Veâteynâhum âyâtinâ fekânû ‘anhâ mu'ridîn(e)
Biz, onlara ayetlerimizi vermiştik de onlardan yüz çevirmişlerdi.
Biz, onlara âyetlerimizi vermiştik de onlar, yüz çeviriyorlardı
Hicr Suresi 81. ayet, Allah'ın insanlara ayetlerini vermesine rağmen onların bu ayetlerden yüz çevirmesini konu edinmektedir. Ayet, ilahi mesajın tebliği ve buna karşı gösterilen inkarcı tavrı dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'îtâ'' kelimesinin 'vermek, ulaştırmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ءَاتَيْنَـٰهُمْ' ifadesi, Allah'ın ayetlerini insanlara ulaştırması, onlara bahşetmesi ve tebliğ etmesi anlamında kullanılmıştır. Bu, sadece fiziksel bir verme değil, aynı zamanda manevi bir lütuf ve imkan sunmadır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'îtâ''nın 'bir şeyi başkasına temlik etmek' veya 'ulaştırmak' olduğunu ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın ayetlerini insanlara 'vermesi', yani onları bu ayetlerle muhatap kılması ve onlara bu ilahi mesajı idrak etme fırsatı sunmasıdır. Bu, bir emanet ve sorumluluk yüklemedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'âyet' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını belirtir; bazen mucize, bazen delil, bazen de Kur'an'ın bir bölümü. Bu ayetteki 'âyâtinâ' ifadesi, Allah'ın gönderdiği ilahi mesajları, mucizeleri ve evrendeki yaratılış delillerini kapsayan geniş bir anlam taşır. Onlara verilen bu ayetler, hakikati gösteren işaretlerdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âyet' kelimesinin 'açık alamet, işaret' anlamına geldiğini ve Allah'ın ayetlerinin, O'nun varlığına ve kudretine delalet eden açık işaretler olduğunu ifade eder. Ayetteki 'âyâtinâ', Allah'ın insanlara gönderdiği, onları doğru yola iletmek için açıkça ortaya koyduğu delilleri ve Kur'an vahyini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'âyet' kavramının Kur'an'da 'işaret, delil, mucize' gibi anlamlara geldiğini ve Allah'ın kudretini ve varlığını gösteren her şeyi kapsadığını belirtir. Bu ayetteki 'âyâtinâ', Allah'ın insanlara sunduğu, üzerinde düşünmeleri ve iman etmeleri gereken hem kozmik hem de vahyî deliller bütünüdür.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'i'râd' kelimesinin 'yüz çevirmek, sırt dönmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mu'ridîn' ifadesi, Allah'ın kendilerine sunduğu ayetlere karşı insanların kayıtsız kalmasını, onları görmezden gelmesini ve onlardan yüz çevirmesini mecazi bir anlatımla ifade eder. Bu, bir tür inkâr ve umursamazlıktır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'i'râd'ın 'bir şeyden yüz çevirmek, ondan uzaklaşmak' olduğunu açıklar. Ayetteki 'mu'ridîn', Allah'ın ayetlerini işittikleri, gördükleri veya kendilerine ulaştırıldığı halde, onlara kulak asmayan, onları kabul etmeyen ve onlardan yüz çeviren kimseleri tanımlar. Bu, bilinçli bir ret ve inkâr eylemidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'i'râd' fiilinin Kur'an'da genellikle hakikatten, delillerden veya Allah'ın emirlerinden yüz çevirme anlamında kullanıldığını belirtir. 'Mu'ridîn' kelimesi, bu ayette, Allah'ın ayetlerine karşı takınılan olumsuz, inkârcı ve umursamaz tavrı ifade eder. Bu, sadece bir ilgisizlik değil, aynı zamanda bir karşı duruştur.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.