İllâ-mraetehu kaddernâ(ﻻ) innehâ lemine-lġâbirîn(e)
(59-60) Lut'un ailesi başka (Onlar suçlu değillerdir). Lut'un karısı dışında onların hepsini kurtaracağız. Biz, onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik.
Yalnız Lût'un karısı müstesnâ, çünkü onun helak edilenlerle birlikte yok edilmesini takdir ettik.
Bu ayet, Lut kavminin helakı sırasında Lut'un ailesinin kurtarılmasına ilişkin ilahi takdiri ve karısının akıbetini ele almaktadır. Ayet, 'takdir etme' ve 'geride kalanlardan olma' kavramları üzerinden ilahi iradenin tecellisini ve sonuçlarını dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'مرأة' kelimesinin 'مرء' kökünden geldiğini ve 'insan' anlamına geldiğini belirtir. Kadın için kullanıldığında ise 'erkekle ilişkili olan' veya 'erkekle birlikte olan' anlamını taşır. Ayetteki 'imra'etuhu' ifadesi, Lut'un eşi olup, helak olacaklar zümresine dahil edilerek özel bir durum arz etmektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'imra'e' kelimesinin Kur'an'da bazen 'eş' bazen de 'kadın' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise Lut'un eşi kastedilmekte olup, onun helak olacaklar arasında yer alması, ilahi takdirin bir parçası olarak sunulur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'قدر' kelimesinin 'bir şeyi belirli bir ölçüye göre düzenlemek, takdir etmek' anlamına geldiğini ifade eder. 'Kaddernâ' fiili, Allah'ın Lut'un karısının geride kalanlardan olmasını, yani helak olanlar zümresine dahil olmasını ilahi ilmi ve iradesiyle belirlediğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kadr' kelimesinin 'bir şeyin miktarını ve sınırını belirlemek' manasına geldiğini açıklar. 'Kaddernâ' fiili, Allah'ın Lut'un karısı hakkındaki hükmünü, yani onun helak olanlar arasında yer alacağını kesin bir şekilde takdir ettiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kader' kavramının Kur'an'da ilahi takdir ve ölçü anlamında kullanıldığını belirtir. 'Kaddernâ' fiili, Allah'ın evrendeki her şeyi belirli bir düzene ve ölçüye göre yarattığı ve yönettiği inancını yansıtır. Bu ayette ise özel olarak Lut'un karısının akıbetinin ilahi bir takdirle belirlendiğini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ğabir' kelimesinin 'geride kalan, yok olan' anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayette 'minel-ğâbirîn' ifadesi, Lut'un karısının helak olan kavimle birlikte geride kalacağını, yani kurtulanlar arasına dahil olmayacağını açıkça ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ğabere' fiilinin 'kaldı, geride kaldı' anlamında kullanıldığını açıklar. 'Minel-ğâbirîn' ifadesi, Lut'un karısının helak olanlar zümresinden olacağını, yani kurtuluşa erenlerden olmayacağını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ğabir' kelimesinin 'geçmiş, geride kalmış' anlamlarını taşıdığını ve Kur'an'da genellikle helak olan kavimler için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı, Lut'un karısının da helak olanlar arasına katılacağını ifade eder.
Hicr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Tefsîrlerde Lût’un karısının ona inanmayanlar arasında bulunduğu, ayrıca Lût’a gelen misâfirleri kavmine haber vererek ihânet ettiği ve bu sebeple geride bırakıldığı ifâde edilmektedir. Bu husûsta Tahrîm sûresi 66/10 âyetinde şöyle buyrulur:
“Dareballâhu meselen lillezîne keferûmreete nûhın vemreete lût, kânetâ tahte abdeyni min ibâdinâ sâlihayni fe hânetâhumâ fe lem yugniyâ anhumâ minallâhi şey’en ve kîledhulen nâre mead dâhılîn” “Allâh kâfirlere Nûh’un karısı ile Lût’un karısını misâl verdi. O iki kadın kullarımızdan birer sâlih kulun nikâhı altında idiler, onlara hiyanet ettiler; o yüzden o iki sâlih kul da onları, Allâh’ın azâbından zerrece kurtaramadılar ve o iki kadına: “Girin ateşe girenlerle beraber!” denildi.” Enfüsî yönden kişinin karısı onun nefsidir. Bu nefisten âlî ve süflî türlü ahlâklar zuhûr eder. Hakk yolunda bu ahlâklardan emmârelik yönünde olanların ortadan kaldırılması lâzımdır ki necât ve kurtuluşa, saf ve kâmil bir nefse ulaşılabilsin.
Lût (a.s.)’ın hanımının âyette belirtilen vasfı “ihânet”tir. Bu sebeple, onun helâk edilmesi, nefs-i emmârenin “ihânet”e dönük ahlâklarının (hıyânet, vefâsızlık, münâfıklık, gammazlık ve sır ifşâ etmek vb.) ortadan kaldırılmasını temsîl etmektedir, diyebiliriz.
Şu’arâ 26/171 ve Sâffât 37/135 âyetlerinde Lût (a.s.)’ın hanımı “acûze” “âciz-yaşlı” olarak tasvîr edilmektedir. Acîz ve yaşlı olması, nefsin zayıflamış olmasıdır, diyebiliriz. İlerleyen âyetlerin yorumlarında göreceğimiz gibi, Lût (a.s.) kendi döneminin kemâli olan bir fenâ-fillâh yaşantısı içerisindeydi, bu sebeple nefsinin hâli “acîzlik” ve “fakr” idi. " T.O.C.C."
Âyet 61
فَلَمَّا جَٓاءَ اٰلَ لُوطٍۨ الْمُرْسَلُونَۙ
Fe lemmâ câe âle lûtınil murselûn.
Elçiler (melekler) Lut’un ailesine gelince...
قَالَ اِنَّكُمْ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ
Kâle innekum kavmun munkerûn.
Lut onlara, “Gerçekten siz tanınmayan kimselersiniz” dedi.