Vekul innî enâ-nneżîru-lmubîn(u)
De ki: "Gerçekten ben, apaçık bir uyarıcıyım."
De ki: "Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım."
Hicr Suresi'nin 89. ayeti, Hz. Peygamber'in temel görevlerinden birini, yani insanları uyarmayı vurgulamaktadır. Ayet, 'uyarıcı' ve 'apaçık' kelimeleriyle bu görevin niteliğini ve açıklığını ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول) kelimesi, bir şeyin dille ifade edilmesi, sözlü beyan anlamına gelir. Ayetteki 'Kul' emri, Allah'ın Hz. Peygamber'e hitaben, tebliğ etmesi gereken mesajı açıkça dile getirmesini emretmektedir. Bu, sadece bir bilgi aktarımı değil, aynı zamanda bir tebliğ ve davet çağrısıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Arapçada 'Kul' fiili, genellikle bir emri veya bir haberi iletmek için kullanılır. Burada, Hz. Peygamber'in kendi şahsında değil, Allah'ın emriyle bir uyarıcı olduğunu ilan etmesi istenmektedir. Bu, tebliğin kaynağının ilahi olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nezîr (نذير), bir şeyin kötü sonucundan veya tehlikesinden haber veren, uyaran demektir. Ayetteki 'en-Nezîr', Hz. Peygamber'in insanları Allah'ın azabına karşı uyaran, onlara doğru yolu gösteren ve kötü akıbetten sakındıran elçi vasfını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nezîr, korkutucu bir haberi önceden bildiren kişidir. Bu bağlamda, Hz. Peygamber, insanları ahiret azabına ve Allah'ın gazabına karşı uyaran, onlara tevhid ve salih amellerle kurtuluş yolunu gösteren bir uyarıcıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nezîr' kavramının Kur'an'da peygamberlerin temel fonksiyonlarından biri olduğunu belirtir. Peygamberler, insanları Allah'ın gazabına karşı uyaran, onlara doğru yolu gösteren ve böylece bir 'uyarıcı' rolü üstlenen kişilerdir. Bu, sadece bir haber verme değil, aynı zamanda bir sorumluluk yükleme ve harekete geçirme çağrısıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mübîn (مبين), bir şeyi açıklayan, ortaya koyan, netleştiren demektir. Ayetteki 'el-Mübîn', Hz. Peygamber'in uyarılarının kapalı veya anlaşılmaz olmadığını, aksine açık, net ve herkesin anlayabileceği bir dille yapıldığını ifade eder. Bu, tebliğin açıklığını ve şeffaflığını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Mübîn, hak ile batılı ayıran, doğru yolu gösteren ve delilleri açıkça ortaya koyan demektir. Hz. Peygamber'in 'mübîn' olması, getirdiği mesajın ve yaptığı uyarıların delillerle desteklendiğini, şüpheye yer bırakmayacak kadar açık olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'beyân' kökünden türeyen kelimelerin Kur'an'da genellikle açıklık, netlik ve delil sunma anlamlarında kullanıldığını belirtir. 'Mübîn' sıfatı, Hz. Peygamber'in tebliğinin sadece bir uyarıdan ibaret olmadığını, aynı zamanda bu uyarının gerekçelerini ve sonuçlarını da açıkça ortaya koyduğunu ifade eder.
Hicr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Kul” “De ki” şeklindeki hitap, Zât mertebesinden Risâlet mertebesinedir. Risâlet mertebesinden, vahy-i ilâhîyi insân-lara aktarması istenmektedir.
“İnni” “Muhakkak ki ben” ve “ene” “ben” ifâdelerinde geçen iki “ben”den biri Hakîkat-i Muhammedî diğeri ise Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir.
“Nezîr” kelimesi, “uyarma” ma’nâsına gelen “nüzûr” kökünden türemiştir ve “uyarıcı” anlamına gelir. “Mübîn” kelimesi ise, “beyân” kökünden gelerek “açık seçik beyân eden” ve “kendisi de apaçık olan” anlamlarını taşır. Böylece, “nezîr-ul mubîn”, “apaçık bir uyarıcı” anlamına gelir. İnsânları inkâr ve isyandan sakındıran, aksi halde azâba uğrayacaklarını bildiren bir elçi demektir.
Fetih Sûresi 48/8 âyetinde, Efendimiz (s.a.v.)’in peygamberlik vazîfesinin üç yönü Zâtî bir âyetle Hakk tarafından kendisine belirtilmiştir: “İnnâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiren ve nezîrâ” “Şüphesiz biz seni bir şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.” Bu âyette ise Efendimiz’e (s.a.v.) bu görevlerden celâl ağırlıklı olanını, “inzâr” (uyarma, îkâz etme) görevini, insânlara bildirmesi buyruluyor. Sûrenin kalan âyetlerinde, kimlerin ne şekilde uyarılacağı ve uyarıları dikkate almayanlara karşı Efendimiz’in (s.a.v.)’in tavrının nasıl olması gerektiği târîf edilmektedir. " T.O.C.C."
Âyet 90
كَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلَى الْمُقْتَسِم۪ينَۙ
Ke mâ enzelnâ alel muktesimîn.
Nitekim biz kendi kitaplarını parçalara ayıranlara da (kitap) indirmiştik.
Âyet 91
اَلَّذ۪ينَ جَعَلُوا الْقُرْاٰنَ عِض۪ينَ
Ellezîne cealûl kur’âne ıdîn.
Ki onlar, (bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr ederek) Kur’ân’ı da parça parça edenlerdir.
Âyet 92
فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ
Fe ve rabbike le nes’elennehum ecmaîn.
Rabbine andolsun, onların hepsine mutlaka soracağız...
Âyet 93
عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Ammâ kânû ya’melûn.
... yapmakta olduklarını.