Elif-lâm-râ(c) tilke âyâtu-lkitâbi vekur-ânin mubîn(in)
Elif Lam Ra. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir.
Elif, Lâm, Râ. Bunlar kitabın ve apaçık bir Kur'ân'ın âyetleridir.
Hicr Suresi'nin ilk ayeti, Kur'an'ın ilahi menşeini ve açıklığını vurgulayan temel kavramları içermektedir. 'Kitap' ve 'Kur'an' kelimeleri, vahyin yazılı ve okunan formlarını ifade ederken, 'mübin' kelimesi bu vahyin açıklığını ve anlaşılırlığını pekiştirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zâlike' kelimesinin uzak için kullanılan bir işaret ismi olduğunu belirtir. Ayetteki 'tilke' (dişil formu), Kur'an ayetlerinin yüceliğini ve erişilmezliğini vurgulamak için kullanılmıştır, sanki onlar idrakin ötesinde bir mertebedeymiş gibi.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, işaret isimlerinin, işaret edilen şeyin zihindeki konumuna göre kullanıldığını ifade eder. 'Tilke'nin burada kullanılması, ayetlerin manevi yüceliğine ve şerefine işaret eder, sadece fiziksel bir uzaklığa değil.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ayet' kelimesinin 'açık alamet' anlamına geldiğini ve Kur'an'da hem Allah'ın kudretine delalet eden işaretler hem de Kur'an'ın cümleleri için kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise Kur'an'ın mucizevi cümlelerini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ayet' kelimesinin 'alamet' ve 'işaret' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'ayetler', Kur'an'ın her bir bölümünün Allah'tan geldiğine dair açık birer delil olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ayet' kavramının Kur'an'da hem kozmik işaretleri (Allah'ın yaratmadaki delilleri) hem de vahiy metninin parçalarını ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, Kur'an'ın kendisinin ilahi bir işaret ve delil olduğu vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kitab' kelimesinin 'yazmak' kökünden geldiğini ve yazılı metin anlamına geldiğini belirtir. Kur'an için kullanıldığında ise, Allah'ın kelamının toplanmış ve korunmuş halini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kitab'ın, harflerin bir araya getirilmesiyle oluşan metin olduğunu ve Kur'an'ın da bu anlamda 'Kitap' olarak adlandırıldığını açıklar. Bu ayette, Kur'an'ın yazılı ve düzenli bir metin olma özelliğine vurgu yapılır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kitab' kelimesinin Kur'an'da hem genel anlamda ilahi vahiyleri hem de özel olarak Kur'an'ın kendisini ifade ettiğini belirtir. Ayette, Kur'an'ın ilahi bir kitap olma vasfı öne çıkarılır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'Kur'an' kelimesinin 'karae' (okumak) fiilinden türediğini ve 'okunan' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette, Kur'an'ın okunarak anlaşılması gereken bir metin olduğuna işaret edilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Kur'an'ın 'kıraat' (okuma) kökünden geldiğini ve 'toplamak' anlamını da içerdiğini ifade eder. Ayetteki kullanımı, hem okunan hem de ayetleri bir araya getirilmiş ilahi kelam olma özelliğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Kur'an' kelimesinin 'okuma' eylemiyle doğrudan ilişkili olduğunu ve İslam'ın ilk dönemlerinde vahyin sözlü aktarımının önemini yansıttığını belirtir. Ayette, Kur'an'ın okunarak tebliğ edilen bir mesaj olduğu vurgulanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mübin' kelimesinin 'açıklayan' ve 'açık olan' anlamlarına geldiğini belirtir. Kur'an'ın 'mübin' olması, onun hakikatleri net bir şekilde ortaya koyduğunu ve anlaşılması kolay olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'beyan' kökünün 'açıklamak, ortaya çıkarmak' anlamına geldiğini ve 'mübin'in hem kendisi açık olan hem de başkasına açıklayan olduğunu belirtir. Ayette, Kur'an'ın hem kendisinin açık ve net olduğu hem de hakikatleri insanlara açıkladığı vurgulanır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mübin' kelimesinin hem 'açık ve net' hem de 'açıklayıcı' anlamlarını taşıdığını ifade eder. Bu ayette, Kur'an'ın mesajının karmaşık olmadığı, aksine apaçık ve yol gösterici olduğu belirtilir.
