İçeriğe atla
Hicr 2Cüz 14 · Sayfa 262

Hicr Sûresi 2. Âyet

الحجر

Sohbete sor

Rubemâ yeveddu-lleżîne keferû lev kânû muslimîn(e)

İnkar edenler, "Keşke müslüman olsaydık" diye çok arzu edeceklerdir.

Hicr Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Âyet, ef’âl mertebesindeki kâfirlerin âkıbetini kendi dillerinden bizlere bildirmektedir.

Âyette “keferû” ve “muslimîn” olarak iki farklı kimlik tanımı yapılmıştır. “Keferû” kelimesi “örtmek” anlamındaki “kefere” kökünden gelir, lügat ma’nâsı “örten kimseler”dir. Bunlar ilâhî tecellîleri hayâl ve vehîm perdesiyle örterek kesrette kalmış inkâr ehli kimselerdir. “Müslimîn” yâni Müslümanlar ise Hakk’a teslîm olmuş selâmette olan kimselerdir.

“Müslimîn” kelimesinin her mertebede farklı idrâk ve yaşantısı vardır. Özet olarak ifâde edersek şerîat ve tarîkat mertebelerinde kendi beşerî arzularını terk edip Hakk’ın emir ve yasaklarına riâyet eden kimseleri, hakîkat mertebesinde izâfî benliğini terk ederek Hakk’ta fanî olanları, mârifet mertebesinde ise Hakk ile bakî olup Hakk adına Hakk ile tasarrufta bulunan kimseleri ifâde etmektedir, diyebiliriz.

Bu âyet, Mekke döneminin sonlarına doğru, müşriklerin İslâm’a ve Müslümanlara karşı düşmanlıklarının zirveye ulaştığı, fiziksel şiddet ve tâcizin, sosyal ve ekonomik boykotların uygulandığı bir dönemde nâzil olmuştur. Mü’minler için bir moral ve sabır kaynağı, kâfirler için ise küfürde ısrâr etmeleri hâlinde karşılaşacakları kaçınılmaz sonu hatırlatan bir uyarı niteliği taşımaktadır.

Âyette geçen “keşke Müslüman olsaydık” ifâdesi, derin bir pişmanlığın ve çaresizliğin dışa vurumudur. Tefsîr âlimleri bu sözün ne zaman söylenmiş olabileceğine dâir farklı görüşler öne sürmüştür. Bazıları “henüz hayâttayken Müslümanların başarıları ve inkârcıların yenilgisi ortaya çıkınca söylenmiştir” derken, bazıları “ölüm anında”, bazıları da “âhirette” söylendiğini belirtmiştir.

Daha dünyâda iken “keşke Müslüman olsaydık” sözünü söyleyenler iki gruptur. Birinci grup, kalbiyle inanmayan, ancak Müslümanların elde ettiği zafer ve ganîmetlere özenerek onlara ortak olamama pişmanlığıyla bu ifâdeyi kullananlardır. İkinci grup, kalbiyle İslâm’ın hak din olduğunu bilen ama kibir ve inat yüzünden başkalarının yanında îtiraf etmeyen, Müslümanlara da katılmayan, ancak yalnız kaldığında “keşke Müslüman olsaydım” diye içinden geçirenlerdir. Dünyâda samimi olarak Müslüman olmak isteyenlerin bu sözü söylemesine lüzûm yoktur, çünkü tövbe ve teslîm kapısı son nefese kadar açıktır.

Ölüm anındaki kişinin durumunu ise Fusûsu’l Hikem Mûsâ (a.s.) Fassı’ndaki îzâhlar ışığında şöyle değerlendirebiliriz: Can boğaza gelmiş olsa bile, kişi kendisi hakkındaki âhiret hükümlerini görmeden evvel “îmân ettim” derse bu îmânı geçerlidir. Firavûn’un suda boğulmadan evvel dile getirdiği îmân bu türdedir. Demek ki bu durumda bile “keşke” sözüne lüzûm yoktur, çünkü Müslüman olma kapısı hâlâ açıktır. Ancak, kişinin âhiretteki âkıbetini gördükten sonra “îmân ettim” demesi geçersizdir, çünkü îmân gaybî’dir.

Ölüm sonrası pişmanlık en şiddetli olanıdır. Çünkü kâfirler burada inkârlarının netîcesi olan elîm azâbı açık olarak müşâ-hede ederler. Kur’ân-ı Kerîm’in muhtelif âyetlerinde bu pişmanlık hâli târif edilmiştir. Bunlara meâl olarak birkaç örnek vererek bu âyetin îzâhını tamamlayalım. " T.O.C.C."

Ateşin başında durdurulduklarında: ‘Ah! Ne olurdu geri döndürülsek de Rabbimizin âyetlerini inkâr etmeyip, mü’minlerden olsaydık!’ dediklerini bir görsen!” (En’âm 6/27)

O gün zâlim kimse ellerini ısıracak ve şöyle diyecek: Eyvah! Keşke peygamberin maiyyetinde bir yol tutsaydım!” (Furkan 25/27)

Keşke bizim için geriye bir dönmek olsa idi de mü’minlerden olsa idik.” (Şuara 26/102)

O gün, yüzleri ateşte çevrilirken: ‘Eyvah bize! Keşke Allâh’a ve Resûl’e itâat etseydik!’ derler.” (Ahzâb 33/66)


Âyet 3

ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا وَيَتَمَتَّعُوا وَيُلْهِهِمُ الْاَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

~ ~ ~
Zerhum ye’kulû ve yetemetteû ve yulhihimul emelu fe sevfe ya’lemûn.

Bırak onları yesinler (içsinler), yararlansınlar; emelleri onları oyalayadursun. İleride (gerçeği) bilecekler.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(4)