Vece'alnâ lekum fîhâ me'âyişe vemen lestum lehu birâzikîn(e)
Orada hem sizin için, hem de sizin rızık vermediğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik.
Hicr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bu âyet-i kerîme de Zâtî’dir.
Cenâb-ı Hakk, önce 19’uncu âyette ifâde edildiği şekilde arzı yaşamaya uygun bir hâle getirip düzenler, sonra da orada “Rezzâk” esmâsı ve diğer esmâlarıyla hem sizlere hem de sizin rızık vericisi olmadığınız pek çok mahlûkâta ma’îşet (yaşamak için gerekli olan gıda, su, hava, mesken gibi şeyleri) verir.
Dünyâ hayâtındaki her türlü ma’îşetin kaynağı Cenâb-ı Hakk’ın ilâhî hazîneleridir. Onun verdiği rızkı hiç kimse kesemez ve O’nun vermek istemediğini de kimse veremez. Zâhiren, bir kimse diğerinin ma’îşetine sebep olmuş gibi görünse de, o ma’îşet sağlayıcı ancak Hakk’ın bu husûstaki âletidir. Yâni kulun rızık vericiliği izâfîdir, mutlak râzık olan Hakk’tır.
Bâtınen mâ’işet, mânevî hayâtın devâmını ve güçlenmesini sağlayan ilmî ve irfânî gıdalar olarak düşünülebilir. Bunların bir kısmı “kesb” ile yâni çalışmayla elde edilir, bir kısmıysa “vehbî”dir, Hakk tarafından karşılıksız verilir. Her iki ilmin de kaynağı Hakk’ın ta kendisidir, birinci de dolaylı yoldan, ikincide doğrudan Hakk’tan alınır. " T.O.C.C."
Âyet 21
وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا عِنْدَنَا خَزَٓائِنُهُۘ وَمَا نُنَزِّلُـهُٓ اِلَّا بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ
~ ~ ~
Ve in min şey’in illâ indenâ hazâinuhu ve mâ nunezziluhû illâ bi kaderin ma’lûm.
Hiçbir şey yoktur ki hazîneleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.