutmuştur. Bunu fark eden misâfirler, korkmamalarını, kendilerine âlim bir oğul müjdelemek için geldiklerini bildirmiştir. Bu haber yaşları epey ilerlemiş olan İbrâhim (a.s.) ve zevcesi Sâre vâlidemizi hem sevindirmiş hem de şaşırtmıştır. Kıssanın devâmında, gelen misâfirler, önce İbrâhim (a.s.)’a sonra da Lût (a.s.)’a, ziyâretlerinin asıl sebebinin azgınlıkta ileri gitmiş olan Lût kavmini helâk etmek olduğunu haber vermişlerdir.
Özetlersek, Zât-ı İlâhî’nin yollamış olduğu misâfirler, İbrâhîm (a.s.) ve âilesine cemâlî yönden, Lût kavmine ise celâli yönden tecellîler getirmiştir. Hicr Sûresi’nin genelinde karşımıza çıkan ehl-i îmânın ödüllendirileceği ve ehl-i küfrün ise cezâlandırılacağı teması bu kıssada da gözlemlenmektedir.
Bu özet başlangıcın ardından, 51’inci âyette geçen kelimeleri tahkîk edelim:
“Nebbi’hum” kelimesi, Ulûhiyyet mertebesinden Risâlet mertebesine iletilen bir emirdir ki, “onlara haber ver” ma’nâsındadır. Bu emir ile Cenâb-ı Hakk, Efendimiz’e (s.a.v.) İbrâhîm (a.s.)’ın başından geçen olayı ümmetine tebliğ etmesini buyurmuştur. Bu olayın zâhirî ve bâtınî îzâhları aşağıda gelecektir.
“Dayfi ibrâhîm” kelimesi lügatte “misâfir” ma’nâsındadır ve tekildir, fakat isim-şümûl kâidesi (kapsayıcılık ilkesi) gere-ği çoğul anlamını da içerir. Sonuna gelen “yâ” zamiri “benim” anlamındadır. Dolayısıyla, “dayfi” “benim misâfirim” demek olur.
Müfessirler, genellikle “dayfi ibrâhîm” terkibini “İbrâhîm ‘in misâfirleri” olarak tefsîr etmişlerdir. Fakat bize göre “İbrâ-hîm’e gelen Benim misâfirlerim”, yâni “Zât tarafından İbrâ-hîm’e gönderilen elçiler” ma’nâsı daha uygundur. Zâriyat sûresindeki “dayfi mukremîn” “mükerrem misâfirlerimiz” ve Hûd sûresindeki “resûlunâ” “Bizim resûllerimiz” tabirleri de bu ma’nâyı te’yîd eder.
Müfessirler, İbrâhîm (a.s.)’ın evine gelen misâfirlerin beşer sûretine bürünmüş melekler olduğu husûsunda hemfikirdir. Âyetlere ve hâdiselerin akışına zâhiren bakıldığında bu yorum yerindedir.
Melekler, rûhânî olduklarından, âlem-i şehâdette aslî sûretleri üzere gözle görülmezler. Ancak, âlem-i hayâlde muhtelif sûretlere bürünebilir ve bu şekilde i’tikâd sahibi bazı kimseler tarafından müşâhede edilebilirler.
Âyet-i kerîmeyi enfüsî yönden te’vîl edersek:
İbrâhîm (a.s.)’dan murâd, Hakk yolunda seyr-ü sülûk eden bir sâlik-i sâdık’tır. Evden murâd ise o sâlikin gönül evidir. O sâlikin gönül evi ilâhî tecellîlere açılmış, misâfir kabul edecek hâle gelmiştir. Gelen misâfirlerden kasıt, esmâ mertebesinden sâlikin gönlüne gelen ilâhî tecellîlerdir ki bunlara misâfir-i gaybî de denir.
Misâfir kelimesinin enfüsî yönden bir başka ma’nâsı da “ve nefahtü fîhi min rûhî” “ona ruhumdan üfledim” (Hicr 15/29, Sâd 38/72) sırrınca bize hayât bahşeden ve misâfir-i dâimî olan Hakk Teâlâ hazretlerinin ta kendisidir. “ve Allâhu ya’lemu mâ fî kulûbikum” “Allâh kalplerinizde olanı bilir” (Ahzâb 33/51) âyet-i kerîmesi de bu hakîkate işâret eder. Nitekim bir kudsî hadîste “Ne yere ne de göğe sığamadım, lâkin mü’min kulumun gönlüne sığdım” buyrulmuştur.
Zâriyat sûresinin 25’inci âyet-i kerîmesinde, İbrâhîm (a.s.)’ın misâfirlere “kavmin munkerûn” (yabancı, tanınmayan, bilinmeyen kimseler) şeklinde hitap ettiği zikrolunur. Bu ifâdenin zâhiren ma’nâsı, İbrâhîm (a.s.)’ın onları daha evvel hiç görmemiş olması ve tanımamasıdır. Bâtınen ise, İbrâhîm (a.s.)’ın şahsında temsîl olunan sâlikin kendisine gelen ilâhî tecellîlere alışık olmadığı, bunların kendisi açısından yeni bir zuhûr ve başlangıç olduğudur. Bunlar, seyr-ü sülûkta ef’âl âleminden esmâ âlemine, diğer yönden şerîat mertebesinden tarîkat mertebesine geçiş merhaleleridir. " T.O.C.C."
Âyet 52
اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَاماًۜ قَالَ اِنَّا مِنْكُمْ وَجِلُونَ
İz dehalû aleyhi fe kâlû selâmâ, kâle innâ minkum vecilû.
~ ~ ~
Hani misafirler İbrahim’in yanına girmiş ve “Selam” demişlerdi. O da, “Gerçekten biz sizden korkuyoruz” demişti.