
Altı Peygamber — Hz. Muhammed (s.a.v.)
Terzibaba - Necdet Ardıç
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Bu kitap ne anlatıyor?⌄
"Altı Peygamber (Cilt 6) — Hz. Muhammed (s.a.v.)" adlı eser, menkıbe veya biyografi kitabı olmaktan ziyade, tasavvufî bir araştırma ve inceleme kitabıdır. Eser, okuyucuyu nefsânî heveslerden, zan ve hayalden arınmış, saf bir gönülle okumaya davet ederek, mânevî ufku genişletmeyi hedefler1. Kitap, Kur'an'ı "Allah'ın kitabı" olarak vurgular ve onu diğer kitaplardan üstün tutar; Kur'an'ın gaflet karanlıklarından bilgi nurlarına çıkaran bir rehber olduğunu belirtir1. Ayrıca, eserde "Seyyid-i kevneyn" olan Hz. Muhammed'i Hakk'tan ayrı görmemenin, kâinat kitabının hakikatini idrak etmek için elzem olduğu ifade edilir1.
›Ayrıntı
"Altı Peygamber (Cilt 6) — Hz. Muhammed (s.a.v.)" isimli bu eser, yazarın kendi ifadesiyle bir menkıbe veya hayat hikayeleri nakleden bir kitap değildir; aksine, bir araştırma, inceleme ve sayılar kitabıdır1. Kitabın temel amacı, okuyucunun mânevî ufkunu genişletmektir1. Bu amaca ulaşmak için okuyucuya, kitabı okumaya başlarken nefsânî heveslerden, zan ve hayalden, gafletten soyunarak, saf bir gönül ve Besmele ile okuması tavsiye edilir. Zira vehim ve hayalin tesiri altında iken bu tür kitaplardan gerçek mânâda yararlanmak mümkün değildir1.
Eserin ana temalarından biri, Kur'an-ı Kerim'in ilâhî mahiyetini vurgulamaktır. Kitap, Kur'an'ın "Allah'ın kitabı" olduğunu ve kimseye göre değil, yalnızca Allah'a ait olduğunu kesin bir dille ifade eder. Diğer kutsal kitapların (İncil, Tevrat) beşerî isimlerle anılmasını, Allah'a ve O'nun kitabına şirk koşmak olarak değerlendirir; bu tür isimlendirmelerin kişilerin kendi anlayışlarına göre yapılan düzenlemeler olduğunu belirtir1. Kur'an'ın, insanları gaflet karanlıklarından bilgi nurlarına çıkarmak için indirilmiş bir kitap olduğu ve yeryüzünde benzeri bulunmadığı için tüm kitapların üzerinde olduğu vurgulanır1.
Kitapta ayrıca Hz. Muhammed'in (s.a.v.) kâinattaki özel konumu ele alınır. "Seyyid-i kevneyn" (iki âlemin efendisi) olan Hz. Muhammed'i Hakk'tan ayrı görmenin, yani Allah'ı yukarıda, O'nu aşağıda görmenin, kâinat kitabının hem metnini hem de başlangıcını kaybetmek anlamına geldiği ifade edilir1. Bu ifade, tasavvuftaki vahdet-i vücud anlayışına işaret ederek, yaratıcı ile yaratılan arasındaki derin birliği ve Hz. Muhammed'in bu birliğin en kâmil tecellisi olduğunu ima eder. Eser, bu ve benzeri konuları işleyerek okuyucuya tasavvufî bir bakış açısı sunmayı amaçlar.
