Vekadaynâ ileyhi żâlike-l-emra enne dâbira hâulâ-i maktû'un musbihîn(e)
Ona şu durumu kesin olarak bildirdik: "Sabaha çıkarken onların sonu kesilmiş olacak."
Biz, Lût'a şu kesin emri vahyettik: "Bu kâfirler sabaha çıkarken muhakkak kökleri kesilmiş olacaktır."
Hicr Suresi 66. ayet, Hz. Lut'a kavminin helak olacağının bildirilmesini konu alır. Ayet, ilahi hükmün kesinliğini ve helakın kaçınılmazlığını vurgulayan güçlü kelimelerle doludur. Özellikle 'kadaynâ', 'dâbir' ve 'maktû'' kelimeleri, bu ilahi takdirin ve sonucun şiddetini ve kesinliğini dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kadâ' kelimesinin asıl anlamının bir şeyi sağlam ve muhkem kılmak olduğunu belirtir. Allah'ın 'kadâ'sı ise, ya bir şeyi yaratması ve tamamlaması ya da bir şeyi emretmesi ve hükmetmesidir. Bu ayetteki 'kadaynâ' ifadesi, Allah'ın Lut kavminin helakı hakkında kesin ve geri dönülemez bir hüküm verdiğini ve bunu Hz. Lut'a bildirdiğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kadaynâ' fiilini 'emernâ' (emrettik) veya 'ahbernâ' (bildirdik) olarak tefsir eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın Hz. Lut'a kavminin akıbeti hakkında kesin bir bilgi ve hüküm verdiğini, bu hükmün artık değişmeyeceğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kadâ' kavramının Kur'an'da hem ilahi takdir ve hüküm hem de bu hükmün icrası anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayette 'kadaynâ', Allah'ın Lut kavmi hakkındaki nihai ve değiştirilemez kararını ve bu kararın Hz. Lut'a vahyedilmesini ifade eder, böylece ilahi iradenin mutlaklığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'dâbir' kelimesinin 'âhir' (son) ve 'asl' (kök) anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'dâbirahum' ifadesi, Lut kavminin sonlarının, yani nesillerinin ve varlıklarının tamamen kesileceğini, köklerinin kazınacağını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dâbir' kelimesini 'bir şeyin arkası, sonu' olarak açıklar ve 'dâbiru'l-kavm' ifadesinin, kavmin sonuncusu veya kökü anlamına geldiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, kavmin tamamen helak edilerek arkalarından kimsenin kalmayacağını, soylarının kesileceğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'dâbir' kelimesinin 'bir şeyin sonu, arkası' ve 'bir kavmin sonuncusu' anlamlarına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'dâbirahum maktû'' ifadesi, Lut kavminin neslinin ve varlığının tamamen ortadan kaldırılacağını, arkalarından kimsenin gelmeyeceğini kesin bir dille belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'kat'' fiilinin 'ayırmak, kesmek' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Maktû'' ise kesilmiş, koparılmış demektir. Ayetteki 'dâbiruhum maktû'' ifadesi, Lut kavminin soyunun, neslinin ve varlığının tamamen kesilip yok edileceğini, hiçbir izlerinin kalmayacağını açıkça ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kat'' fiilinin bir şeyi birbirinden ayırmak, sona erdirmek anlamında kullanıldığını açıklar. 'Maktû'' kelimesi, burada Lut kavminin köklerinin ve nesillerinin tamamen kesilip yok edileceğini, bir daha varlıklarının devam etmeyeceğini kesin bir şekilde belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kat'' kökünün Kur'an'da genellikle bir şeyin sona ermesi, kesilmesi veya ayrılması anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'maktû'' kelimesi, Lut kavminin helakının tam ve kesin olacağını, soylarının ve varlıklarının tamamen ortadan kaldırılacağını vurgulayarak ilahi cezanın şiddetini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'asbaha' fiilinin 'sabaha ulaşmak' veya 'sabahlamak' anlamında kullanıldığını belirtir. 'Musbihîn' kelimesi, Lut kavminin helakının sabah vakti gerçekleşeceğini veya sabah vaktine ulaştıklarında helak olacaklarını ifade eder, bu da olayın zamanlamasına ve kesinliğine işaret eder.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sabah' kelimesinin 'gündüzün başlangıcı' olduğunu ve 'asbaha' fiilinin 'sabaha girmek' veya 'bir duruma sabahlamak' anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki 'musbihîn' ifadesi, Lut kavminin helakının sabah vakti gerçekleşeceğini, yani gece başlayan azabın sabahla birlikte tamamlanacağını veya sabah vakti helakın kendilerine ulaşacağını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'subh' kelimesinin 'gündüzün başlangıcı' olduğunu ve 'asbaha' fiilinin 'sabaha girmek' anlamında kullanıldığını belirtir. 'Musbihîn' kelimesi, Lut kavminin helakının sabah vakti gerçekleşeceğini, böylece azabın ani ve beklenmedik bir zamanda geleceğini ve onları hazırlıksız yakalayacağını ima eder.
Hicr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Gece” tasavvufta fenâ-fillâh’ı “gündüz” ise bakâ-billâh’ı temsîl eder. Fenâ’fillâh’ta kişideki beşerî benlik anlayışları son bulur, bakâ-billâh’ta kişi ilâhî kimliği ile yaşamaya başlar.
Fusûs’ül Hikem Lût (a.s.) Fassı’nda, Lût (a.s.)’ın fenâ-fillâh mertebesinde olduğu (Muhammediyyet mertebesi itibâ-riyle değil, kendi mertebesi itibâriyle) ifâde edilmektedir. Bu cihetle, bir önceki âyette sözü edilen “gece yolculuğu” onun fenâ’dan bakâ’ya olan seyrini ifâde etmektedir, diyebiliriz.
Enfüsî olarak, kavmin sonunun sabaha karşı gelmesi, ilâhî celâl tecellîsi ile nefsin düşük ahlâklarının ortadan kaldırılması netîcesinde nefsin karanlığından ve zulmetten kurtulup ilâhî nûr ile aydınlanmaktır, diyebiliriz. " T.O.C.C."
Âyet 67
وَجَٓاءَ اَهْلُ الْمَد۪ينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ
Ve câe ehlul medîneti yestebşirûn.
Şehir halkı sevinerek geldiler.
Âyet 68
قَالَ اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ ضَيْف۪ي فَلَا تَفْضَحُونِۙ
Kâle inne hâulâi dayfî fe lâ tefdahûn.
Lut, dedi ki: “Şüphesiz bunlar benim misafirlerimdir. Sakın beni rezil etmeyin.”
وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَلَا تُخْزُونِ
Vettekullâhe ve lâ tuhzûn.
“Allâh’a karşı gelmekten sakının, beni utandırmayın” dedi.
قَالُٓوا اَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ الْعَالَم۪ينَ
Kâlû e ve lem nenheke anil âlemîn.
Onlar, “Biz seni insânlarla ilgilenmekten men etmemiş miydik” dediler.
قَالَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ بَنَات۪ٓي اِنْ كُنْتُمْ فَاعِل۪ينَۜ
Kâle hâulâi benâtî in kuntum fâilîn.
Lut: “İşte kızlarım. Eğer yapacaksanız (onlarla evlenebilirsiniz)” dedi.
Âyet 72
لَعَمْرُكَ اِنَّهُمْ لَف۪ي سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ
Le amruke innehum le fî sekretihim ya’mehûn.
(Melekler, Lut’a:) “Ömrüne andolsun ki onlar (şehvetten) gözleri dönmüş halde, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyor-lar (Bu durumda asla seni dinlemezler)” dediler.