Vecâe ehlu-lmedîneti yestebşirûn(e)
Şehir halkı sevinerek geldiler.
Şehir halkı, insan şeklindeki güzel yüzlü melekleri görünce, onlara iğrenç işlerini yapabileceklerini düşünüp sevinerek geldiler.
Bu ayet, Lût kavminin yaşadığı şehir halkının, Lût'un misafirlerini görmek üzere sevinçle gelmelerini tasvir etmektedir. Anahtar kavramlar, 'gelmek', 'şehir halkı' ve 'sevinçle müjdeleşmek' fiilleri etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): C-y-e kökü, bir şeyin bir yere gelmesi, ulaşması anlamına gelir. Ayetteki 've câe' ifadesi, şehir halkının Lût'un evine doğru hareketlenmesini ve oraya varmasını ifade eder. Bu geliş, belirli bir amaç ve niyetle gerçekleşen bir harekettir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): C-y-e fiili, bir şeyin bir yerden ayrılıp başka bir yere intikal etmesini, yani bir yerden gelmesini ifade eder. Ayetteki kullanımı, şehir halkının kendi mekanlarından Lût'un evine doğru bir yöneliş ve varışını anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ehl kelimesi, bir yerin sakinleri, o yere mensup olan topluluk için kullanılır. Ayetteki 'ehlü'l-medîne' ifadesi, Lût kavminin yaşadığı şehrin tüm halkını, yani o şehrin sakinlerini kasteder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ehl, bir şeye mensubiyet ve aidiyet ifade eder. 'Ehlü'l-medîne' tabiri, şehrin sakinleri, o şehirde yaşayan ve o şehre ait olan topluluğu belirtir. Bu bağlamda, Lût'un misafirlerine karşı kötü niyet besleyen topluluğu işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Ehl kavramı, Kur'an'da genellikle bir topluluğun veya bir evin üyelerini ifade eder. 'Ehlü'l-medîne' burada, Lût'un yaşadığı şehrin ahlaki ve sosyal yapısını temsil eden, belirli bir zihniyete sahip olan halkı anlatır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Medîne, insanların toplu halde yaşadığı, belirli bir düzeni olan yerleşim yeridir. Ayetteki 'el-medîne' ifadesi, Lût kavminin yaşadığı, helak edilecek olan şehri belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Medîne, insanların ikamet ettiği, yerleşik hayat sürdüğü büyük yerleşim yeridir. Bu ayetteki kullanımı, Lût'un peygamber olarak gönderildiği ve halkının ahlaksızlıklarıyla bilinen şehri ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): B-ş-r kökünden türeyen 'yestebşirûn', bir haberden dolayı sevinç duymak, müjdelenmek ve bu sevinci dışa vurmak anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, şehir halkının Lût'un evine gelen misafirleri gördüklerinde duydukları kötü niyetli sevinci ve heyecanı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İstif'al babından 'istebşere', bir şeyden dolayı sevinç duymak, müjde almak ve bu sevinci başkalarıyla paylaşmak demektir. Ayetteki 'yestebşirûn' ifadesi, şehir halkının Lût'un misafirlerini görmekten duyduğu, ahlaksız niyetlerinden kaynaklanan aşırı sevinci ve heyecanı vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): B-ş-r kökü, genellikle iyi bir haberle sevinmek anlamına gelirken, 'istebşere' formu bu sevinci daha yoğun ve karşılıklı bir şekilde ifade eder. Hicr 67'deki 'yestebşirûn', şehir halkının Lût'un misafirleri hakkında duydukları haber üzerine, kendi sapkın arzularını tatmin etme umuduyla duydukları sevinci ve heyecanı anlatır.
Hicr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Âyetlerin zâhir ma’nâları açıktır. Biz bunları enfüsî yönden inceleyelim.
“Lût kavmi” kişinin vücûd şehrinde, nefs-i emmâre ve onun kontrolü altında olan kuvvelerdir.
“Kavmin meleklere meyletmesi” nefs-i emmâre kuvvelerinin, gönle gelen ilâhî ve nûrânî vâridâtlara hücûm etmesi ve bunları kendi şehvet ve arzularına âlet etmek, nefsâni yönden kullanmak istemesidir.
“Lut (a.s.)” gönüldür. Hakk’tan kendisine gelen misâfir-lerin yâni ilâhî vâridâtın sâfiyetini, nefsânî kuvvelerin tasallutundan korumaya çalışmaktadır. Nefs-i emmâre kuvvelerine hitâben “bunlar benim Hakk’tan gelen misâfirlerimdir, bunlara karışmayın, beni Hakk’a karşı mahcûb etmeyin” der. Ancak onlar, bu uyarıyı dinlemeyip, bu vâridâtı kendi hevâlarına göre kullanmak isterler.
“Kavmine kızlarını nikâhlamayı önermek” nefsânî arzu ve ihtiyaçları meşrû çerçevede gidermeye dâvet etmektir. Fakat nefs ve onun kuvveleri, şehvet ve hevâ sarhoşluğu içinde öylesine gark olmuştur ki hakîkati göremezler ve doğru yolu bulamazlar.
Daha evvel bahsedildiği gibi, Fusûs’ül Hikem’e göre, bu hâdiseler yaşanırken, Lût (a.s.), (kendi mertebesi itibâriyle) fenâ makâmında bulunup Hakk’ın vücûdunda helâk olmuştu. Bu makâmda iken, daha henüz bakâya geçmediği için, kavminin bu azgınlığına karşı tasarrufta bulunacak himmeti yoktu. Bu sebeple, kavmi onu dinlemeyince onlara şöyle seslendi:
“lev enne lî bikum kuvveten ev âvî ilâ ruknin şedîd” “Keşke size karşı bir kuvvetim olsaydı, yâhut şiddetli bir rükne sığınsaydım” (Hûd 11/80).
Böylece, şiddetli rükne yâni Allâh’a sığınmış oldu (zâten fenâ hâlinde O’nunla berâberdi). Ve nihâyet kavmi (çok azı istisnâ), Hakk’ın gazâbına uğrayarak helâk oldu. " T.O.C.C."
فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُشْرِق۪ينَۙ
Fe ehazethumus sayhatu muşrikîn.
Derken güneşin doğuşu sırasında, o korkunç uğultulu ses onları yakalayıverdi.