Kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmin mucrimîn(e)
Şöyle dediler: "Şüphesiz biz suçlu bir millete gönderildik.
Melekler şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavmi cezalandırmak için gönderildik.
Bu ayet, meleklerin Hz. Lut'un kavmine gönderilişini ve bu kavmin 'mücrimîn' olarak nitelendirilişini ifade etmektedir. Anahtar kavramlar, elçilik görevinin mahiyetini ve muhatap kavmin ahlaki durumunu dilbilimsel ve semantik açıdan derinlemesine incelemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'رسل' kökünü 'bir şeyi peş peşe göndermek' veya 'birini bir vazife ile göndermek' olarak açıklar. Ayetteki 'أُرْسِلْنَا' ifadesi, meleklerin Allah tarafından belirli bir görevle, yani Lut kavmine azap getirmek üzere gönderildiğini vurgular. Bu, sadece bir gidiş değil, aynı zamanda ilahi bir irade ve amaç taşıyan bir elçilik halidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'رسل' fiilinin Kur'an'daki kullanımlarını mecazi anlamlarıyla birlikte inceler. Burada 'أُرْسِلْنَا' ifadesi, meleklerin ilahi bir mesajın veya hükmün taşıyıcısı olarak görevlendirildiğini, yani bir tür 'elçilik' vazifesi üstlendiğini belirtir. Bu, onların kendi iradeleriyle değil, ilahi bir emirle hareket ettiklerini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'risâlet' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini ve 'resul'ün Allah ile insanlar arasındaki aracı rolünü ele alır. 'أُرْسِلْنَا' ifadesi, meleklerin de belirli durumlarda ilahi iradenin elçileri olarak işlev gördüğünü, bu bağlamda ilahi bir hükmü yerine getirmek üzere gönderildiklerini gösterir. Bu, onların sadece birer haberci değil, aynı zamanda ilahi gücün temsilcileri olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'قوم' kelimesinin 'bir araya gelmiş insanlar topluluğu' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'قَوْمٍ' ifadesi, meleklerin gönderildiği belirli bir insan grubunu, yani Lut kavmini işaret eder. Bu, onların bireysel değil, toplumsal bir varlık olarak ele alındığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'قوم' kelimesini 'bir iş için bir araya gelen topluluk' olarak tanımlar. Ayetteki 'قَوْمٍ' kelimesi, Lut kavminin ortak bir yaşam biçimi ve ahlaki duruş sergileyen bir topluluk olduğunu vurgular. Bu topluluğun 'mücrimîn' olarak nitelendirilmesi, onların ortak bir suçluluk bilinci veya pratiği içinde olduklarını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kavm' kelimesinin Kur'an'da genellikle belirli bir peygambere muhatap olan veya belirli bir coğrafyada yaşayan insan topluluğunu ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'قَوْمٍ' ifadesi, meleklerin gönderildiği, belirli bir kimliğe ve ortak özelliklere sahip olan Lut kavmini tanımlar. Bu, onların sadece bir kalabalık değil, aynı zamanda sosyolojik bir bütünlük arz eden bir grup olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'جرم' kökünü 'bir şeyi kesmek, ayırmak' ve mecazi olarak 'günah işlemek, suç işlemek' olarak açıklar. 'مُجْرِمِينَ' kelimesi, Lut kavminin ilahi sınırlamaları aşan, ahlaki normlardan sapan ve bu nedenle ilahi cezayı hak eden kişiler olduğunu belirtir. Bu, onların sadece hata yapan değil, bilinçli olarak suç işleyen bir topluluk olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'جرم' kelimesinin 'günah, suç' anlamında kullanıldığını ve 'mücrim'in de 'günahkar, suçlu' olduğunu ifade eder. Ayetteki 'مُّجْرِمِينَ' ifadesi, Lut kavminin işlediği büyük günahlar ve ahlaki sapkınlıklar nedeniyle bu sıfatı hak ettiğini gösterir. Bu, onların durumunun ciddiyetini ve ilahi müdahalenin nedenini açıklar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'cürüm' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın emirlerine karşı gelme, ilahi yasaları çiğneme ve ahlaki düzeni bozma anlamında kullanıldığını belirtir. 'مُّجْرِمِينَ' kelimesi, Lut kavminin sadece sosyal değil, aynı zamanda dini ve ahlaki açıdan da suçlu olduğunu, ilahi düzene karşı geldiklerini ve bu nedenle helakı hak ettiklerini gösterir. Bu, onların eylemlerinin sadece dünyevi değil, aynı zamanda uhrevi sonuçları olan bir 'suç' olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'جرم' kökünün 'kazanmak, elde etmek' anlamından türeyerek 'kötülük kazanmak, günah işlemek' anlamına geldiğini belirtir. 'مُّجْرِمِينَ' kelimesi, Lut kavminin kendi elleriyle kötülükleri 'kazandığını' ve bu kötülüklerin bir sonucu olarak ilahi azabı hak ettiğini ifade eder. Bu, onların eylemlerinin sorumluluğunu ve sonuçlarını açıkça ortaya koyar.
