İçeriğe atla
Hicr 28Cüz 14 · Sayfa 263

Hicr Sûresi 28. Âyet

الحجر

Sohbete sor

Ve-iż kâle rabbuke lilmelâ-iketi innî ḣâlikun beşeran min salsâlin min hame-in mesnûn(in)

(28-29) Hani Rabbin meleklere, "Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin" demişti.

Hicr Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Bu âyetten 48’inci âyete kadar, Rahmâniyyet mertebesi, Rubûbiyyet mertebesinde sahnelenen bir oluşumu bizlere târif edecektir. O sahnede kimi zaman İblîs, kimi zaman Rabb, kimi zaman da Rahmân konuşacaktır. " T.O.C.C."

Hicr sûresi 28-48 âyetlerinin kısa özeti

Hicr sûresi 28-43 âyetlerinde, Allâh Teâlâ’nın çamurdan bir insân halk edeceğini meleklere bildirmesi, Âdem’e rûhundan üflemesi ve meleklere ona secde etmelerini emretmesi anlatılır. Bütün melekler secde ederken, İblîs secde etmekten kaçınmıştır. İblîs’e neden secde etmediğini sorduğunda, İblîs “Ben ateşten halk edildim, o ise çamurdan halk edildi” diyerek bir kıyâs yapmış ve üstünlük taslamıştır. Bunun üzerine İblîs cennetten kovulmuş ve lânetlenmiştir. Ancak, mühlet isteyince kendisine kıyâmete kadar süre verilmiştir. İblîs de bu süre içinde insânları doğru yoldan saptıracağına dâir yemin etmiş, fakat Allâh Teâlâ, ihlâslı kulları üzerinde İblîs’in bir hâkimiyeti olamayacağını, geriye kalanlardan ona uyanların cehennemle cezalandırılacağını bildirmiştir.

Bu bahsedilen hâdiseler, Kur’ân-ı Kerîm’de yedi farklı sûrede farklı yönleriyle anlatılmaktadır: Bakara 2/30-39, Â’ râf 7/11-25, Hicr 15/28-43, İsrâ 17/61-65, Kehf 18/50, Tâhâ 20/115-123, Sâd 38/71-85. Hicr sûresinde dikkat çeken, aynı konuyu bildiren diğer sûrelere göre Âdem (a.s.)’ın yaşantısının pek fazla ön planda olmaması, hâdiselerin daha çok İblîs ile ilgili yönlerinin anlatılmasıdır. " T.O.C.C."

Âdem’in toprağının arzdan alınması

Rivâyete göre, Cenâb-ı Hakk Hz. Âdem’i (a.s.) halk etmeyi irâde edince, yeryüzünden bir avuç toprak getirmesi için Cebrâil (a.s.)’ı görevlendirdi. Hz. Cebrâil yeryüzüne, “Senden bir avuç toprak alıp Allâh’a (c.c.) götüreceğim, Allâh da o topraktan bir halk yaratacak ve o halkı sende iskân ettirecek.” dedi. Bunun üzerine yeryüzü, “Ben o halkın Allâh’a karşı âsi mi veya itâatkâr mı olacağını bilmiyorum, şâyet âsi olacaksa, Allâh aşkına benden toprak alma,” dedi. Bunun üzerine, Cebrâil (a.s.) toprak almadan döndü.

Sonra Mikaîl’i görevlendirdi, o da aynı gerekçe ile toprağı almadan döndü. Bunun üzerine Allâh (c.c.) Azraîl’i görevlendirdi. Yeryüzü diğer meleklere dediğini ona da tekrar etti. Fakat Azraîl de buna mukâbil: “Ben de Allâh’ın emrini yerine getirmemekten Allâh’a sığınırım” dedi ve renkleri değişik tondaki toprağı alıp geldi. Âdem’in nesli de bu sebepten ötürü değişik renklerden meydana geldi. Yeryüzünün derinliklerinden yukarı çıkarken de elindeki toprak ıslandı ve yapışkan bir çamur hâline geldi. " T.O.C.C."