- Kaynaklar
- 1.Altı Peygamber, Cilt 6 — s. 6, 36, 53, 91, 234, 238
Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?⌄
Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınmıştır1. Kendisi, "Altı Peygamber" serisinin altıncı kitabı olan Hz. Muhammed (s.a.v.) eserinin müellifidir ve bu eserde vahiy, kesb ve nakil yoluyla elde edilen ilimlerden bahseder2. Tekirdağ'da ikamet eden Necdet Ardıç, Terzi Baba olarak da bilinir ve eserlerinde Hakk taliplilerine tefekkür yolculuğunda rehberlik etmeyi amaçlar2.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olarak kabul edilir ve tasavvufî irfanı modern döneme aktaran müstesna şahsiyetler arasında yer alır1. Eserleri ve sohbetleri aracılığıyla tasavvufî bilgiyi geniş kitlelere ulaştırmayı hedeflemiştir. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınmaktadır1.
Kendisi, "Altı Peygamber" adlı tasavvuf serisinin altıncı bölümü olan Hz. Muhammed (s.a.v.) kitabının yazarıdır2. Bu eserde, ilmin farklı kaynaklarına değinir: Hakk'ın hibe yoluyla verdiği vehbî ilim, çalışılarak kazanılan kesbî ilim ve muhtelif eserlerden (Mesnevi-i Şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu'l Hikem) ve sohbetlerden müşahede ile toplanan nakil ilmi2.
Necdet Ardıç, Terzi Baba lakabıyla da bilinir ve Tekirdağ'da ikamet etmektedir2. Eserlerinde, okuyucularını ve Hakk taliplisi kardeşlerini yeni bir tefekkür yolculuğuna çıkmaya ve ufuklarını geniş tutmaya davet eder2. Ayrıca, Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler de Necdet Ardıç riyasetindeki tasavvuf serisi içinde eserler kaleme almışlardır3. Necdet Ardıç'ın diğer eserleri arasında Necdet Divanı, Hacc Divanı, Salât- Namaz ve Ezan-ı Muhammedi'de Bazı Hakikatler ve İslâm'da Mübarek Geceler, Bayramlar ve Hakikatleri gibi çalışmalar bulunmaktadır2.
- Kaynaklar
- 1.Vikipedi: Necdet Ardıç
- 2.Altı Peygamber — s. 1, 7, 205, 242, 244, 245
- 3.Vikipedi: Abdürrezzak Tek, Terzi Oğlu Cem Cemâlî
Hakikat-i Muhammediyye ne demektir?⌄
Hakîkat-i Muhammediyye, tasavvuf metafiziğinin en derin ve en yüksek kavramlarından biridir ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) hem beşerî hem de ilâhî hakîkatini ifade eder. Bu kavram, Cenâb-ı Hakk'ın ilk taayyünü, akl-ı evvel ve kâinatın yaratılış sebebi olan manevî hakîkati ile Hz. Muhammed'in tarihsel şahsiyetini birleştirir1. Hakîkat-i Muhammediyye, Hak'ın lâ-taayyün mertebesinden sonraki ilk tecellisi olan Ahadiyyet mertebesinde ortaya çıkar ve tüm varlıkların şey'iyyetlerini bünyesinde toplayan küllî bir hakîkattir2. Bu hakîkat, ferd-i vâhid olarak tüm ilâhî isim ve sıfatların zuhur mahalli olup, tevhidin en üst zuhurunu temsil eder2.
›Ayrıntı
Hakîkat-i Muhammediyye, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) fizikî varlığından önce gelen, yaratılışın ilk sebebi ve ilâhî nûrun ilk tezahürü olan manevî hakîkatidir (Hakikat-i Muhammedi). Tasavvuf doktrininde anahtar bir kavram olup, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) beşerî yönü (tarihsel insan) ile Hak'ın ilk taayyünü, akl-ı evvel ve rûh-ı a'zam olan hakîkat yönünü bir araya getirir3. Bu hakîkat, "küntü kenzen mahfîyyen" (gizli bir hazineydim, bilinmeyi sevdim, bilinmek için halkı yarattım) hadîs-i kudsîsi ile mesned bulur3.
