İçeriğe atla
Hicr 9Cüz 14 · Sayfa 262

Hicr Sûresi 9. Âyet

الحجر

Sohbete sor

İnnâ nahnu nezzelnâ-żżikra ve-innâ lehu lehâfizûn(e)

Şüphesiz o Zikr'i (Kur'an'ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.

Hicr Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Bu âyet-i kerîmenin kaynağı da Zât mertebesidir. Kur’ân, Hakk’ın kelâmıdır, O’nun tarafından inzâl edilmiştir (indirilmiştir) ve O’nun hıfzı (koruması) altındadır.

Kur’ân’ı indirmekten kasıt, Zât mertebesinden sûret âlemine ma’nâsını hafifleterek göndermek demektir. Eğer bu hafifletme olmasa ve Kur’ân Zât mertebesindeki hâliyle bizlere gelmiş olsa, O’ndan hiçbir şey anlayamazdık.

Kur’ân’ın Zât mertebesinden (Ümmü’l Kitâb’dan) mertebe mertebe nüzûlünü birinci âyetin yorumunda îzâh etmiştik, dileyenler oraya bakabilir.

Zikir” kelimesi lügatte “hatırlamak” ve “anmak” ma’nâ-sına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’e “Zikr” denilmesinin bir sebebi, insâna unuttuğu kendine âit hakîkatleri Hakk’ın onunla hatırlatmasından dolayıdır.

Ancak, “Zikir” yalnızca Kur’ân-ı Kerîm ile sınırlı olmayıp, başta Hz. Resûlullâh (s.a.v.) olmak üzere, İnsân-ı Kâmil’leri ve onların kaynağını Hakk’tan alan sözlerini de kapsamına alır. " T.O.C.C." Terzi Baba, Kur’ân-ı Kerîm’de Tespih ve Zikir isimli kitâ-bının 4’üncü sayfasında zikri şöyle tanımlar:


Zikir, şuurlu varlıkların (insân) kendi hakîkatleri yönünden hakîkat-i ilâhiyye’yi özlerinden hatırlamalarıdır. (" İz- -T-B- ")


Zikri Biz koruyacağız” ifâdesini birbirini tamamlayan dört farklı yönden düşünebiliriz:

Birinci ma’nâsı, mushâf-ı şerîf’in tahrîf edilmekten korunacak olmasıdır; yâni inkârcıların ona sonradan bazı ilâveler yapmasına, içinden bölümler çıkarmasına veya mevcûd ifâdeleri değiştirmesine engel olunacaktır.

İkincisi, Kur’ân âyetlerinin ifâde ettiği ma’nâların Cenâb-ı Hakk’ın bizlere aktarmayı murâd ettiği şekliyle korunacak olmasıdır. Kur’ân belirli gruplar tarafından ma’nâ yönünden tahrîf edilse de, kıyâmete kadar onu Hakk’ın murâd ettiği şekliyle anlayan, bu ma’nâları kalbinde muhâfaza edip tâliplilerine anlatan Allâh ehli kimseler bulunacaktır.

Üçüncüsü, Zât-ı İlâhî tarafından gönüllerine “Zikir” indirilmiş olan, “Kur’ân-ı Nâtık” yâni “Konuşan Kur’ân” da denilen İnsân-ı Kâmillerin, başta Resûlullâh (s.a.v.) olmak üzere, Hakk’ın muhâfazası altında olmasıdır.

Dördüncüsü, mânâ âlemine dönük ilâhî hakîkatlerin ehil olmayanlardan korunması ve yalnızca ona lâyık olarak açılmasıdır. " T.O.C.C."


Âyet 10

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ ف۪ي شِيَعِ الْاَوَّل۪ينَ

~ ~ ~
Ve le kad erselnâ min kablike fî şiyaıl evvelîn.

Ve ant olsun ki senden önceki geçmiş topluluklara da (peygamber) gönderdik.



Âyet 11

وَمَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ

~ ~ ~
Ve mâ ye’tîhim min resûlin illâ kânû bihî yestehziûn.

Kendilerine gelen Resûllerden alay etmedikleri hiç kimse olmadı.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(7)