Kemâ enzelnâ ‘alâ-lmuktesimîn(e)
Nitekim biz kendi kitaplarını parçalara ayıranlara da (kitap) indirmiştik.
Hicr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bu âyetler de Zâtî’dir.
“Muktesimîn” kelimesi, "ka-se-me" kökünden gelmektedir. Bu kök, “bölmek, ayırmak, taksîm etmek” ma’nâlarını ihtivâ eder. “Muktesimîn” ise ism-i fâil olup, “bölüştürenler, ayıranlar, parçalayanlar” ma’nâsındadır.
"Ellezîne ce'alü'l-Kur'âne 'idîn" yâni “muktesimîn” diye tâbir edilenler öyle kimselerdir ki onlar Kur’ân’ı parça parça ettiler.
Kur’ân-ı Kerîm’i parçalara ayırmak zâhiren, O’nun bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr etmek, bazı hükümlerini kabûl edip bazılarını reddetmektir. Bu kimseler, bu yapmakta oldukları işten ötürü sorguya çekileceklerdir.
Kur’ân-ı Kerîm’i “parçalara ayıranlar” bir başka yönden, Kur’ân’ın zâhir ve bâtın, sûret ve ma’nâ, muhkem ve müteşâ-bih gibi tüm boyutlarını bir bütün olarak göremeyip, sadece bir yönüne bağlananlardır.
Ayrıca, bilindiği gibi, Kur’ân Zât’tır. Onu parçalara ayırmak, bâtınen vahdet hakîkatini idrâk edemeyip, âlemi Hakk’tan ayrı görmektir; diğer ifâdeyle, kesrete düşmektir. Her varlıkta Hakk’ın tecellîsi bulunduğundan gaflet edip Hakk ile halk’ın arasını ayırmaktır. Veya esmâ-i ilâhiyyeden bir kısmının tecellîlerine bağlanıp diğerlerini reddetmektir. " T.O.C. C."
Âyet 94
فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَاَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِك۪ينَ
Fasda’ bi mâ tu’meru ve a’rıd anil muşrikîn.
Şimdi sen, sana emrolunanı açıkça ortaya koy ve müşrîklere aldırış etme.