“O vakti hatırla ki”

Şimdi de âyet-i kerîmenin dikkat çeken diğer yönlerinden “O vakti hatırla ki” ifâdesini ele alalım. Bu konunun da îzâhı-nı Terzi Baba’nın 213-Gökyüzü İnsânları Araştırması isimli ki-tâbının 203 ve 204’üncü sayfalarından özetleyerek buraya aktaralım.


“Vakt”, “zaman” demektir; enfüsî yönden, idrâk ve şuurlanma zamanıdır. “Hatırlamak”, âyetlerde bahsedilen hâdiselerin ve oyuncuların hepsinin bize âit özellikler olduğunu idrâk etmek ve kendi iç bünyesinde yaşamaktır. “O vakti hatırla ki” sözü, kişinin beşerî benlik ve gafletten kurtularak öz benliğine dönmesi için bir çağrıdır. Bu yapılmadığı müddetçe, kişi fikren ve rûhen gerçek Âdem olamaz, belki Âdem sûretinde bir Âdem namzeti olarak kalır. (18) bin âlemden süzülerek gelip yeryüzünde meydana çıkan insân görüntüsündeki varlığın ilk adı “hayvan-ı nâtık” “konuşan hayvan”dır. Bunun “nefs-i nâtıka”ya “konuşan nefs”e ve oradan da “Kur’ân-ı nâtık”a “konuşan Kur’ân”a dönüşebilmesi için bu âyetlerin hakîkatlerine nüfûz etmek lâzımdır. " İz- -T-B- "

Âyette geçen dört varlık, kimlik, ma’nâ

Âyette dört varlıktan söz edilmektedir: Rabb, melekler, çamurdan şekillendirilmiş balçık ve beşer. Bunların hepsinin bizlerde de karşılıkları vardır.

Rabbuke” “Senin Rabbin”: Her varlığın kendine mahsûs olan özel ilâhî terbiye edicisi yâni “Rabb-ı Hass”ı vardır. Hakk Teâlâ’nın sonsuz isimlerinden (esmâ-i ilâhiyye’den) her bir varlıkta husûsi olarak tecellî eden bir isimdir. Kişiyi a’yân-ı sâbite’sinin hükmü ile yönetir.

Melâiketi” “Melekler”: Melekler enfüsî ve afakî olarak iki türlüdür. Enfüsî olanlar, kişinin bünyesinde bulunan fizikî ve mânevî kuvvetler ve melekelerdir. Fizikî melekeler yediği gıdalardan, mânevî melekler ise yapılan ibâdet ve zikirlerden hâsıl olur. Melekler ef’âl mertebesi itibâriyle sadece birer kuvvet hükmündeyken, Rubûbiyyet mertebesinde birer kimlik alarak okuduğumuz âyetlerde olduğu gibi sahneye çıkarlar.

Salsâlin min hamein mesnûn” “Çamurdan şekillendirilmiş balçık”: Toprak ağırlıklı, beden mülküdür.

Beşer” “Beşer”: Hakîkat-i ilâhiyye’yi idrâk edecek ve ona mahall olacak bir gönlün (Sultân-gücün) ef’âl mertebesi itibariyle oluşumudur.

Özetle, Rabb-ı Hass, Zât tecellîsine mahall olacak bir varlık halk edeceğini, o mülkte faal olan kuvvetlere (meleklere) haber vermektedir. Bu haberin evvelâ meleklere verilmesinin sebebi meleklerin âlemlerde faâl ve müessirdir olmalıdır. Daha evvel ifâde edildiği gibi, ef’âl-i ilâhiyye melâike-i kîram ile zâhir olur.

Not: Bu bölümün yazımında Terzi Baba’nın 213-Gökyüzü İnsânları Araştırması isimli kitâbının 204-206’ıncı sayfalarındaki bilgilerden yararlanılmıştır. Daha geniş îzâhat oradan alınabilir.  " T.O.C.C."


Âyet 29

فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ ف۪يهِ مِنْ رُوح۪ي فَقَعُوا لَهُ سَاجِد۪ينَ

~ ~ ~
Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fekaû lehu sâcidîn.

“Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin”.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(4)