Vehafiznâhâ min kulli şeytânin racîm(in)
Onu kovulmuş her şeytandan koruduk.
Ve göğü taşlanan bütün şeytanlardan koruduk.
Bu ayet, Allah'ın gökleri şeytanlardan korumasını ifade etmektedir. Anahtar kavramlar, koruma eylemini ve şeytanın niteliğini vurgulayarak ilahi kudreti ve şeytanın acizliğini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hıfz (حفظ), bir şeyi zayi olmaktan korumak, muhafaza etmek demektir. Ayetteki 've hafıznâhâ' ifadesi, Allah'ın gökleri, şeytanların oraya ulaşmasını ve oradan haber çalmasını engellemek suretiyle koruduğunu belirtir. Bu, ilahi bir muhafaza ve denetimdir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hıfz, bir şeyi gözetmek, korumak ve muhafaza etmek anlamındadır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın gökleri, şeytanların müdahalesinden ve oradaki düzeni bozmasından koruduğunu, böylece ilahi nizamın devamlılığını sağladığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hıfz kelimesi Kur'an'da genellikle koruma, muhafaza etme ve gözetme anlamlarında kullanılır. Bu ayetteki 've hafıznâhâ' ifadesi, Allah'ın gökleri, şeytanların nüfuzundan ve oradan bilgi edinme çabalarından koruyarak, onların insanlara zarar verme potansiyelini sınırladığını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Şeytan (شيطان), 'şatane' (شطن) fiilinden türemiştir ki bu, uzaklaşmak, haktan sapmak demektir. Ayetteki 'şeytan' kelimesi, göklerden uzaklaştırılan, ilahi rahmetten mahrum bırakılan ve insanları saptırmaya çalışan cinleri ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Şeytan, her türlü kötü ve şerli varlık için kullanılır. Bu ayetteki 'şeytan' ifadesi, göklerin sırlarına ulaşmaya çalışan ve oradan haber çalmak isteyen, ancak buna güç yetiremeyen cinleri ve onların kötü niyetlerini temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şeytan, 'şatane' kökünden gelir ve haktan uzaklaşan, isyan eden her varlık için kullanılır. Ayetteki 'şeytan' kelimesi, göklerin korunmasıyla engellenen, ilahi düzene karşı gelen ve insanları saptırma amacı güden cinleri ve onların kötü fiillerini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Şeytan, Kur'an'da genellikle 'Allah'a isyan eden, insanları doğru yoldan saptıran ve kötülüğe teşvik eden varlık' olarak tanımlanır. Bu ayetteki 'şeytan' kavramı, göklerin ilahi koruma altında olması nedeniyle, onların insanlara zarar verme ve ilahi bilgilere ulaşma çabalarının başarısızlıkla sonuçlandığını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Racîm (رجيم), 'recem' (رجم) fiilinden türemiştir ve taşlanmış, kovulmuş demektir. Ayetteki 'racîm' ifadesi, şeytanların göklerden kovulduğunu, oraya yaklaşmalarının engellendiğini ve ilahi rahmetten uzaklaştırıldıklarını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Racîm, taşlanarak uzaklaştırılan, lanetlenen demektir. Bu ayetteki 'racîm' kelimesi, şeytanların göklerden kovulmuş, ilahi kudret tarafından uzaklaştırılmış ve insanlara zarar verme yetenekleri kısıtlanmış varlıklar olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Recm (رجم), taş atmak ve kovmak anlamlarına gelir. Racîm ise taşlanarak kovulmuş olandır. Ayetteki 'racîm' kelimesi, şeytanların göklerden uzaklaştırıldığını, oraya yaklaşmalarının engellendiğini ve ilahi gazaba uğradıklarını ifade eder.
Hicr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bu âyet-i kerîmeler de Zâtî’dir. Zâhir ve bâtın îzâhları, Terzi Baba’nın 6-Mübârek Geceler ve Bayramlar isimli kitâbın-ın 22 ve 23’üncü sayfalarında yapılmıştır; özet olarak buraya aktaralım.
Hz. Resûlullâh (s.a.v.)’in yeryüzüne teşrîflerinden evvel cinler gökyüzüne çıkıp meleklerin görev değişimi vakitlerinde aralarında geçen konuşmaları gizlice dinliyorlardı. Bu “kulak hırsızlığı” yoluyla öğrendikleri geleceğe dâir bilgileri yeryüzüne indiklerinde kâhin veya medyum denilen kişilere aktarıyorlardı. Böylece bu kişiler, yaşadıkları toplum içinde din adamlarından bile daha yüksek bir itibâr kazanıyorlardı.
Ancak, Efendimiz (s.a.v.)’in yeryüzüne peygamber olarak gönderilmesinden sonra, cinler gökyüzündeki haberleri dinlemekten men edildiler. Eğer dinlemeye kalkışırlarsa, görevli melekler onları “şihâb” adı verilen parlak bir ateşle vurup, yakıp kül ediyordu. Artık, “tek ve emin” haberci olarak Resûl-ü Kibriyâ Hazretleri görevlendirilmişti.
Âyet-i kerîmeyi enfüsî olarak yorumlarsak; “semâ” kişinin gönül âlemidir. “Hakîkat-i Muhammedî” doğmadan evvel orası hayâl ve vehîm bilgileri ile doludur. Ne zaman ki “Hakîkat-i Muhammedî” kişide zuhûra gelir, o andan itibaren artık hayâl ve vehmin yolu kapanır, gönle Muhammedî bilgiler dolmaya başlar. Artık, o kişiye cinler ve şeytânlar yaklaşamaz, çünkü “Nûr-u Muhammedî” onları yakar. Böylece kişide doğru ilim çoğalmaya başlar, gayreti ve himmeti nispetinde yükselmesini sürdürür.
Son olarak, okuduğumuz âyetin günümüzde zâhirî olarak nasıl bir ilmi ortaya koyduğuna kısaca bakalım. Bu âyet, Amerika’nın “yıldız savaşları” projesi kapsamında geliştirmeye çalıştığı, füzeleri daha gökte iken etkisiz hale getirmek için kullanmayı amaçladığı, lazer teknolojisinin temelini anlatmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de evvellerin ve âhirlerin ilmi bildirilmiş olup, henüz keşfedilmemiş nice ilimler onun içinde mevcûttur. Ancak, ne yazık ki biz tutucu Müslümanlar, elimizdeki bu sonsuz hazîneyi sadece baş ucumuza asıp bazen de ölülerimize okumakla yetiniyoruz. Allâh (c.c.) bizleri Kur’ân'dan en geniş şekilde faydalandırsın. Müslümanlar olarak örnek insânlar olup, dinimize yararlı olalım. " İz- -T-B- "
وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَوْزُونٍ
~ ~ ~
Vel arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ revâsiye ve enbetnâ fîhâ min kulli şey’in mevzûn.
Yeri de yaydık, ona sâbit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü (bir biçimde) her şeyi bitirdik.