Veerselnâ-rriyâha levâkiha feenzelnâ mine-ssemâ-i mâen feeskaynâkumûhu vemâ entum lehu biḣâzinîn(e)
Rüzgarları da aşılayıcı olarak gönderip yukarıdan su indirerek sizi onunla suladık. Onu toplayıp depolayan da siz değilsiniz.
Biz rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirip sizi onunla suladık. O suyu hazinelerde tutan da siz değilsiniz.
Hicr Suresi'nin 22. ayeti, Allah'ın kudretini ve rahmetini rüzgarların aşılayıcı rolü ve yağmurun hayat verici özelliği üzerinden vurgulamaktadır. Ayet, doğadaki ilahi düzeni ve insanın bu düzen karşısındaki acizliğini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rîh' kelimesinin 'revh' kökünden geldiğini ve nefes, ruh ve rüzgar gibi anlamlara geldiğini belirtir. Ayetteki 'er-riyâh' ise, bulutları hareket ettiren ve aşılayan, böylece yağmurun oluşumuna katkıda bulunan rüzgarları ifade eder. Bu bağlamda, rüzgarların sadece bir hava akımı değil, aynı zamanda ilahi bir görevle donatılmış birer vasıta olduğu vurgulanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'er-riyâh' kelimesinin mecazi olarak 'rahmet' anlamına gelebileceğini ifade eder. Ayetteki 'levâkıh' (aşılayıcılar) vasfıyla birlikte düşünüldüğünde, rüzgarların getirdiği yağmurun bir rahmet vesilesi olduğu ve bu rahmetin rüzgarlar aracılığıyla yeryüzüne ulaştığı anlaşılır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'levâkıh' kelimesinin 'lakıh' kökünden geldiğini ve 'aşılamak, döllemek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla rüzgarların, bulutları birbirine çarparak yağmur yüklü hale getirmesi veya bitkilerin tozlaşmasını sağlaması kastedilir. Bu, rüzgarların sadece bir taşıyıcı değil, aynı zamanda aktif bir 'üretici' rolünü vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'lakıh' kelimesinin hem dişi hayvanın gebe kalması hem de rüzgarın bulutları aşılaması anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'levâkıh' formu, rüzgarların bu aşılayıcı özelliğinin sürekliliğini ve çokluğunu ifade eder. Bu, doğadaki döngüsel yaşamın rüzgarlar aracılığıyla nasıl sürdürüldüğünü gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'lakıh' gibi kelimelerin, doğa olaylarını ilahi bir iradenin tezahürü olarak sunduğunu belirtir. 'Levâkıh' kelimesi, rüzgarların sadece fiziksel bir güç olmaktan öte, Allah'ın emriyle hayatı mümkün kılan bir 'aracı' olduğunu gösterir. Bu, doğa ile ilahi kudret arasındaki ilişkiyi vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'inzâl' kelimesinin 'yüksekten aşağıya indirmek' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle Allah'ın bir şeyi göndermesi veya yaratması bağlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'fe-enzelnâ' ifadesi, yağmurun kendiliğinden değil, Allah'ın kudreti ve iradesiyle gökten indirildiğini vurgular, bu da ilahi müdahaleyi açıkça gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'inzâl' fiilinin Kur'an'da genellikle ilahi bir lütuf veya emirle gerçekleşen bir inişi ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, suyun gökten indirilmesi, Allah'ın insanlara ve tüm canlılara yönelik rahmetinin ve rızık vericiliğinin bir göstergesi olarak sunulur.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'mâ'' kelimesinin temel bir yaşam kaynağı olduğunu ve Kur'an'da genellikle Allah'ın kudretinin ve rahmetinin bir sembolü olarak geçtiğini belirtir. Ayetteki 'mâ'' kelimesi, sadece fiziksel bir madde olmaktan öte, ilahi bir lütuf ve hayatın devamlılığı için vazgeçilmez bir unsurdur.