Hicr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Helâk olan kavimlerle ilgili genel îzâh
49 ve 50’inci âyetlerde Allâh’ın (c.c.) rahmetinin geniş olduğunu ve günâhları çokça bağışladığını, ancak kulları günâhta ve azgınlıkta ısrâr ederse, onlara dünyâda ve âhirette azâb edeceğini görmüştük.
Hicr Sûresi’nin 58-84’üncü âyetleri, haddi aşmak sûreti ile Cenâb-ı Hakk’ın gazâbına uğramış olan geçmiş kavimlerin kıssalarını bizlere anlatmaktadır.
Bu âyetlerde zâhiren tarihî ibretlik bazı hâdiseler bizlere aktarılmaktadır. Ancak, tüm bu yaşananların enfüsî yönden bizlerde de karşılıkları bulunmaktadır. Günâhta ve azgınlıkta ileri gitmiş kavimlerin helâk edilmesinin enfüsteki karşılığı beşeriyyet ahlâklarımızın, üzerimizdeki nefs-i emmâre ahlâklarının ortadan kaldırılmasıdır. " T.O.C.C." Terzi Baba 44-A’râf Sûresi isimli kitâbında bu husûsa vurgu yapmıştır; özetleyerek buraya aktaralım.
Kur’ân-ı Kerîm’i anlatılan kıssaları yalnızca “geçmiştekilerin hikâyeleri” şeklinde değerlendirmek yerine, o kıssalarda geçen kişilerin ve olayların bizlerdeki karşılıklarını bulmaya çalışmak bizlere Hakk yolunda çok şeyler kazandıracaktır. Nemrûd ve Firavûn gibi kişiler ya da Lût, Ad ve Semûd gibi kavimler bizlerde enfüsî ma’nâda nelere karşılık geliyor, bunları tespît edip onlardan temizlenmeden, kendi hakîkatimizi bilememiz mümkün olamayacaktır.
Eğer Kur’ân-ı Kerîm’de bahsi geçen bu kişi ve kavimlerin üzerindeki ahlâklar bizlerde de (nefsimizde) olmasaydı, bizler insân olmaz, ancak “melek” olabilirdik. Diğer taraftan, nefsimizdeki bu ahlâkları akıl ile kontrol etmeden ve gerektiğinde durdurmadan, nasıl geldiyse o şekilde zuhûra çıkarsaydık, o zaman da salt içgüdüleriyle yaşayan birer “hayvan” olurduk. Oysa biz ne “melek” ne de “hayvân”ız. Bunların ikisi de bizde mevcûttur. Bu ma’nâyı ifâde etmek için İbn Arâbî Hz.’leri, “gerçek hayvânlık mertebesine inmedikçe insânlık mertebesine yükselmek mümkün değildir” buyurmuştur. Yâni, “Hayy” esmâsının hakîkatini idrâk etmedikçe “Selâm” esmâsının hakîkatine ulaşmak mümkün değildir.
Halk ediliş hakîkatimizi idrâk edebilmemiz için evvelâ bu varlıkları kendi içimizde tespît etmemiz ve “kader-i muallâk” içerisinde akıl ile irâdenin kontrolü altına almamız gerekmektedir. Aşağıda bahsedeceğimiz kavimler bunu yapmayıp hayvâni vasıflarla vasıflandıkları için helâk oldular ve insânlıklarına ulaşamadılar. " İz- -T-B- "
Lut kavmi hakkında genel bilgiler
58-77’inci âyetler Lût kavmi hakkındadır. Lût kavminin başına gelenler farklı yönlerden şu sûre ve âyetlerde ele alınmaktadır: Hûd 11/77-83, A’râf 7/80-84, Şu’arâ 26/160-175, Neml 27/54-58, Ankebût 29/28-35, Sâffât 37/133-138, Kamer 54/33-39.
