Ve-innâ lenahnu nuhyî venumîtu venahnu-lvâriśûn(e)
Hiç şüphesiz biz diriltir, biz öldürürüz ve biz (her şeye gerçek) varisleriz
Elbette biz diriltiriz ve biz öldürürüz! Ve hepsinin varisleri de biziz.
Hicr Suresi'nin 23. ayeti, Allah'ın hayat verme, öldürme ve nihai varis olma kudretini vurgular. Ayet, bu üç temel fiil üzerinden Allah'ın mutlak egemenliğini ve her şeyin sonunun O'na döneceğini dilbilimsel bir kesinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hayat (حياة), nefsin büyüme ve gelişme kabiliyetine sahip olmasıdır. Allah'ın 'ihya' (diriltme) fiili, cansız olana can vermesi, ölüme mahkum olanı yeniden hayata döndürmesi veya manevi olarak ölü olan kalpleri hidayetle diriltmesi anlamlarına gelir. Bu ayette ise, varlıkları yoktan var etme ve onlara hayat bahşetme kudretini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hayat, varlığın zıddı olan ölümün karşıtıdır. Allah'ın 'Muhyi' ismi, varlıkları yoktan var eden, onlara hayat veren ve ölümden sonra tekrar dirilten anlamındadır. Ayetteki 'nuhyî' fiili, Allah'ın sürekli ve mutlak bir şekilde hayat verici olduğunu, bu fiilin sadece O'na ait bir özellik olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'hayat' kavramı, sadece biyolojik varoluşu değil, aynı zamanda manevi canlılığı ve ahiret hayatını da kapsar. Allah'ın 'ihya' fiili, O'nun yaratıcı gücünün ve her şeye hükmetme kudretinin bir göstergesidir. Bu ayette, Allah'ın varlıkları yaratma ve onlara yaşam verme gücü vurgulanır, bu da O'nun mutlak egemenliğini pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mevt (ölüm), hayatın zıddıdır. Allah'ın 'ümâte' (öldürme) fiili, canlı varlıkların ruhlarını bedenlerinden ayırması ve onların yaşamına son vermesidir. Ayetteki 'numîtü' fiili, Allah'ın hayat verdiği gibi, dilediği zaman o hayatı geri alma kudretine de sahip olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mevt, canlı varlıklardan hayatın ayrılmasıdır. Kur'an'da bazen cansızlık, bazen de uyku için kullanılır. Ancak bu ayetteki 'numîtü' fiili, Allah'ın canlılara verdiği hayatı sona erdirme, yani biyolojik ölümü gerçekleştirme fiilini ifade eder. Bu, O'nun mutlak kudretinin bir başka yönüdür.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'ölüm' kavramı, sadece fiziksel sonu değil, aynı zamanda manevi ölümü (küfür, şirk) de ifade edebilir. Ancak bu ayette 'nuhyî' (diriltme) fiiliyle birlikte kullanılması, doğrudan biyolojik yaşamın sona erdirilmesi anlamındadır. Allah'ın hem hayat veren hem de hayatı sona erdiren olması, O'nun yaratma ve yok etme üzerindeki tam kontrolünü gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Vâris, bir şeyin sahibi öldükten sonra ona sahip olandır. Allah için kullanıldığında ise, O'nun her şeyin yok olmasından sonra dahi varlığını sürdüren, her şeyin nihai sahibi ve kendisine döneceği tek varlık olduğunu ifade eder. Bu ayette, insanların ve tüm varlıkların fani olduğu, ancak Allah'ın baki olduğu vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Veraset (miras), bir başkasından kalan şeye sahip olmaktır. Allah için 'Vâris' ismi, tüm varlıkların yok olmasından sonra dahi baki kalan, mülkün ve egemenliğin nihai olarak kendisine ait olduğu anlamına gelir. Ayetteki 'el-Vârisûn' ifadesi, Allah'ın mutlak ve ebedi mülkiyetini, her şeyin O'na döneceğini ve O'nun her şeyden sonra var olacağını pekiştirir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Vâris, bir şeyin sahibi öldükten sonra ona sahip olandır. Allah için 'Vâris' ismi, O'nun tüm yaratılmışların yok olmasından sonra dahi varlığını sürdüren, mülkün ve saltanatın gerçek sahibi olduğunu ifade eder. Bu ayette, Allah'ın yaratma ve öldürme fiillerinin ardından, tüm varlıkların sonunun O'na döneceği ve O'nun ebediyen var olacağı mesajı verilir.
Hicr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bu da Zâtî bir âyettir.
Hayâtı ve ölümü halk eden Allâh (c.c.), Mâlik’el Mülk’tür, her şeyin mutlak sâhibidir. Bâkî olan O’dur, dolayısıyla her şeyin nihâi vârisidir. O’ndan gayri her şey bir gün fânî olacaktır, sadece O kalacaktır.
Âyetin enfüsî ma’nâsı şudur: Ölmekten murâd “ölmeden evvel ölünüz” hakîkatini tahakkuk ettirmek ve kendine Hakk’tan ayrı bir varlık vehmetmekten vazgeçmek sûretiyle fenâ-fillâh’a ulaşmaktır. Dirilmekten murâd ise kalbin ilm-i ilâhî ve nûr-u ilâhî ile mânen yeniden hayât bulmasıdır, bakâ-billâh’tır. Bu ölüm ve mânevî diriliş için, bir önceki âyetin yorumunda ifâde edildiği gibi, bir Mürşid-i Kâmil’in nefes-i kudsîsi lâzımdır. O halde “Muhakkak ki Biz diriltir, Biz öldürü-rüz” derken, Biz’den kasıt Allâh Teâlâ hazretleri ve onun Zâtî zuhûr mahalli olan İnsân-ı Kâmiller’dir.
Mânen dirilmiş olan kimseler, daha evvel ayrı ayrı varlıklar olarak zannettikleri eşyâ ve kimliklerin hakîkatte kendilerine âit bir varlıkları olmadığını, âlemde Hakk’ın varlığından başka bir varlık olmadığını müşâhede eder. Böylece, şuurda ve idrâkte her şey Hakk’a rücû etmiş olur, Hakk’ın her şeyin mutlak vârisi olduğu yaşayarak anlaşılır. " T.O.C.C."
Âyet 24
وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَقْدِم۪ينَ مِنْكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَأْخِر۪ينَ
~ ~ ~
Ve le kad alimnel mustakdimîne minkum ve le kad alimnel muste’hırîn.
Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, sonraya kalanları da.