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'mâ'' kelimesinin evrensel bir element olduğunu ve Kur'an'da sıkça yaratılışın ve yaşamın temeli olarak zikredildiğini ifade eder. Bu ayette, gökten indirilen suyun, insanları ve yeryüzünü sulayarak hayatı mümkün kılan ilahi bir ihsan olduğu vurgulanır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'eskâ' fiilinin 'sulamak, içirmek' anlamına geldiğini ve burada Allah'ın insanlara su temin etme eylemini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki bu kullanım, Allah'ın rızık verici ve besleyici sıfatını ön plana çıkarır; insanlar kendi çabalarıyla değil, Allah'ın lütfuyla suya kavuşurlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sakâ' kökünün hem hayvanları hem de insanları sulamak anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'fe-eskaynâkumûhu' ifadesi, Allah'ın insanlara doğrudan ve özel bir lütuf olarak suyu bahşettiğini, onların yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli olan bu temel ihtiyacı karşıladığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hazene' kelimesinin 'bir şeyi korumak, depolamak, muhafaza etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'bi-hâzinîn' ifadesi, insanların yağmur suyunu kendi başlarına depolama veya kontrol etme yeteneğine sahip olmadıklarını, bu gücün yalnızca Allah'a ait olduğunu vurgular. Bu, insanın acizliğini ve Allah'a olan bağımlılığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hâzinîn' kelimesinin mecazi olarak 'sahip olanlar, kontrol edenler' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki olumsuzluk edatıyla birlikte kullanıldığında, insanların su kaynakları üzerinde tam bir kontrol sahibi olamayacakları, suyun akışını ve miktarını belirleyemeyecekleri anlamı pekişir. Bu, ilahi kudretin mutlaklığını vurgular.
Hicr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bu âyet-i kerîme de Zâtî’dir.
Zâhiren, rüzgârların aşılayıcı olması iki türlüdür. Birincisi, rüzgârların bulutları aşılamasıdır, ki onları birbiriyle çarpıştırıp yağmur oluşumuna vesîle olması ma’nâsındadır. İkincisi, erkek bitkilerin polen ve tohumlarını dişi bitkilere taşıyarak onları aşılamasıdır. Bu iki tür aşılamanın tesîriyle bitkiler ve ağaçlar hayât bulur, canlanıp yeşerir ve nihâyet meyve verir. Yine gökten inen suyla hayvanlar ve insânlar da sulanır ve hayât bulur. İlâhî düzen sayesinde gökten inen su kaybolup gitmez, yer altında, göl ve benzeri alanlarda daha sonra kullanılmak üzere depolanır.
Bâtınen, rüzgârdan kasıt Mürşîd-i Kâmîl’in latîf nefesidir. Onun sözleri, tenbîhleri ve ilmî sohbetleri sâlikin gönlünü aşılar ve ilâhî tecellîleri almaya hazır hâle getirir. Yağmur ise Zât’tan o gönle doğrudan gelen ilhâm ve mânevî feyzlerdir. Bir başka ifâde ile, rüzgâr ilm-i yakîn, yağmur ise ilm-i ledün şeklinde düşünülebilir. Bu ikisi sâlikin gönül âleminde hikmet tecellîlerinin (kemâlat meyvelerinin) zuhûruna vesîle olur. Bu tecellîler, isti’dâd sahiplerine aktarılmak üzere gönüllerde, kitaplarda, ses ve görüntü dosyalarında depolanıp muhâfaza edilir. Bu oluşum kişinin beşeriyeti yönüyle kendi kendine yaptığı bir şey değildir; ancak Hakk’ın Mürşîd-i Kâmiller eliyle ve sâlikin gönlündeki tecellîsi netîcesinde meydana gelir. " T. O.C.C."
Âyet 23
وَاِنَّا لَنَحْنُ نُحْـي۪ وَنُم۪يتُ وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ
~ ~ ~
Ve innâ le nahnu nuhyî ve numîtu ve nahnul vârisûn.
Hiç şüphesiz biz diriltir, biz öldürürüz ve biz (her şeye gerçek) varisleriz.