Şimdi, Türkiye Diyânet Vaıfı İslâm Ansiklopedisi’nden, Lût (a.s.) ve kavmi hakkında bazı bilgileri buraya aktaralım.
Kur’ân-ı Kerîm’de yirmi yedi yerde ismen zikredilen Lût’un İbrâhim’in tebliğini kabul ettiği (Ankebût 29/26), onunla birlikte bereketli ülkeye ulaştırıldığı (Enbiyâ 21/71), peygamberlerden olduğu (Sâffât 37/133), diğer peygamberler gibi âlemlere üstün kılındığı (En’âm 6/86), ona hüküm ve ilim verildiği, sâlihlerden olduğu ve ilâhî rahmete kabul edildiği (Enbiyâ 21/74-75) bildirilmektedir.
T.O.C.C. Not: Lût (a.s.) Hz. İbrâhîm’in kardeşi Hârân’ın oğlu-dur. Lût (a.s.), İbrâhîm (a.s.) ile birlikte Harran’dan Filistin’e göç etti. Burada kıtlık baş gösterince Lût ve İbrâhîm (a.s.) beraberce Mısır’a gittiler. Bir süre sonra Mısır kralının verdiği mal ve sürüleri yanlarına alarak birlikte tekrar Filistin’e döndüler.
Lût, amcası İbrâhim’in çobanlarıyla kendi çobanları arasında çıkan bir anlaşmazlık üzerine ve mümbit toprakları tercih ettiği için değil peygamber olarak görevlendirilip gönderildiği için (Sâffât 37/133) Sodom’a gitmiştir. Kavmine Allâh’a karşı gelmekten sakınmalarını, kendisine itâat etmelerini, kadınlar yerine erkeklerle beraber olmalarının büyük ahlâksızlık ve günâh olduğunu bildirmiş, bundan vazgeçmelerini istemiştir. Kavmi ise işlerine karışmaya devam ettiği takdirde sürgün edileceğini söylediği gibi, “Eğer doğru söylüyorsan bizi tehdit ettiğin azabı getir” diye kendisine meydan okumuştur. Bunun üzerine Lût onların yaptıklarının vebalinden kendini kurtarması için Allâh’a dua etmiştir (A’râf 7/80-81; Şuarâ 26/160-166; Neml 27/54-55; Ankebût 29/28-30).
Lût’un dûasını kabul eden Allâh (c.c.) ahlâksız kavmi helâk etmek üzere Cebrâil, Mîkâil ve İsrâfil oldukları nakledilen üç meleği görevlendirir (Fîrûzâbâdî, VI, 56). Melekler genç ve yakışıklı birer erkek sûretinde önce Hz. İbrâhim’e gelip İshak’ın doğumunu müjdelerler, ayrıca Lût kavmini helâk etmek üzere geldiklerini haber verirler (Hûd 11/69-70; Hicr 15/57-58; Ankebût 29/31). İbrâhim, Lût’un onlarla beraber yaşadığını hatırlatarak helâkin biraz tehiri ve inananların kurtulması konusundaki temennilerini Allâh’ın elçilerine tekrarlar (Hûd 11/74) … Bunun üzerine melekler azap emrinin geldiğini, fakat Lût’un ve ailesinin kurtulacağını bildirirler (Hûd 11/76; Ankebût 29/31-32).
Melekler Lût’un yaşadığı yere gelince Lût daha önce hiç görmediği bu yabancıları evinde misafir eder. Bir taraftan da kavminin yapacağı kötülüğü düşünerek içi daralır (Hûd 11/77). Misafirlerden haberdar olan halk toplanıp evi kuşatır ve misafirlerin kendilerine teslim edilmesini ister. Lût kendisini misafirlerin yanında rezil etmemelerini, isterlerse kızlarıyla evlenebileceklerini, ancak misafir-lerden vazgeçmelerini söyler. Fakat onlar Lût’a, başkalarının işine karışmaktan ve yabancıları evine almaktan kendisini menettiklerini hatırlatarak isteklerinde ısrâr ederler. Lût, “Keşke size karşı koyacak gücüm olsaydı” diyerek sıkıntısını dile getirir (Hûd 11/77-80; Hicr 15/67-71). Bunun üzerine melekler Allâh’ın elçileri olduklarını, kavminin kendisine ve ailesine zarar veremeyeceğini, geceleyin şehri terketmesini, sabaha yakın azabın geleceğini, karısı dahil kavminin helâk edileceğini bildirirler (Hûd 11/81). Öte yandan dışarıda evi kuşatan ve içeri girmeye uğraşan halkın gözlerini kör ederek (Kamer 54/37) onları evin çevresinden uzaklaştırırlar.
