İçeriğe atla
Hicr 52Cüz 14 · Sayfa 265

Hicr Sûresi 52. Âyet

الحجر

Sohbete sor

İż deḣalû ‘aleyhi fekâlû selâmen kâle innâ minkum vecilûn(e)

Hani misafirler İbrahim'in yanına girmiş ve "Selam" demişlerdi. O da, "Gerçekten biz sizden korkuyoruz" demişti.

Hicr Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

İz dehalû aleyhi” ifâdesi zâhiren “İbrâhim’in yanına (evine) girdikleri zaman” anlamındadır. Bâtınen ise “onun üzerine dâhil oldukları (tecellî ettikleri) zaman” ma’nâsına gelir. Her iki ma’nâ da kendi mertebelerinde geçerlidir.

Fe kâlû selâmâ” Misâfirler İbrâhîm (a.s.)’ın huzûruna girerken “Selâm” dediler. Mü’mînler için bir mahalle girerken selâm vermek sünnet, selâmı almak ise farzdır. “Selâm” lafzı hem bir dûadır hem de yabancı birinin evine girerken söylenmesi “benden emîn olabilirsin” anlamına gelir.

Enfüsî yönden, “Selâm” ifâdesi, sâlikin kalbine nâzil olan ilâhî tecellîlerin “selâmet müjdesi”dir. Bu tecellîler, sâlike “Biz sana Hakk’tan geliyoruz ve selâmet getiriyoruz, bizden korkma, bizi kabul et ve bizden emîn ol” demektedirler.

Not: Esmâ-i ilâhiyyeden olan “Selâm” kelimesi İbrâhîm (a.s.)’ın hayâtında mühim bir yer işgâl eder. Bu konuda geniş mâlumat Terzi Baba’nın (6) Peygamber (3) Hz. İbrâhim Halilûllâh (a.s.) isimli kitâbından alınabilir.

İşte bu sebeple salâtların sonunda şöyle söylenir:

Allâhümme ente’sselâm ve minke’sselâm tebârek-te yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm” yâni “Allâh’ım sen Selâmsın. Selâm da ancak Sen’den gelir. Ey celâl ve ikrâm sâhibi! Sen mübâreksin.”

“Selâm” enfüsî cihetten, “kendinde olmak” demektir ve bu yönüyle hakîkî insânın yâni İnsân-ı Kâmil’in rumûzudur. Bir kişide Hakk’ın “Selâm” esmâsı tecellî ettiğinde, beşerî benliğinden uzaklaşır, Hakk’ın varlığıyla hakîkî selâmetine vâsıl olur, etrafına da huzûr ve selâmet kaynağı olur. Bu oluşum, salât ibâdetinin Zât mertebesi olan tahiyyât bölümünde temsîl bulur. Tahiyyâtta “Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü” sözü ile Hakk’ın kuluna bahş ettiği Selâm, salâtın sonunda sağa ve sola verilen selâm ve “Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh” sözleri ile hiçbir ayrım olmadan tüm halka dağıtılır. Bu hakîkatler Terzi Baba’nın 5-Salât isimli kitâbında geniş olarak ele alınmıştır.

“Selâm” bâtınen, Rahmet-i Rahmâniyyenin Ahadiyyet’ten gelen tecellî-i ilâhiyyeler ile âlemlerin her bir noktasına selâ-metle akmasıdır. " İz- -T-B- "

kâle innâ minkum vecilû” “biz sizden korkuyoruz” Diğer sûre-i şerîflerde anlatıldığına göre, İbrâhîm (a.s.) gelen misafirlere semiz bir kızarmış buzağı getirdi. Et yemeği yemeklerin en değerlisi olduğundan, ikrâm edilmesi misafirlere gösterilen hürmetin işâretidir. Ancak, misafirler bu yemeği yemedi. Bunun üzerine İbrâhîm (a.s.) onların hallerinde bir acâyiplik olduğunu anlayarak korkuya kapıldı ve “gerçekten biz sizden korkuyoruz” dedi.

Konuya zâhiren, tarihî bir hâdise olarak bakıldığında ilâ-ve edilecek pek bir şey yoktur. Melekler nûrânî varlıklar olduklarından, kendilerine sunulan cismânî gıdâyı yememişlerdir. Melekleri görmek bilinmedik, alışılmadık bir hâl olduğundan, korkuya sebep olmuştur.

Aynı sahneyi enfüsî olarak yorumlarsak, İbrâhîm’in yâni sâlikin buzağıyı kesmesi, nefsinin levvâmelik yönünden bazı ahlâklarını Hakk yolunda fedâ ve terk etmesidir. Kızartması ise bunları riyâzat ve mücâhede ateşinde pişirmesidir. Pişirdiği yemeği ikrâm etmesi, bir yönüyle yaptığı güzel ameller ve zikirlerle kendindeki esmâ-i ilâhiyye’leri güçlendirmesi ve Hakk yolunda mertebe kat etmesidir.

Sâlikin “kurbanlık dana” sûretinde kendilerine sunduğu ameller, latîf olan Hakk’ın resûlleri tarafından “yenmez”. Nitekim, Hacc Sûresi 22/37 âyetinde meâlen buyrulur: “Onların (kestiğiniz kurbanların) ne etleri ne de kanları Allâh’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvânız ulaşır.” Ancak, sâlikin ikrâmı yâni amelleri boşa gitmiş de olmaz. Samimî olarak yaptığı zikirler ve işlediği sâlih ameller netîcesinde Hakk’tan ona “Selâm” tecellîleri gelir.

Âyet-i kerîmede “ben korkuyorum” yerine “biz korkuyoruz” demesi, “ben ve zevcem korkuyoruz” anlamındadır, zîrâ Zâriyat sûresi 51/29 âyet-i kerîmesinden zevcesinin de orada hâzır olduğu ve konuşmaları dinlediği açık olarak anlaşılmaktadır. Enfüsî yönden, kişinin zevcesi nefsidir. Nefs faaliyet sahası olduğundan, sâlike gelen tecellîler o sahada faaliyet bulur. Kendilerine müjdelenen veled-i kalbî olan gönül evlâdını da doğuracak olan odur.

Vecilûn” kelimesi lügatte sıradan bir korkuyu değil, azamet ve celâl karşısında duyulan derin bir haşyeti ifâde eder. Enfüsî yönden yorumlarsak, sâlikin kendisine gelen tecellîlere alışık olmaması sebebiyle duyduğu âcizlik ve hayranlık hâlidir. Bu hâl, “havf ve recâ” “korku ve ümit” arasında bulunma hâlidir. Nefs-i levvâme mertebesinin yaşantısıdır. Şerîat mertebesidir. " T.O.C.C."


Âyet 53

قَالُوا لَا تَوْجَلْ اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ عَل۪يمٍ

Kâlû lâ tevcel innâ nubeşşiruke bi gulâmin alîm.

~ ~ ~
Onlar, “Korkma, biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz” dediler.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)