İçeriğe atla
Hicr 27Cüz 14 · Sayfa 263

Hicr Sûresi 27. Âyet

الحجر

Sohbete sor

Velcânne ḣaleknâhu min kablu min nâri-ssemûm(i)

Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık.

Hicr Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Bu âyeti kerîme de Zâti’dir. Cenâb-ı Hakk bir önceki âyet-i kerîmede insânı topraktan halk ettiğini bildirmişti. Burada ise cânn veya cin kavmini, “nâris semûm yâni dumansız ve son derece yüksek ısılı (bazı müfessirlere göre zehirli) ateşten halk ettiğini bildirmektedir. Ayrıca, cinleri insândan evvel halk ettiğini de beyân etmektedir. " T.O.C.C." Mesnevî-i Şerîf A.A.K Şerhi Cilt 9 Sayfa 610’dan, cinlerin ve insânların var oluş aşamalarına dâir bir bölümü ilgisi dolayısıyla buraya aktaralım.


Ma’lûmdur ki, manzûme-i şemsiyyemizin (güneş sistemimizin) esâsı fezâda azîm bir şehâb-ı muzî (parlak göktaşı) idi. Bu şehâb-ı muzî devr-i şedîd ile (şiddetli dönüşle) buhâr-ı nârî (ateşli buhar) hâline geldi. Ondan yine buhâr-ı nârî hâlinde olarak seyyâreler (gezegenler) fırlayıp, her birisi bu ayrıldığı kütle tarafında ve mahreklerinde (yörüngelerinde) dönmeğe başladı. Arzımız dahi (yeryüzümüz de) o kütle-i gâzîden (gazlı kütleden) ayrılanlardan biridir.

Bu hakîkate (gerçeğe) sûre-i Enbiyâ'da vâki’ (gerçekleşen) أَوَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ (Enbiyâ, 21/30) ya’ni “Münkirler akıllarının gözleriyle görmezler mi ki, muhakkak gökler ve yer bitişik idi. Biz onları ayırdık ve her şeyin hayâtını sudan yaptık, inanmıyorlar mı?” âyet-i kerîmesinde işâret buyrulur. Âyet-i kerîmenin ma'nâsına nazaran, arzın buhâr-ı nârî hâlinde bulunduğu zamanlar, hilkat-i Âdem'den evvel cânn kavmi yaradılmış ve onların rûhları buhâr-ı nârî hâlinde sûret-i mahsûsada (özel surette) tekevvün eden (oluşan) cisimlerine taalluk etmiş (bağlanmış) idi.

İblîs dünyanın bu hâlindeki ervâhın reîsi ve Hakk'a ibâdette o devrin medâr-ı iftihârı olan bir mahlûk idi; ve arz kışır bağlamamış (yer kabuk bağlamamış) olduğu cihetle bu devirde cism-i Âdem'in mütekevvin olmasına (Âdem'in cisminin oluşmasına) tab’an (doğal olarak) imkân yok idi ve İblîs’in bu devrede ismi Azâzil idi. Vaktâki (ne zaman ki) arz kışır bağladı ve hayâtiyetleri havâ-yı hârdan (sıcak havadan) müteşekkil olan cânn kavmi ya’ni “cin”, Âdem'in çamurdan halkını gördüler ve melâike ya'ni kuvâ-yı unsuriyye ile berâber Âdem'e secde etmeğe, ya'ni itâat etmeğe me'mûr oldular. İblîs bu itâattan ve secdeden ibâ etti (kaçındı) ve cenâb-ı Hakk'a karşı: “Beni ateşten ve onu topraktan yarattın, ben ondan hayırlıyım dedi!”


Okuduğumuz son iki âyette insânların ve cinlerin fizik yapıları hakkında bilgiler verilmiş, ikisinin de ef’âl yâni anâsır âleminin malzemesinden halk edildiği îzâh edilmiştir. Aşağıda, 31-33’üncü âyetlerde, cinlerden olan İblîs bu fizik yapıları kıyâs ederek kendisinin Âdem’den üstün (hayırlı) olduğunu iddia edecek ve Âdem’e secde etmeyi reddedecektir.

Yeri gelmişken, tasavvufta “anâsır-ı erbaa” (dört ana unsur) olarak ifâde edilen toprak, su, hava ve ateşin karşılıklarına da kısaca değinelim:

İnsânın ana malzemesi “toprak”tır. Tasavvuftaki karşılığı “hikmet”tir, esmâ karşılığı “Hakîm”dir. Ana malzememiz toprak olmakla birlikte bedenimizde dört unsurun tamamı vardır. Su “hayât” ve “ilim”dir, esmâ karşılıkları “Hayy” ve “Alîm” dir. Ateş “azamet”tir, “Azîm” esmâsının zuhûrudur. Hava “kudret”tir, “Kâdir” esmâsının zuhûrudur.


Âyet 28

وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي خَالِقٌ بَشَراً مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍ

~ ~ ~
Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî hâlikun beşeren min salsâlin min hamein mesnûn.

O vakti hatırla ki Rabbin meleklere, “Muhakkak ki ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir beşer halk edeceğim” demişti.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(6)