Lût ve ailesi şehirden çıkar, sabaha karşı da şehrin altı üstüne getirilir, üzerlerine balçıktan pişirilmiş, kat kat taşlar yağdırılır ve Lût’un kavmi karısıyla birlikte helâk edilir (A’râf 7/83-84; Hûd 11/81-83; Hicr 15/65, 73-74; Kamer 54/37-39; Tahrîm 66/10).
Lût’un ısrârla misafirleri isteyen kavmine kızlarıyla evlenmelerini teklif etmesi, onların cinsî sapıklığı bırakarak kavminin kızlarıyla evlenmeleri veya kendisinin evli olmayan kızlarını nikâhlamaları şeklinde yorumlanmaktadır. Çünkü kavminin yaptığını kötülük ve pislik olarak niteleyen Lût ailesi ahlâksız kavmi tarafından alay maksadıyla “temiz kalmak isteyen insânlar” olarak takdim edilmekte (Neml 27/56), diğer taraftan gayri meşrû ilişkileri bırakıp kızlarla evliliği tavsiye eden Lût bunun kendileri için daha temiz olduğunu belirtmektedir (Hûd 11/78).
Hadislerde Lût’un Hûd sûresinde yer alan temennisiyle (11/80) Lût kavminin yaptığı kötülüğü işleyenlere Allâh’ın lânet edeceği ve onların öldürülmesi gerektiği bildirilmektedir (Müsned, I, 217, 300, 309; Buhârî, “Enbiyâʾ”, 11, 15, 19; Müslim, “Feżâʾil”, 152, 153).
(58) ve (59)’uncu âyetler hakkında kısa yorum
İbrâhîm (a.s.)’a gelerek bir evlât müjdeleyen misâfirler, bir sonraki görevlerinin ne olduğu kendilerine sorulduğunda; Lût kavmine gideceklerini, onun cürüm işleyen, zâlim bir kavim olduğunu ve helâk edileceğini söylediler.
Bu haber üzerine, İbrâhim (a.s.) misâfirleriyle bu konuda tartışmaya başladı (Hûd 11/74-75, Ankebût 29/31-32). Akrabası olan Lût (a.s.)’ın da onların arasında olmasından ötürü telâşa kapılmıştı. İbrâhîm (a.s.), hâlim (yumuşak huylu), evvâh (içli) ve münîb (Allâh’a gönülden yönelen) bir kimse idi (Hûd 11/76). Yânî Cemâlî yönü baskındı. Böyle güçlü bir Celâl tecellîsi konusunda itîrâz edecek gibi oldu, ancak misâfirler kendisine Rabbin emrinin kesin olduğunu bu işin geri dönüşü olmadığını bildirdiler. Ayrıca, Lût (a.s.)’ın ve ailesinin (karısı dışında) korunacağını bildirdiler ki, İbrâhîm (a.s.)’ın gönlü biraz yatışsın.
Enfüsî yönden bakıldığında, Lût kavmi, nefsin emmârelik ve levvâmelik yönündeki güçlerinden bazılardır (aşağıda îzâh edilecektir). Kişinin Hakk yolunda ilerleyebilmesi için bunların ortadan kaldırılması gerekmektedir; bunun için de biraz sertlik ve Celâl tecellîsi gerekmektedir. Dervişliği başlarında zuhûratlarda görülen “kan dökme” sahneleri, bu ahlâkların zayıfladığının ve kişinin üzerinden kalkmaya başladığının işâretleridir. " T.O.C.C."
Âyet 60
اِلَّا امْرَاَتَهُ قَدَّرْنَٓاۙ اِنَّهَا لَمِنَ الْغَابِر۪ينَ۟
İllemre’etehu kaddernâ innehâ le minel gâbirîn.
(Lut’un) karısı hariç. Onun, geride kalanlardan olmasını takdîr ettik.