Mâ tesbiku min ummetin ecelehâ vemâ yeste/ḣirûn(e)
Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de kalamaz.
Hicr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bir evvelki Zâtî âyetin devâmı olan bu âyette Cenâb-ı Hakk, her ümmetin ecelinin kat’iyyetini ve değişmezliğini beyân buyurmuştur. “Ecel”, “müddet” veya “süre” demektir. İçinde yaşadığımız “kevn ve fesâd” âleminde her bir zuhûrun bir süresi vardır, o süre dolduğunda “gayb” âlemine çekilir. Ancak bu, mutlak bir yok oluş değil, başka bir hâle geçiştir.
Daha evvel ifâde edildiği gibi, her ümmetin eceli, Hakk’ın ilm-i ezelîsinde muayyen ve mukadderdir. Hakk’ın ilminde takdîr olunan şey değişmez. Zîrâ ilm-i Hakk, malûma tâbîdir ve malûmun gayri vâki olmaz. İlm-i ilahîde ne ise, vukuunda da o olur. Bu sebeple hiçbir ümmet, kendisi için takdîr olunan vakitten evvel helâk olmaz ve o vakitten sonraya da kalamaz.
Âyeti enfüsî olarak yorumlarsak: Sâlikin seyrinde karşılaştığı her mertebenin bir başlangıcı bir de eceli (sonu) vardır. Bu vakitlerin takdîri Hakk’a (ve O’nun Zâti zuhûr mahalli olan Mürşîd-i Kâmil’e) âittir, O’nun kudretine, ilmine ve hikmetine bağlıdır. Sâlike düşen tam bir teslîmiyyet ve tevekkül hâlinde olup, kendisine verilen görevlere odaklanmaktır. " T.O.C.C."
Âyet 6
وَقَالُوا يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ اِنَّكَ لَمَجْنُونٌۜ
~ ~ ~
Ve kâlû yâ eyyuhellezî nuzzile aleyhiz zikru inneke le mecnûn.
Dediler ki: “Ey kendisine Zikir (Kur’ân) indirilen kimse! Sen mutlaka delisin!”.