Hakîkat-i Muhammediyye, Cenâb-ı Hakk'ın Ahadiyyet mertebesinden sonraki ilk tecellisi olarak kabul edilir2. Ahadiyyet, Hak'ın sıfat ve esmâdan henüz tafsîl edilmemiş, sırf 'tek' olma kademesidir3. Hakîkat-i Muhammediyye, bu Ahadiyyet mertebesinin tecellisi olan isim ve sıfatların ilmî mânâda zuhura çıktığı yer olan Vâhidiyyet mertebesiyle de ilişkilidir2. Bu mertebede, tüm ilâhî hakîkatlerin en geniş mânâda zuhur mahalli olarak, bütün şey'iyyetleri bünyesinde toplayan küllî bir varlıktır2.
Hakîkat-i Muhammediyye, "Rûhu'l-A'zam" olarak da adlandırılır ve tüm ruhların babası (ebu'l-ervâh) konumundadır2. Bu hakîkat, "zât, irâde, kavl" hükmünün zuhur ettiği yerdir ve hikmet-i ferdiyye ile vasıflandırılır; yani ferd-i vâhid, tek ferd olan Hakîkat-i Muhammediyye'dir2. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) fizikî bedeni (sûret-i Muhammediyye) sonradan gelmiş olsa da, Hakîkat-i Muhammediyye ezelden beri mevcuttur ve tüm ilâhî hakîkatleri kendinde barındırır2. Bu hakîkat, beşerî Muhammedî'nin bünyesine giydirilmiş, onda mevcut olmuştur2.
- Kaynaklar
- 1.K1-28, Altı Peygamber, s. 38
- 2.Altı Peygamber — s. 10, 38, 44, 49, 66, 73, 74, 82, 172, 175
- 3.K1, s. 28, 220
İnsan-ı Kâmil kavramı ne anlama geliyor?⌄
İnsân-ı Kâmil, tasavvufta "kâmil insan" anlamına gelir ve Allah'ın tüm ilâhî isimlerini ve sıfatlarını kendinde tam olarak tecelli ettiren, ilâhî emaneti taşımaya ehil olan varlığı ifade eder. Bu mertebe, Hazerât-ı Hamse'nin beşinci ve son basamağı olup, ilâhî seyrin tamamlandığı noktadır (İnsan-ı Kamil, Wiki). Hz. Muhammed (s.a.v.) bu mertebenin ilk ve en yüce temsilcisidir ve âlemlerde onun özel mertebesine ulaşmanın kimse için yolu yoktur1. İnsân-ı Kâmil, bütün âlemlerin hülâsasıdır ve onda zâtî tecelli ile birlikte sıfat, isim ve fiillerin tecellileri toplanmıştır1.
›Ayrıntı
İnsân-ı Kâmil, Abdulkerim Cili'nin aynı adlı eseriyle de tanınan, tasavvufî düşüncenin merkezî kavramlarından biridir (İnsan-ı Kamil, Wiki). Bu mertebe, "ilâhî sûret"i kabule müsait bir taayyüne sahip olmayı ve "ilâhî emanet"i taşımayı gerektirir1. Varlıkların her biri ilâhî nûrun aynası olmakla birlikte, Âdem yani İnsân-ı Kâmil'de ilâhî sıfatların nurları tamamiyle zâhir olmuştur; nûr, kendi cemal ve celâlini İnsân-ı Kâmil'de görmüştür1.
İnsân-ı Kâmil mertebesi, "Ahadiyyet" makamıdır ki bu, "Cemü'l Cem" yani toplamların toplamı anlamına gelir. Bu mertebedeki kişinin zikri "Allah" (c.c.), âlemi ise "Bütün âlemler"dir; her âlemde gereği gibi hareket etme kabiliyetine sahiptir. Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)'dır ve lâkabı "Abdü'hu ve Resulü'hu"dur. Kelimesi "Lâ ilâhe illâllah muhammedürrasûlüllah"dır. Seyri "Seyr-i anillâh" yani Allah'tan seyirdir, Hakk'tan halka doğrudur. Sûresi ise Fatiha'dır1.
