Vel-arda medednâhâ veelkaynâ fîhâ ravâsiye veenbetnâ fîhâ min kulli şey-in mevzûn(in)
Yeri de yaydık, ona sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü (bir biçimde) her şeyi bitirdik.
Yeryüzünü düzgün bir şekilde yarattık ve oraya sabit dağlar yerleştirdik. Orada hikmetle ölçülmüş her şeyden bitkiler bitirdik.
Hicr Suresi 19. ayet, Allah'ın yeryüzünü yaratma ve düzenleme kudretini vurgulamaktadır. Ayet, yeryüzünün yayılması, sabit dağların yerleştirilmesi ve her şeyin belirli bir ölçüye göre bitirilmesi gibi temel yaratılış unsurlarını dilbilimsel ve semantik derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'arz' kelimesini 'yeryüzü' olarak tanımlar ve Kur'an'da genellikle göklerin zıttı olarak kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise Allah'ın kudretinin tecelligahı olarak, yayılıp üzerinde hayatın mümkün kılındığı bir varlık olarak geçer.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'arz' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel bir mekan olmanın ötesinde, Allah'ın yaratma gücünün ve düzeninin bir göstergesi olarak ele alındığını vurgular. Bu ayette de 'arz'ın yayılması, ilahi düzenin bir parçasıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'medednâhâ' fiilini 'bastnâhâ' (yaydık, serdik) olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, yeryüzünün yaşama elverişli hale getirilmesi, düz ve geniş bir yüzey oluşturulması anlamındadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'medednâhâ' ifadesinin mecazi olarak yeryüzünü insanların yaşaması için elverişli ve geniş kıldık anlamına geldiğini belirtir. Bu, Allah'ın yeryüzünü insanlara bir beşik gibi hazırladığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'medd' kökünün 'bir şeyi uzatmak, genişletmek' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'medednâhâ' ise yeryüzünün genişletilmesi ve yaşanılır kılınması, yani Allah'ın kudretiyle yeryüzüne şekil verilmesi anlamındadır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'revâsî' kelimesini 'dağlar' olarak açıklar ve bunların yeryüzünü sarsılmaktan koruyan sabitleyiciler olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, dağların yeryüzünün istikrarındaki rolünü vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'resâ' kökünün 'sabit olmak, yerleşmek' anlamlarına geldiğini ve 'revâsî'nin de bu kökten türeyen, yeryüzüne sağlamca yerleştirilmiş dağlar olduğunu ifade eder. Bu, dağların yeryüzünün dengesini sağlayan temel unsurlar olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'revâsî' kelimesinin Kur'an'da genellikle yeryüzünün sarsılmasını önleyen, onu sabitleyen dağlar anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette de dağların bu dengeleyici fonksiyonuna işaret edilmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nebt' kökünün 'bitki' anlamına geldiğini ve 'enbete' fiilinin de 'bitirmek, yetiştirmek' demek olduğunu belirtir. Ayetteki 'enbetnâ' ifadesi, Allah'ın yeryüzünden çeşitli bitkileri ve ürünleri çıkarma kudretini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'inbât'ın, topraktan bir şeyin çıkmasını sağlamak olduğunu açıklar. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın yeryüzünde her türlü bitkiyi ve canlıyı belli bir düzen içinde var etmesini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mevzûn' kelimesinin 'ölçülmüş, tartılmış, belirli bir dengeye sahip' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, yeryüzünde biten her şeyin rastgele değil, ilahi bir hikmet ve ölçüyle yaratıldığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vezn' kökünün 'tartmak, ölçmek' anlamına geldiğini ve 'mevzûn'un da 'tartılmış, ölçülmüş' demek olduğunu ifade eder. Bu ayetteki 'min külli şey'in mevzûn' ifadesi, Allah'ın yaratılışındaki hassas dengeyi ve her şeyin belirli bir plan dahilinde var edildiğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'vezn' ve türevlerinin evrensel bir düzen ve denge kavramını ifade ettiğini belirtir. 'Mevzûn' kelimesi, Allah'ın yaratılışındaki mükemmel uyumu ve her şeyin belirli bir amaca hizmet eden bir ölçüye göre var edildiğini vurgular.
Hicr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bu âyet-i kerîme de Zâtî’dir. Evvelki âyetlerde semâ âleminden bahsedilmişti, burada ise arz âlemine dikkat çekilmektedir.
Zâhiren bakıldığında, âyet-i kerîme Allâh’ın arzı (yeryüzünü) insânlar için mükemmel bir nizâm üzere halk ettiği, oraya bir denge unsuru olarak “ağır baskılar” yerleştirdiği ve doğadaki her şeyin ölçülü ve dengeli olduğu anlatılmaktadır.
Bu âyette geçen “revâsiye” kelimesinin zâhir mânâsı hakkında üç farklı görüş öne sürülmüştür:
Birinci görüşe göre: “Revâsiye” kelimesi “sâbit dağlar” anlamına gelir ve dağlar hareket etmez.
İkinci görüşe göre: “Revâsiye” kelimesi “dağ” değil “ağır baskılar” anlamındadır. Arapça'da "dağ" kelimesinin karşılığı “cebel”dir. Neml Sûresi 27/88 âyetinde “dağların bulutlar gibi hareket ettiği” bilgisi verilir ve bilimsel veriler de bu bilgiyi destekler.
Üçüncü görüşe göre: “Revâsiye” “sâbit dağlar” anlamına gelmekle birlikte, dağlar hem sâbit hem de hareketlidir. Buna göre, dağlar bulunduğu yer itibâriyle sabittir, ancak üzerinde bulundukları tektonik plakanın hareket etmesi yönüyle hareketlidir.
Âyete enfüsî olarak bakarsak: “Arz” kişinin bedeni ve nefsidir. “Arzın genişletilmesi” insânın vücûdunun ve nefs âleminin oluşturulmasıdır. Oraya yerleştirilen “sağlam dağlar”, ilâhî ilim ve hikmet dağlarıdır, kişiyi Allâh’ın dininde ve tefekküründe sâbit tutar, nefs dalgalarıyla sarsılıp düşümesini engeller. “Orada ölçülü bir biçimde her şeyi bitirdik” “ne var âlemde o var Âdem’de”nin bir başka îzâhıdır. " T.O.C.C."
Âyet 20
وَجَعَلْنَا لَكُمْ ف۪يهَا مَعَايِشَ وَمَنْ لَسْتُمْ لَهُ بِرَازِق۪ينَ
~ ~ ~
Ve cealnâ lekum fîhâ meâyişe ve men lestum lehu bi râzıkîn.
Orada hem sizin için hem de sizin rızık vermediğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik.