İçeriğe atla
Hicr 8Cüz 14 · Sayfa 262

Hicr Sûresi 8. Âyet

الحجر

Sohbete sor

Mâ nunezzilu-lmelâ-ikete illâ bilhakki vemâ kânû iżen munzarîn(e)

Biz, melekleri ancak hak ve hikmete uygun olarak indiririz. O zaman da onlara mühlet verilmez.

Hicr Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Bir önceki âyette müşriklerin ef’âl mertebesi itibâriyle belirtikleri melek görme talebine, Cenâb-ı Hakk burada Zâtî bir âyet ile yanıt vermektedir. Böylece, melâike-i kirâmın âlem-i şehâdetteki tesîr ve faaliyetlerinin kaynağının neresi olduğunu da açık olarak ortaya koymaktadır.

“Melek”, hakîkatte kuvvet ve şiddet ma’nâsına gelir. İlâhî fiiller ef’âl âleminde melâike-i kirâm ile açığa çıkar. Cenâb-ı Hakk’ın âlemlerdeki tasarrufu ve idâresi bu meleklerin unsurî olanları vâsıtasıyla olur. Mâdem âlemlerde tasarruf eden Hakk’tır, meleklerin inişi de Hakk ile olur. Hakk’ın her işi de hikmetle, hak ve adâletle olur. Zuhûrda olan mahallin isti’dâdı neyse, o mahalldeki ilâhî tecellî o şekilde olur. Yâni meleklerin inişi ya rahmet ya da azâb için olur, her ikisiyle de âlem ıslâh olur.

Yukarıdaki âyetlerde dolaylı yoldan “eğer doğru söylüyorsan, bu bahsettiğin azâb ne zaman gelecek?” diyen bir topluluktan bahsedilmiştir. Eğer ki Cenâb-ı Hakk o topluluğun hakkında bir hükümde bulunup da azâb meleklerini üzerlerine gönderirse, artık onlara bir kurtuluş ve erteleme yoktur.

Enfüsî olarak şöyle bir yorum yapabiliriz: Seyr-i sülûkun başlarında, sâlikteki nefsî kuvveler, ilâhî tecellîleri hemen görmeyi arzu eder. Oysa bu tecellîler, nefsin keyfine göre değil, ilâhî hak ve hikmete göre, vakti geldiğinde, kişinin hâline uygun ölçüler ile olur, çünkü kişi hazır olmadan gelecek şiddetli tecellîler onun dengelerini bozar. Yâni tecellînin yavaş yavaş olması ilâhî rahmettendir. Bir başka yönden, daha yolun başında ilâhî tecellîler gönderilmiş olsa, sâlike nefsini tezkiye etmek için mühlet verilmemiş olurdu ve o zaman da sâlik bu tecellîlerden gerektiği gibi yararlanamazdı. " T.O.C.C."


Âyet 9

اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

~ ~ ~
İnnâ nahnu nezzelnez zikre ve innâ lehu le hâfizûn.

Şüphesiz o Zikr’i (Kur’ân’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)