Feeḣażet-humu-ssayhatu muşrikîn(e)
Derken güneşin doğuşu sırasında, o korkunç uğultulu ses onları yakalayıverdi.
Güneş doğarken o korkunç çığlık onları yakaladı.
Hicr Suresi'nin 73. ayeti, helak olan kavimlerin sabah vakti gelen azapla nasıl yok edildiğini tasvir etmektedir. Ayet, 'sayha' (çığlık/uğultu) ve 'müşrikîn' (doğuş vakti) kavramları üzerinden ilahi azabın ani ve kaçınılmaz doğasını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sayha' kelimesini yüksek ses, çığlık olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, helak edici bir sesin, yani ilahi azabın bir tezahürü olarak kavmin üzerine inmesini ifade eder. Bu, sadece bir ses değil, aynı zamanda o sesle birlikte gelen yıkıcı gücü de içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sayha'yı mecazi olarak azap ve helak anlamında kullanır. Ayetteki 'fâ ehazethumu's-sayhatu' ifadesi, çığlığın onları yakalamasıyla helak olmalarını, yani azabın kendilerine ulaşmasını anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'sayha' kavramının genellikle ilahi bir müdahale ile gelen, ani ve yıkıcı bir sonu ifade ettiğini belirtir. Bu ayette de, 'sayha' helak edici bir gücün sembolü olarak, kavmin sonunu getiren ilahi azabı temsil eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'müşrikîn' kelimesini 'şurûku'ş-şems'ten türemiş olarak, güneşin doğduğu, tanyerinin ağardığı vakit olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, azabın sabahın erken saatlerinde, yani kavmin gaflet anında geldiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'işrak' kelimesinin güneşin doğması, aydınlanması anlamına geldiğini belirtir. 'Müşrikîn' ise bu fiili gerçekleştirenler veya bu vakitte olanlar demektir. Ayette, helakın sabahın ilk ışıklarıyla, yani beklenmedik bir anda gerçekleştiğini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'işrak'ı güneşin doğuşu ve ışık saçması olarak tanımlar. 'Müşrikîn' kelimesi, bu ayette, kavmin sabah vakti, henüz uykudan tam uyanmamış veya günlük işlerine başlamamışken azaba uğradığını gösterir, bu da azabın ani ve hazırlıksız yakalayıcı yönünü pekiştirir.
Hicr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Sayha” kelimesi Arapça’da “sâha” kökünden türemiştir. Lügat ma’nâsı itibâriyle, şiddetli ses, çığlık, haykırış anlamlarına gelir. Bu, normal bir ses değil, kulakları sağır edecek, kalpleri titreten korkunç ve dehşet verici bir sestir.
Kur’ân-ı Kerîm’de “sayha” kelimesi, genellikle helâk edilen kavimlere gelen azâbın bir türü olarak zikredilir. “Sayha”, Hakk’ın “Kahhâr” esmâsının tecellîlerinden birisidir. Bu isim, hiçbir kuvvetin karşısında duramadığı mutlak gâlip olan Hakk’ın celâl sıfatlarındandır.
Âyete enfüsî olarak bakıldığında; ilâhî tecellîlerin “ses” yoluyla gelmesi, sâlikin “duyuş” makâmında olmasıdır. Mürşîd-i kâmillerin sohbetlerde ses ve kulak kanalından kendisine ilettiği ilâhî hakîkatler, içindeki nefs-i emmâre ve onun kuvvelerini şiddetli bir şekilde sarsıp helâk eder. Bu işin güneş doğarken meydana gelmesi, hakîkat güneşinin doğmaya ve nûr-u ilâhî’nin parlamaya başlamasıyla nefsin zulmet karanlığının dağılmasının ifâdesidir, diyebiliriz.
Lût kavmi için “sayha”, bir azap ve helâk vesîlesi iken, Lût (a.s.) ve ehli için bir kurtuluş ve necât vesîlesidir. Aynı şekilde, sâlikin nefsânî sıfatları için “sayha”, bir azâb ve helâk vesîlesi iken, ruhânî sıfatları için bir kurtuluş ve necât vesîlesidir. " T.O.C.C."
Âyet 74
فَجَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ سِجّ۪يلٍۜ
Fe cealnâ âliyehâ sâfilehâ ve emternâ aleyhim hıcâreten min siccîl.
Hemen onların altını üstüne getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.