Hicr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bu, Zâtî bir âyettir. Aşağıda îzâh edileceği gibi, âyetin başındaki “Elif, Lâm, Râ”, Zât mertebesinden tercüme edilmeden aslî hâlleriyle gönderilen Zâtî ve ilâhî harflerdir.
Kur’ân-ı Kerîm’de (29) sûrenin başında, burada olduğu gibi, her biri ayrı ayrı telaffuz edilen harfler bulunur. Arapça’da bunlara “hurûf-u mukatta’â” denir. “Hurûf”, “harf” kelimesinin çoğuludur. “Mukatta’â” ise “kesilmiş”, “ayrılmış” ya da “bağımsız” anlamına gelen bir sıfattır. Bu iki kelime birleşince “kesik, ayrı, bağımsız harfler” ma’nâsı ortaya çıkar.
Klasik tefsîr geleneğinde müfessirler, hurûf-u mukatta'â konusunda genellikle temkînli bir yaklaşım sergilemişlerdir. Bu harfleri “Allâh (c.c.) ile Resûlullâh (s.a.v.) arasında şifre” olarak nitelendirmiş ve bu konuda bir îzâha girişmekten genelde kaçınmışlardır. " T.O.C.C." Bizler, bu harflerin neyi ifâde ettiğini ve kaynağının ne olduğunu anlayabilmek için evvelâ Terzi Baba’nın 10-Kelime-i Tevhîd kitâbının 160-165’inci sayfalarından hurûf-u mukatta'â hakkında bazı genel bilgileri özetleyerek buraya alalım.
Hurûf-u mukatta’â, hangi sûrenin başında bulunuyorsa, o sûrenin özünü, rûhunu ve tüm ma’nâsını içerir. Bu harfler, (104) kitapta bildirilen tüm ma’nâları bünyesinde barındıran, Zâtî ve ilâhî harflerdir.[1] Hurûf-u mukatta’â âyetlerinin diğer âyetlerden en önemli farkı, tercüme edilmeden aslî hâlleriyle gönderilmiş olmalarıdır.
Bu harfler, ilâhî kitâbımız Kur’ân-ı Kerîm’in maddî ve mânevî varlığını muhâfaza eden (29) adet ilâhî nûr sütunlarıdır. Bu yüzden de bu harflerin aslının bozulması (değiştirilmesi) mümkün değildir—bunlar mutlak ma’nâda hiçbir beşerî lisâna tercüme edilemez, “meâl”i dahi yapılamaz.
Onlara nüfûz etmek ve füyûzatından faydalanmak, ancak bizde mevcûd olan “Hakk’ın varlığı”nı faaliyete geçirmekle ve ondan ilhâm alarak, gayretimiz nispetinde mümkün olabilir " İz- -T-B- ".
Şimdi de “hurûf-u mukatta’â”nın bağlı oldukları mertebeleri daha iyi anlayabilmek için sayısal değerlerini inceleyelim:
Kur’ân-ı Kerîm’de toplam (29) sûre hurûf-u mukatta’â ile başlar.[2] (2 + 9 = 11) Hz. Muhammed (s.a.v.) mertebesidir.
Hurûf-u mukatta’â, (12) farklı harf bileşimi şeklinde karşımıza çıkar.[3] (12) Hakîkat-i Muhammedî ve İnsân-ı Kâmil mertebesini temsîl eder.
Hurûf-u mukatta’â âyetlerindeki toplam harf sayısı (75)’ tir. (7 + 5 = 12) yine Hakîkat-i Muhammedî’ye işâret eder.
Hurûf-u mukatta’â ile başlayan sûrelerin sıra numaralarının toplamı da (822)’dir ki, rakamlarının toplamı yine (12) eder (8 + 2 + 2 = 12).
Hurûf-u mukatta’â âyetlerinde (17) adet Mîm, (13) adet Elif ve (13) adet Lâm vardır. (17) Mîm’den İslâm’ın hakîkati olan (4) mertebeyi (şerîat, tarîkat, hakîkat, mârifet) çıkarır-sak geriye (13) (Elif Lâm Mîm) kalır. (13), Hakîkatü’l Ahadiyyetü’l Ahmediyye mertebesidir.
Hurûf-u mukatta’â, Arap alfabesindeki (14) farklı harfi içerir. (14), Nûr-u Muhammedî’yi ifâde eder.
