Kâle lem ekun li-escude libeşerin ḣalaktehu min salsâlin min hame-in mesnûn(in)
İblis dedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş balçıktan yarattığın insan için saygı ile eğilemem."
İblis şöyle dedi: "Kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir insana secde edemezdim."
Hicr Suresi 33. ayet, İblis'in Allah'ın emrine karşı gelerek insana secde etmeyişini ifade eder. Ayet, insanın yaratılış maddesine vurgu yaparak, İblis'in bu maddeyi kendi yaratılışından (ateş) daha aşağı görmesi nedeniyle kibir ve itaatsizliğini ortaya koyar. Anahtar kavramlar, yaratılışın mahiyetini ve İblis'in itirazının temelini dilbilimsel olarak aydınlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sücûd' kelimesini, 'tevazu ile eğilmek' olarak tanımlar ve hem fiilî (bedenle) hem de kavlî (sözle) olabileceğini belirtir. Ayetteki 'lâ escede' ifadesi, İblis'in Allah'ın emrine karşı gelerek Adem'e karşı tevazu göstermeyi reddetmesini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'secde' kavramının Kur'an'da sadece ibadet anlamında değil, aynı zamanda 'boyun eğme, itaat etme' anlamında da kullanıldığını vurgular. İblis'in secde etmemesi, Allah'ın iradesine karşı gelerek Adem'in üstünlüğünü kabul etmemesi olarak yorumlanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'beşer' kelimesinin 'insan' anlamına geldiğini ve genellikle dış görünüşü, derisi ve etten oluşmuş yapısıyla vurgulandığını belirtir. Ayetteki 'beşer' kelimesi, İblis'in Adem'i sadece maddi bir varlık olarak görüp, ruhani ve ilahi yönünü göz ardı ettiğini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'beşer' kelimesinin 'insan' anlamında kullanıldığını ve genellikle 'insanlığın dış görünüşü, derisi' ile ilişkilendirildiğini ifade eder. İblis'in 'beşer'e secde etmeyi reddetmesi, onun yaratılış maddesine odaklanarak, kendi yaratılışını (ateş) daha üstün görmesinden kaynaklanan kibrini yansıtır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'halk' kelimesinin 'yaratmak, bir şeyi takdir etmek ve meydana getirmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'halaktehû' ifadesi, Allah'ın Adem'i özel bir irade ve kudretle, belirli bir maddeden (salsâl ve hame-i mesnûn) yarattığını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'halk' kavramının Kur'an'da 'bir şeyi yoktan var etmek, belirli bir ölçü ve düzen içinde yaratmak' anlamında kullanıldığını açıklar. İblis'in itirazı, Allah'ın yaratma eylemine değil, yaratılanın (insanın) maddesine yönelik bir küçümsemedir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'salsâl' kelimesini 'kuruduğunda ses çıkaran çamur' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, Adem'in yaratıldığı maddenin sıradanlığını ve İblis'in bu maddeyi kendi yaratılışından (ateş) daha aşağı görme nedenini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'salsâl' kelimesinin 'kurumuş, pişmemiş çamur' anlamına geldiğini ve dokunulduğunda ses çıkardığını belirtir. İblis'in bu maddeye vurgu yapması, onun Adem'in yaratılışındaki ilahi hikmeti değil, sadece maddi boyutunu değerlendirdiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hame'' kelimesini 'siyah, değişmiş çamur' olarak tanımlar. Ayetteki 'hame-i mesnûn' ifadesi, Adem'in yaratıldığı toprağın belirli bir aşamadan geçtiğini, şekil verilebilir hale geldiğini ve İblis'in bu maddeyi küçümsemesini pekiştirdiğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hame'' kelimesinin 'siyah, çamurlu toprak' anlamına geldiğini ve 'mesnûn' ile birlikte 'şekil verilmiş, işlenmiş çamur' anlamını kazandığını belirtir. İblis'in bu maddeye olan itirazı, onun yaratılışın zahiri yönüne takılıp kalmasını ve Allah'ın kudretini idrak edememesini ortaya koyar.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.