Bu mertebeye ulaşan kâmil insanlarda "Tecelli-i Zat", "Tecelli-i Sıfat", "Tecelli-i Esmâ" ve "Tecelli-i Ef'âl" gibi geriye dönüş makamları doğal olarak oluşur1. İnsân-ı Kâmil, bütün mertebelere ayna olan bir makamdır; Kâbe'nin Ulûhiyyet'i, Makam-ı İbrâhim'in ise İnsân-ı Kâmil mertebelerini temsil etmesi gibi1. Bu hakikatler ve sırlar gönülden gönüle, ehlinden ehline akıp gitmektedir ve kıyamete kadar da akmaya devam edecektir1. Kur'ân-ı Kerîm'in hakikatlerini anlayabilmek için gerçek bir İnsân-ı Kâmil'in eğitiminden geçmek ve onun nefhasını almak gerekmektedir1.
- Kaynaklar
- 1.Altı Peygamber, Cilt 6 — s. 147, 149, 153, 156, 157, 163, 214, 241
Kitapta geçen 'seyr' ne demektir?⌄
Tasavvufta "seyr", sâlikin manevî yolculuğunun bütününe verilen isim olup, "seyr-i sülûk" olarak da anılır. Bu yolculuk, sâlikin nefsinden ve mâsivâdan Hak'a yönelerek mârifet kademelerinde ilerlemesini ve nihayetinde halk içinde Hak'ı temsil etmesini ifade eder. Seyr, genel olarak "seyr ilallâh" (Allah'a sefer) ve "seyr fillâh" (Allah'ta sefer) olmak üzere iki ana hatta ayrılır1. Ayrıca, ilmel yakıyn, aynel yakıyn, hakk'el yakıyn mertebelerinde ef'âl, esmâ ve sıfât âlemlerinde gerçekleşen üçlü bir seyrden de bahsedilir2.
›Ayrıntı
Seyr, tasavvufî hayatın tam adıdır ve sâlikin başlangıçtan vâsıl olma hâline kadar geçtiği yolun tamamını kapsar1. Bu manevî yolculuk, klasik olarak dört ana mertebede incelenir: Birincisi, Seyr ilallâh (Allah'a sefer) olup, sâlikin kendi nefsinden, dünyadan ve Allah dışındaki her şeyden (mâsivâdan) yüz çevirerek Hak'a yönelmesidir. Bu aşama, mücâhede ve nefis tezkiyesi ile başlar. İkincisi, Seyr fillâh (Allah'ta sefer) olup, sâlikin Hak'a vâsıl olduktan sonra Allah'ın isimleri (esmâ) ve sıfatları âleminde yaptığı yolculuktur. Bu mertebede sâlik, mârifet kademelerinde ilerler1. Üçüncüsü, Seyr maallâh (Allah ile birlikte sefer) olup, sâlikin fenâ ve bekâ hâlleri silsilesinde Hak ile kâim olarak halka dönmesini ifade eder. Bu seyrin sonu yoktur ve bu aşamadan sonra bayram yoktur2. Dördüncüsü ise Seyr anillâh / billâh (Allah'tan sefer) olup, sâlikin halk içinde Hak'ı temsil etmesi, mürşid olma ve halkı Hak'a çağırma makâmıdır1. Bu son seyr, mürşidlerin makâmıdır1. Kitapta ayrıca, ilmel yakıyn, aynel yakıyn ve hakk'el yakıyn olarak üç seyrden bahsedilir; bunlar sırasıyla ef'âl/madde, esmâ/nûr ve sıfât/rûh âleminde gerçekleşir2. Genel olarak yapılan seyr-i sülûklar ef'âl âlemindeki seyr-i sülûklardır ve bu seyr ile sâlik hallerin ilmini almış olur2. Bireysel seyr, her bir sâlik için kendi yaşantısının özellikleri, ayırabileceği vakitleri, yapabileceği çalışmalarına göre 15-20 sene sürebilmektedir2. Ayrıca, her sene yaşanan on iki aylık dönüşümlerle oluşan senelik seyr de bulunmaktadır; bu seyrde yedi nefs mertebesi ve beş hazret mertebesi bulunur2.