Özetle, hurûf-u mukatta’â ile Hz. Resûlullâh (s.a.v.)’e âit tüm mertebeler (11, 12, 13 ve 14) arasında bağlantı vardır ki, böylece, bu harflerin kaynağının Zât mertebesi olduğu açık olarak anlaşılmaktadır. " T.O.C.C."
“Elif Lâm Râ” Harflerinin Ma’nâları
Hurûf-u mukatta’â hakkındaki bu genel bilgilerin ardından, sûrenin başında yer alan “Elif, Lâm, Râ” harflerininin ifâde ettikleri ma’nâları Terzi Baba’nın 10-Kelime-i Tevhid, 22-Yûsuf Sûresi, 35-Fâtiha Sûresi ve 36-Bakara Sûresi kitaplarındaki bilgilerden derleyerek özet olarak buraya aktaralım.
Elif: (ا) Elif, Ahadiyyet mertebesinin sembolüdür. Burası, Cenâb-ı Hakk’ın “inniyyeti” ve “hûvviyyeti” ile var olduğu yerdir. “Zât-ı Mutlak” mertebesidir.
Arap alfabesinin ilk harfi olan Elif’in sayısal değeri küçük-asıl ebced hesâbına göre (1), en büyük ebced hesâbına göre (13)’tür. Bu harf, 1’den 13’e kadar bütün sayıları bünyesinde toplar.
Elif, (12) zâhir ve (1) bâtın, toplam (13) noktadan oluşur. Her nokta bir mertebeyi ifâde eder. İlk (7) nokta nefs mertebelerini ve “sıfât-ı subûtiyye” yâni Allâh’ın (7) sıfatını, sonraki (5) nokta ise “hazarât-ı hamse” (beş hazret) mertebesini temsîl eder. Elif’in en üstünde bir de (13)’üncü gaybî noktası vardır ki Ahadiyyet noktasıdır.
Doğu ve Batı lisânlarının ana kaynağı olan alfabeler genelde (Elif) yâni (a) harfiyle başlamaktadır.
Alfabelerdeki harfler birer rumuz ve semboldür. Her bir sembol Elif’in değişik sûretlerle görünmesinden başka bir şey değildir. Ayrıca, bütün sayılar da (1)’in kendi içinde birer birer çoğalmasından başka bir şey değildir. Farklı farklı sayılar ve harfler olarak zuhûra çıkan, hakîkatte o iki asıldır. Bu iki asılda da aslolan Elif’in üzerindeki noktadır, yâni (13)’tür, Ahad’dır.
Elif, A’mâiyyetin zuhûru, Ahadiyyet’in hakîkatidir. Kevn âlemindeki tüm zuhûrların kaynağıdır. İnsâniyyet’in hakîkatidir. Bütün varlığın özüdür.
Elif, âlemde ve âlemin bütün ferd ve ma’nâlarında mevcûd’tur. Elif-siz, yâni (1 ve 13)’süz yer ve ma’nânın olması mümkün değildir. Âlemlerin aslı olan (Ahadiyyet’ül Ayn) bütün âlemlerde her zerrede ve âlemin bütün fertlerinde ayn’ı ile mevcûd’tur. O’nun olmadığı bir varlık, varlık olamaz. Bir varlığın varlık olabilmesi, ancak O’nun o varlıktan tecellî ve zuhûr etmesiyle mümkündür.
Elif, vahyin ilk harfidir (İkra). Besmele’den sonra Fâtiha’nın da ilk harfidir. Bakara Sûresi’nin ilk harfidir. “Ahad”, “Allâh”, “Âdem”, “İnsân”, “Îmân”, Îkan”, “İlim” gibi önemli kelimelerin ilk harfidir. Şekli "câmi minaresi" gibidir, oradan ilâhî dâvet yapılır.
Lâm: (ل) Lâhut-Ulûhiyyet mertebesi, yâni bütün bu âlemlerdir. Bu, Allâh’ın ilâhî isim ve sıfatlarının tecellî ettiği mertebedir. “Zât-ı Mukayyed” mertebesidir.
Elif (ا) harfinin kıvrılmış hâlidir, yâni aslı Elif’tir.
Elif ile birlikte (لا) şeklinde “Lâ” olur ki bu, Kelime-i Tevhîd’in başlangıcıdır.
