Ve-in min şey-in illâ ‘indenâ ḣazâ-inuhu vemâ nunezziluhu illâ bikaderin ma'lûm(in)
Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.
Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Fakat biz, onu ancak ihtiyaca göre, belli ölçülerde veririz.
Hicr Suresi'nin 21. ayeti, Allah'ın evrendeki her şeyin kaynağı ve kontrol edicisi olduğunu, hiçbir şeyin O'nun hazineleri dışında olmadığını ve her şeyin belirli bir ölçü ve düzen içinde var edildiğini vurgulamaktadır. Ayet, ilahi kudretin ve hikmetin evrensel tezahürünü dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şey' kelimesinin 'var olan her şey' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette ise Allah'ın kudretinin ve mülkiyetinin kapsamını vurgulamak için kullanılmıştır; yani Allah'ın hazinelerinde olmayan hiçbir varlık yoktur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'şey' kelimesinin Kur'an'da genel bir ifade olarak kullanıldığını ve bu bağlamda 'hiçbir şey' anlamında, Allah'ın her şeye sahip olduğunu ve her şeyi kuşattığını mecazi olarak ifade ettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hazine' (hazâin) kelimesinin, bir şeyi muhafaza etmek, saklamak anlamına gelen 'hazn' kökünden geldiğini belirtir. Ayetteki 'hazineleri' ifadesi, Allah'ın ilahi kudretinin ve rızkının sınırsızlığını, her şeyin kaynağının O olduğunu mecazi olarak anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hazâin' kelimesinin, Allah'ın ilim, kudret ve iradesiyle yarattığı ve kontrol ettiği her şeyi kapsayan geniş bir anlam taşıdığını ifade eder. Ayette, Allah'ın her şeyin sahibi ve yöneticisi olduğu vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'hazine' kavramının, Allah'ın mutlak egemenliğini ve evrendeki tüm kaynakların nihai sahibinin O olduğunu gösteren merkezi bir kavram olduğunu belirtir. Bu ayet, Allah'ın yaratma ve rızık verme gücünün sınırsızlığını sembolize eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nünazziluhu' fiilinin 'indirmek' anlamına geldiğini ve bu bağlamda Allah'ın rızkı, yağmuru veya diğer nimetleri belirli bir düzen içinde kullarına ulaştırmasını ifade ettiğini belirtir. Ayette, Allah'ın her şeyi bir ölçüye göre yarattığı ve gönderdiği vurgulanır.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'inzal' (indirme) fiilinin, Allah'ın iradesiyle bir şeyin yokluktan varlığa çıkarılması veya bir yerden başka bir yere nakledilmesi anlamında kullanıldığını açıklar. Ayette, Allah'ın her şeyi belirli bir plan ve ölçü dahilinde yarattığı ve yönettiği anlatılır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kader' kelimesinin 'ölçü, miktar, güç ve takdir' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Ayetteki 'bi-kaderin' ifadesi, Allah'ın her şeyi rastgele değil, belirli bir hikmet ve düzen içinde yarattığını ve yönettiğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kader' kelimesinin, Allah'ın her şeyi önceden belirlediği ve bir ölçüye göre takdir ettiği anlamını taşıdığını açıklar. Bu ayette, evrendeki her şeyin ilahi bir plan ve düzen içinde var edildiği ve işlediği ifade edilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kader' kavramının Kur'an'da Allah'ın evreni ve içindeki her şeyi belirli bir ölçü, düzen ve hikmetle yaratmasını ifade ettiğini belirtir. Ayet, Allah'ın yaratılışındaki mükemmel düzeni ve kontrolü vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ma'lûm' kelimesinin 'bilinen, belirlenmiş' anlamına geldiğini ve bu ayetteki 'belli bir ölçü' ifadesini pekiştirdiğini belirtir. Yani Allah'ın indirdiği her şeyin miktarı ve zamanı O'nun katında bellidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ma'lûm' kelimesinin, Allah'ın ilmi dahilinde olan, yani O'nun tarafından belirlenmiş ve bilinen bir sınırı ifade ettiğini belirtir. Bu, Allah'ın evrendeki her şeyi mutlak bir bilgi ve kontrolle yönettiğini gösterir.
Hicr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bu âyet-i kerîme de Zâtî’dir.
Varlık âleminde gördüğümüz her şeyin özü ve hakîkati olan a’yân-ı sâbite, Allâh’ın indinde yâni ilm-i ilâhîde mevcûttur. Bu eşyâ dediklerimiz, ilâhî ilimde sâbit olan özlerin birer yansıması ve sûretidir. Her ayn-ı sâbitenin kendisini varlık âleminde zuhûra getiren, ona hayât veren bir yönetici esmâsı vardır, buna “Rabb-i Hass” denir. Her varlık, kendi Rabb-i Hass’ı olan ilâhî ismin hazînesinden, kendi ayn-ı sâbitesinin isti’dâdı ölçüsünce feyz alır.
Âyetteki “biz indiririz” Zâtî ifâdesi, esmâ-i ilâhiyyenin ism-i câmî olan “Allâh” esmâsı altında toplandığına ve dolayısıyla “Allâh” isminin bütün hazînelerin sâhibi olarak bütün feyzlerin de aslî kaynağı olduğuna işâret eder.
Demek ki bir ihtiyâcımız olduğunda tek tek Rabb’lere değil Rabb’ül Erbâb olan Allâh Teâlâ’ya yönelmemiz gerekmektedir. Nitekim, Yûsuf Sûresi 12/39 âyetinde şöyle buyrulur: “Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı Rabler mi daha hayırlıdır, yoksa Vâhid ve Kahhâr olan Allâh mı?”
“Belirli bir ölçüyle” ifâdesi, herhangi bir varlığın kazâ ismi verilen hayât programının bir defâda değil, doğduğu günden öleceği güne kadar zaman içerisinde belirli bir ölçü ve nizâma uygun olarak indirildiğini belirtir ki, buna “kader” denir. Örneğin, bir çocuk dünyâya geldiğinde hemen konuşamaz, konuşmaya isti’dâdı vardır, ancak bunun kâbiliyete dönüşmesi için doğumdan sonra istisnâlar dışında en az bir yıl geçmesi gerekir. Yine, bir tohumu toprağa attığımızda hemen meyve vermez; önce fidan olur, sonra ağaç olur, yaprak verir, çiçek açar ve nihâyet kemâle ulaştığı vakit meyvesini verir. " T.O.C.C."
Âyet 22
وَاَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِـحَ فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُۚ وَمَٓا اَنْتُمْ لَهُ بِخَازِن۪ينَ
~ ~ ~
Ve erselner riyâha levâkıha fe enzelnâ mines semâi mâen fe eskaynâkumûh ve mâ entum lehu bi hâzinîn.
Rüzgarları da aşılayıcı olarak gönderip yukarıdan su indirerek sizi onunla suladık. Onu toplayıp depolayan da siz değilsiniz.