- Kaynaklar
- 1.K1, s. 265
- 2.Altı Peygamber — s. 137, 157, 159, 160
Hikmet-i Ferdiyye neyi ifade eder?⌄
Hikmet-i Ferdiyye, Muhyiddîn İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserinde Hz. Muhammed'e tahsis edilmiş olan özel bir hikmettir. Bu hikmet, Hakikat-i Muhammediyye'nin bütün hakikatleri ve hikmetleri kapsayıcı, birleştirici ve tekil olma özelliğini ifade eder1. Ferdiyyet, "bütün birleri toplamış bir tek" anlamındadır ve çokluğun neticede birliğe dayandığını, bu birliğin de tekil bir ifadeyle belirtildiğini gösterir1. Hz. Peygamber'in varlığıyla peygamberliğin sona erdirilmesi gibi, Fusûsu'l-Hikem de Hikmet-i Ferdiyye ile hatmolunmuştur; zira Hikmet-i Ferdiyye, tüm hikmetleri camidir1. Bu, Hakikat-i Muhammediyye'nin tüm taayyünatın evveli ve kâffe-i mevcudatın a'yân-ı sabitelerini ve hakikatlerini müştemil olmasından kaynaklanır1.
›Ayrıntı
Hikmet-i Ferdiyye, Fusûsu'l-Hikem'in Kelime-i Muhammediyye'ye ayrılan bölümünde mündemiçtir ve Hz. Muhammed'e özgü bir hikmettir1. Bu hikmet, Hz. Peygamber'in şerefli varlığıyla peygamberliğin sona erdirilmesi gibi, Fusûsu'l-Hikem'in de kendisiyle hatmolunduğu bir kemâl noktasıdır1. Hikmet-i Ferdiyye'nin temel özelliği, bütün hakikatleri ve hikmetleri kapsayıcı olmasıdır; tıpkı Hz. Peygamber'in tüm hakikatleri cami olması gibi1.
Ferdiyyet kavramı, lügatte "tek" anlamına gelmekle birlikte, tasavvufî bağlamda "bütün birleri toplamış bir tek" mânâsını taşır1. Bu, âlemdeki kesretin (çokluğun) neticede birliğe dayandığını ve bu birliğin tekil bir ifadeyle, yani ferdiyet olarak belirtildiğini gösterir1. Hikmet-i Ferdiyye'nin Hakikat-i Muhammediyye'ye tahsis edilmesinin sebebi, Hakikat-i Muhammediyye'nin tüm taayyünatın evveli olması ve bütün mevcudatın a'yân-ı sabitelerini ve hakikatlerini içermesidir1. Bu durum, Hakikat-i Muhammediyye'nin "zât, irâde, kavl" hükmünün faaliyete geçmesi ve şey'iyyetlerin toplu olarak zuhura çıkması için gereklidir1.
Hz. Peygamber'in hakikati itibarıyla ferdiyetin kemâli, O'nun fevkinde ancak Zât-ı Ahadiyye bulunan cemiyet-i ilâhiyye makamıyla münferit olmasından kaynaklanır1. Bu hikmet, sâlikin ma'rifet mertebesini artırmasına vesile olur ve İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserinin dördüncü cildinde "Hakikat-i Muhammediyye, Hikmet-i Ferdiyye" bölümünde detaylıca açıklanmıştır1. Hz. Peygamber'e yapılan muhabbet ve medihler aslında O'nda zuhur eden Zât-ı İlâhiyyeye yöneliktir; zira "men reâni fekad reel Hakk" (Beni gören Hakk'ı görmüş olur) hadisi bu hakikati ifade eder1.
- Kaynaklar
- 1.Altı Peygamber — s. 37, 41, 56, 57, 74, 80, 242
Bu kitap tasavvufa yeni başlayanlar için uygun mu?⌄
Verilen kaynaklara göre Necdet Ardıç'ın "Altı Peygamber (Cilt 6) — Hz. Muhammed (s.a.v.)" adlı eseri, tasavvufa yeni başlayanlar için uygun değildir. Kitap, yazarın diğer eserlerine (Terzi Baba, Kelime-i Tevhid, Fetih Sûresi, Mübârek Geceler ve Bayramlar) atıflar içermesi1, Muhyiddin İbn Arabi'nin Fusûsu'l-Hikem'inden özet yorumlar barındırması1 ve İnsan-ı Kâmil kavramına değinmesi1 gibi özellikleriyle, tasavvufî terminolojiye ve derinlikli konulara aşina okuyuculara hitap etmektedir. Ayrıca, "özel" ve "genel olmayan" oluşumlardan bahsetmesi1 ve "hakikatleri idrak ettirme" amacı taşıması1, eserin başlangıç seviyesinin ötesinde bir içeriğe sahip olduğunu göstermektedir.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç'ın "Altı Peygamber (Cilt 6) — Hz. Muhammed (s.a.v.)" adlı eseri, tasavvufa yeni başlayan bir okuyucu için uygun bir başlangıç kitabı olarak görünmemektedir. Bunun birkaç temel nedeni bulunmaktadır. Öncelikle, yazarın kendi diğer eserlerine sıkça atıfta bulunması, okuyucunun bu eserlere önceden vakıf olmasını gerektirebilir. Örneğin, kitapta "Terzi Baba (7) biismi has, selâm (13) (91) nolu kitabımızda zuhur etti"1 ifadesiyle Terzi Baba isimli esere gönderme yapılmaktadır. Yine "Kelime-i Tevhid kitâbımızın, 'İnsân-ı kâmil' bölümünün bir kısmını da buraya ilâve etmeyi uygun buldum"1 ve "Fetih Sûresi isimli kitabımızdan, faydalı olur düşüncesiyle -29- aynı âyet-i kerimeyi özet yorumu ile ilâve etmeyi uygun buldum"1 gibi ifadeler, okuyucunun yazarın diğer çalışmalarına aşina olmasını beklemektedir.
İkinci olarak, kitapta Muhyiddin İbn Arabi'nin Fusûsu'l-Hikem'inden konuyla ilgili bölümlerin özet yorumlarına yer verilmesi1, eserin tasavvufun derinlikli ve teorik yönlerine değindiğini göstermektedir. İbn Arabi'nin eserleri, tasavvuf literatüründe ileri seviye kabul edilen ve genellikle belirli bir tasavvufî altyapı gerektiren metinlerdir (Muhyiddin İbn Arabi). Ayrıca, eserde "İnsân-ı Kâmilin namaz mevkileri"nin krokisinin konulması1 ve "İnsân-ı kâmil" kavramına atıf yapılması1, Abdulkerim Cili'nin "İnsan-ı Kamil" gibi klasik eserlerde işlenen mertebeler bilgisine gönderme yapmaktadır ki bu da başlangıç seviyesinin ötesindedir.
Son olarak, yazarın "Bazı gerçek tasavvuf kitâplarında da bu tür menkıbelere rastlamıştım. Bu hususta on üçüncü isim olarak bize de verilen bir esmâ vardır ne olduğu bize kalsın. Bu oluşumlar özeldir, genel değildir"1 şeklindeki ifadeleri, eserin genel okuyucuya değil, belirli bir tasavvufî çevreye veya özel bir irfanî bilgiye sahip olanlara yönelik olduğunu düşündürmektedir. Kitabın "Cenâb-ı Hakk cümlelerimize, bilhassa meraklılarımıza bu hakikatleri idrak ettirsin"1 dileği de, içeriğin "hakikatleri idrak" etme seviyesinde bir derinlik taşıdığını ima etmektedir. Bu unsurlar, eserin tasavvufa yeni başlayanlar için değil, daha ziyade tasavvufî bilgi birikimi olan ve yazarın diğer eserlerini takip eden okuyucular için kaleme alındığını ortaya koymaktadır.