Lâm harfi, ilâhî hakîkatlerin tenezzülü (aşağıya inişi) ve kulun Allâh’a yükselişi arasında bir köprü vazîfesi görür. Hem zuhûr hem de urûc-mi’râc makâmlarını bünyesinde barındırır. Elif-Lâm olarak okunduğunda ilâhî hakîkatlerin tenezzülünü temsîl eder. Lâm-Elif olarak okunduğunda ise yükselişi, yâni kulun Allâh’a doğru seyrini temsîl eder.
Râ: (ر) Rahmâniyyet ve Rubûbiyyet hakîkatlerini anlatan harftir. Gayriyyet’in (ben ve sen anlayışının) ilk başlangıcıdır. Rahmet ve terbiye ediciliğin tezâhürünü simgeler. "İz--T-B-"
Özetlersek, “Elif” olan Ahadiyyet’ten başlayan ilâhî nüzûl seyri, evvelâ “Lâm” olan Ulûhiyyet’e, daha sonra “Râ”ya yâni Rahmâniyyet’e sonra Rubûbiyyet’e ve nihâyetinde de âlem-i şehâdete ulaşır ve burada “mübîn” yâni “apaçık” olur. Yâni, “Elif Lâm Râ” âlemlerin kaynağının neresi olduğunu ve nasıl bir seyr üzere oluştuğunu bizlere gösteren bir anahtardır.
Bu seyri bir başka şekilde ifâde edersek; “Elif” olan Ahadiyyet’ten “Lâm” olan Akl-ı Külle, oradan “Râ” Rûh-u Küllî ve Nefs-i Küllî’ye ve nihâyet sûret âlemine olan seyr’dir. “Gizli hazîne”nin mertebe mertebe taayyün etmesiyle şuurlu varlık olan insân tarafından “bilineceği” şehâdet âlemine gelişinin ifâdesidir. " T.O.C.C."
“Elif Lâm Râ” Harflerinin Ebced Sayı Değerleri
Elif (1), Lam (30), Ra (200); toplamı (1 + 30 + 200 = 231)’dir. Tekrar toplarsak, (2 + 3 + 1 = 6) eder ki (6) cihettir ve “Elif Lâm Râ”nın her cihette zuhûrları olduğunu ifâde eder. Ayrıca, (231)’in başındaki (2)’yi zâhir ve bâtın olarak ayırırsak geriye (31) kalır ki tersi (13)’tür; Hakîkat-i Ahadiyyet’ül Ahmediyye mertebesidir. O kaynaktan zuhûrâ gelen ilâhî hâkikatler bütün âlemlere ilân edilmektedir. " T.O.C.C."
“Elif Lâm Râ” Harfleri ile Başlayan Sûreler
Kur’ân-ı Kerîm’de (5) sûrenin başında “Elif Lâm Râ” harf-leri bulunur: 10-Yûnus, 11-Hûd, 12-Yûsuf, 14-İbrahim ve 15-Hicr. Ayrıca, mushaftaki sıralama itibâriyle bu sûrelerin tam ortasında yer alan 13-Ra’d Sûresi de, arada ilâve bir “Mîm” takısı ile “Elif Lâm Mîm Râ” ile başlar. Ortadaki “Mîm”, âdeta (13)’ün Hakikât-i Muhammedî’nin rumûzu olduğunu tasdîk eder.
“Elif Lâm Râ” ile başlayan (6) sûrenin arka arkaya gelmesi dikkat çekicidir. (6) sayısı, “Elif Lâm Râ”nın hakîkatlerinin bizleri (6) cihetten sarması olarak yorumlanabilir. Bu (6) sûrenin sıra numaralarının toplamı (75) eder ki, (7 + 5 = 12) Hakîkat-i Muhammedî ve İnsân-ı Kâmil mertebesinin rumûzudur.
Bu (6) sûrenin hepsinin başında, “Elif Lâm Râ”nın ardından kitaptan ve onun vasıflarından söz edilir ki, “Elif Lâm Râ” âlemler kitâbının kaynağı ve âyetleri hükmündedir demektir:
10-Yûnus Sûresi: “Bunlar hikmetli kitâbın (Kitâbil Hakîm) âyetleridir.” “Hakîm” kelimesi, âyetlerin hem hikmetli oluşuna hem de muhkem kılınmış oluşuna işârettir. Bakara Sûresi 2/269 âyetinde buyrulduğu gibi “kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir”.