- Kaynaklar
- 1.Altı Peygamber — s. 37, 122, 155, 162, 195, 217
Kitapta neden bazı ayetler ve isimler öne çıkarılıyor?⌄
Necdet Ardıç'ın "Altı Peygamber" adlı eserinde bazı ayetlerin ve isimlerin öne çıkarılması, tasavvufî irfan geleneği içinde Kur'ân'ın hakikatlerini açıklama ve okuyucunun mânevî ufkunu genişletme amacı taşır. Özellikle "Elif, Lâm, Mim" gibi harflerle başlayan ayetler, Kitab'ın hikmetli ve mübîn yönünü vurgulayarak1, gaflet karanlıklarından bilgi nurlarına çıkışa işaret eder1. Bu vurgu, insanın Allah ile özel ilişkisini, esmâ-i ilâhiyye'nin taşıyıcısı olma potansiyelini ve Hakîkat-i Ahadiyyet-ül Ahmediyye gibi tasavvufî mertebeleri idrak etmesine yardımcı olmayı hedefler1.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç'ın eserinde bazı ayetlerin ve isimlerin öne çıkarılması, tasavvufî bir bakış açısıyla Kur'ân'ın derin anlamlarını ve mânevî hakikatlerini okuyucuya sunma gayesine dayanır. Kitap, bir menkıbe veya hayat hikayeleri nakleden bir eserden ziyade, bir araştırma ve inceleme niteliğindedir1. Bu bağlamda, seçilen ayetler ve isimler, mânevî ufku genişletmek ve Hakk yolcusunun aslına varabilmesi için geçirebileceği hususları açıklamak üzere kullanılır1.
Özellikle "Elif, Lâm, Mim" gibi harflerle başlayan ayetler (Bakara-2/1), Kitab'ın şüphesiz ve muttakîler için bir hidayet rehberi olduğunu belirtir21. Bu tür ayetler, Kur'ân'ın "hikmetli"31 ve "mübîn"41 vasıflarını vurgulayarak, Hakîm ve Habîr olan Allah katından fasıl fasıl açıklanmış bir Kitap olduğunu gösterir31. Bu açıklamalar, insanları gaflet karanlıklarından bilgi nurlarına, Aziz ve Hamîd olanın yoluna çıkarmayı amaçlar51.
Tasavvufî açıdan, Kur'ân'ın içerisindeki yol gösteren ayetler hidayet, bunların neticesinde oluşacak özellikleri anlatan ayetler ise müjdedir. Cenâb-ı Hakk hakikatleri açıkladıkça ve kul da idrak ettikçe, kul Zât'a ulaşma müjdesi alır1. Kitapta öne çıkarılan isimler ve ayetler, ulûhiyyet mertebesini anlatan tariflerin "Hakîkat-i Ahadiyyet-ül Ahmediyye"den geldiğini ve Nûr-ı Muhammedî'nin her şeye idrak ve aydınlanma verdiğini ifade eder1. Bu, tasavvufun temel kavramlarından olan "Ahadiyyet"6 ve "Emânet Âyeti"6 gibi konularla ilişkilidir; zira insan, Hak'ın bütün isimlerini taşıyacak câmi bir mahal olarak görülür.
- Kaynaklar
- 1.Altı Peygamber — s. 3, 36, 112, 232, 233, 234, 236
- 2.Bakara-2/2
- 3.Hûd-11/1
- 4.Hicr-15/1, Kasas-28/2
- 5.İbrâhîm-14/1
- 6.K1, s. 220, 405