11-Hûd Sûresi: “Bu, Hakîm ve Habîr olan tarafından, âyetleri muhkem kılınmış, sonra ayrıntılandırılmış (açıklanmış) bir kitaptır.” Âyetlerin muhkem olması kaynağının ilâhî oluşuna, tafsîl edilmiş olması ise insânî idrâk seviyesine indirilmiş olmasına işârettir, diyebiliriz. Bir başka yönden, tafsîl edilmiş olması, kesretteki vahdetin ifâdesidir.
12-Yûsuf Sûresi: “Bunlar apaçık kitâbın (Kitâbil Mübîn) âyetleridir.” Kitâbın apaçık olması, ilâhî hakîkatleri âdeta bir tercüman gibi insânın idrâk seviyesine getirip açıklamasına işârettir. Bir başka yönden, Zât-ı ilâhînin şehâdet âleminde zuhûr ve tecellî yoluyla “mübîn” yâni “görünür” oluşunun ifâdesidir.
13-Ra’d Sûresi: “Bunlar kitâbın âyetleridir. Sana Rabbinden indirilen Hakk’tır. Fakat insânların çoğu îmân etmezler.” Kitâbın âyetlerinin Hakk’tan ayrı olmadığının, Hakk’ın farklı mertebelerden zuhûr ve tecellîleri olduğunun açık ifâdesidir.
14-İbrahim Sûresi: “Bu, insânları Rablerinin izniyle zulmetten nûra, Azîz ve Hamîd olanın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.” Bu âyet kitâbın fonksiyonel yönüne işaret eder; kitap, salt bilgi vermek için değil, insânları nefs ve cehâlet karanlığından (zulmetten) tevhîd ve mârifet aydınlığına (nûra) çıkarmak için indirilmiştir. O, gizli hazîneyi bulmak ve idrâk etmek isteyenler için bir rehber hükmündedir.
15-Hicr Sûresi: “Bunlar kitâbın ve apaçık Kur’ân’ın (Kur’ânin mübîn) âyetleridir.” (Not: Bu âyetin yorumu aşağıda yapılacaktır.) " T.O.C.C."
Kur’ân-ı Kerîm’in Farklı Mertebelerdeki Tercümeleri
Yukarıda belirtilen âyet-i kerîmeleri daha iyi anlayabilmek için Kur’ân-ı Kerîm’in farklı mertebelerdeki tercümelerini az da olsa bilmek gerekir. Bu tercümelere dâir bilgileri Terzi Baba’nın 10-Kelime-i Tevhîd kitâbının 15-16’ıncı sayfalarından özet olarak buraya aktaralım.
Kur’ân-ı Kerîm, Ulûhiyyet (Zât) mertebesinde, “Ümmü’l Kitâb”ta “Kur’ân” ismi ile Allâh’ça idi. O mertebede hiçbir zuhûr ve tecellî olmadığından başka türlü de olamazdı.
Rahmâniyyet (sıfât) mertebesinde “Levh-i Mahfûz”da “Furkân” ismiyle, mertebesi gereği Hakk’çaya tercüme edildi. Yâni Ulûhiyyet’ten Rahmâniyyet’e tenezzül etti.
Rubûbiyyet (esmâ) mertebesinde “Kitâbü’l Mübîn” (beyân olan açık kitap) ismiyle, mertebesi gereği Rabb’çaya tercüme edildi. Yâni Rahmâniyyet’ten Rubûbiyyet’e tenezzül etti.
Melikiyyet (ef’âl) mertebesinde “İmâmü’l Mübîn” (en önde, en açık) ismiyle, mertebesi gereği, baş tarafına bir “a” “Elif” harfinin ilâvesiyle A-Rabça’ya tercüme edildi. Yâni Rubûbiyyet’ten Melîkiyyet’e tenezzül etti.
Fussilet Sûresi’nin 41/1-3 âyetlerinde belirtildiği gibi, bu tercümeler Kur’ân’ın beşer tarafından daha iyi anlaşılabilmesi için, bâtın âleminde Hakk tarafından yapılmıştır:
“Hâ Mîm. Tenzîlun miner rahmânir rahîm. Kitâbun fussilet âyâtuhu kur’ânen arabiyyen li kavmin ya’lemûn.” “Hâ Mîm. Rahmân ve Rahîm olandan nâzil olmuştur. Bilen bir kavim için, Arapça bir Kur’ân olarak âyetleri açıklanmış bir Kitap’tır.” Tercümenin ma’nâsı Rabça, lâfzı ise Arapça’dır. " İz- -T-B- "