Fece'alnâ ‘âliyehâ sâfilehâ veemtarnâ ‘aleyhim hicâraten min siccîl(in)
Hemen onların altını üstüne getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
Biz, onların şehirlerinin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
Hicr Suresi'nin 74. ayeti, Lut kavminin helak edilişini tasvir etmektedir. Ayet, ilahi cezanın şiddetini ve kesinliğini, şehirlerin altüst edilmesi ve taş yağdırılması metaforlarıyla vurgulamaktadır. Dilbilimsel olarak, fiillerin ve isimlerin seçimi, olayın dehşetini ve Allah'ın kudretini açıkça ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ceale' fiilinin bir şeyi bir durumdan başka bir duruma dönüştürmek, bir şeyi bir şey kılmak veya yaratmak anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayette, şehirlerin üstünü altına getirme eylemi, Allah'ın kudretinin bir tezahürü olarak, bir şeyi başka bir şeye dönüştürme anlamında kullanılmıştır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ceale' fiilinin 'sayyere' (dönüştürmek) ve 'halk' (yaratmak) anlamlarını içerdiğini ifade eder. Ayetteki 'cealnâ', Allah'ın Lut kavminin şehirlerini tamamen değiştirerek, üstünü altına getirerek helak etme fiilini anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'âliye' kelimesinin bir şeyin üst kısmı, yüksek olan yeri olduğunu belirtir. Ayetteki 'âliyehâ', Lut kavminin şehirlerinin üst kısımlarını ifade ederek, bu kısımların altüst edildiğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'âliye' kelimesinin 'üst' anlamında kullanıldığını ve bu bağlamda şehrin üst katmanlarını veya yüksek yerlerini temsil ettiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, ilahi cezanın şehri tamamen kapsadığını ve hiçbir kısmını sağlam bırakmadığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sâfile' kelimesinin bir şeyin alt kısmı, aşağı olan yeri anlamına geldiğini belirtir. Ayette 'âliyehâ sâfilehâ' ifadesi, şehrin tamamen altüst edildiğini, üstünün altına getirildiğini mecazi bir anlatımla ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'sâfile' kelimesinin 'aşağı' veya 'alt' anlamında kullanıldığını ve bu ayette 'âliye' kelimesiyle zıtlık oluşturarak, şehrin tamamen yıkıldığını ve düzeninin bozulduğunu ifade ettiğini açıklar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'emtara' fiilinin genellikle hayırlı yağmur için kullanıldığını, ancak Kur'an'da azap için kullanıldığında 'yağmur gibi bir şey indirmek' anlamını taşıdığını belirtir. Bu ayette, Lut kavmine azap olarak taş yağdırılması fiilini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'matar' kelimesinin aslen hayırlı yağmur için kullanıldığını, ancak 'emtara' fiilinin Kur'an'da azap ve helak için kullanıldığında, gökten bir şeyin şiddetle indirilmesi anlamını taşıdığını açıklar. Ayetteki 'emtarnâ', ilahi cezanın şiddetini ve gökten gelen yıkımı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hacer' kelimesinin bilinen taş anlamına geldiğini ve Kur'an'da çeşitli bağlamlarda kullanıldığını belirtir. Bu ayette, Lut kavmine azap olarak yağdırılan sert cisimleri, yani taşları ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'hicâre' kelimesinin genellikle ilahi azabın bir aracı olarak kullanıldığını ve bu tür durumlarda, taşların sadece fiziksel bir nesne olmaktan öte, Allah'ın gazabının somut bir tezahürü olduğunu vurgular. Lut kavmi kıssasında, taşlar helakın kesinliğini ve şiddetini simgeler.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'siccîl' kelimesinin 'sert ve katı taş' anlamına geldiğini belirtir. Bazı rivayetlere göre, bu taşlar pişmiş çamurdan yapılmış ve üzerlerinde azap edilecek kişilerin isimleri yazılıydı.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'siccîl' kelimesinin Farsça kökenli 'seng-i gil' (çamur taşı) kelimesinden geldiğini ve 'sert, katı çamurdan yapılmış taş' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki kullanımı, yağdırılan taşların sıradan taşlar olmadığını, özel bir azap aracı olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'siccîl' kelimesinin Kur'an'da sadece azap bağlamında kullanıldığını ve bu taşların, ilahi gazabın bir nişanesi olarak, sıradan taşlardan farklı bir niteliğe sahip olduğunu belirtir. Bu, azabın şiddetini ve hedefe yönelikliğini vurgular.
Hicr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bu âyet de Zâtî’dir.
“Âliyehâ sâfilehâ” ifâdesi, “âlî” ve “sâfil” kelimelerinden oluşur. “Âlî”, yüksekte olan, yukarıda bulunan anlamına gelirken; “sâfil”, alçakta olan, aşağıda bulunan anlamına gelir. “Hâ” zamiri ise, Lût kavminin şehirlerine işâret eder.
Zâhirî anlamda bu ifâde, “şehrin yükseğini alçak yaptık” veya “üstünü altına çevirdik” ma’nâsına gelir. Bu, şiddetli bir deprem netîcesinde şehrin tamamen yıkılıp yerin dibine geçmesi ve üst kısmının alta, alt kısmının üste gelmesi şeklinde anlaşılabilir.
Bâtınen ise, nefsin ve onun kuvvelerinin düzeninin Hakk tarafından altüst edilmesine işârettir. İblîs ahlâklı ve ateş kaynaklı olan nefs-i emmâre kendini hep “Âlî” yâni üstte görür. Bu nefsin, şatafatlı, gösterişli, kibirli ve benlik ağırlıklı yönüdür. Hakk’ın celâl tecellîsi geldiğinde, işte bu nefs alaşağı edilir, sefîl ve zelîl olur. Böylece, nefsin perdesi sebebiyle daha evvel altta örtülü kalmış olan ilâhî hakîkatler yukarı çıkar, zuhûra gelir. Diğer bir deyişle, daha evvel “âlî” (yüksek) olan nefs, “sâfil” (alçak) olur; “sâfil” (alçak) olan rûh ise, “âlî” (yüksek) olur.
Başka bir yönden bakarsak; İsm-i Celâl olan Allâh esmâ-sının tecellîsiyle, sâlikin benliği fâni olur, Hakk’ın varlığı ise onun varlığında bâki olur. Bu, sâlikin iç dünyâsının tamamen altüst olması ve yeniden düzenlenmesidir.
“Hıcâreten min siccîl” ifâdesindeki “hıcâre” kelimesi, taşlar ma’nâsındadır. “Siccîl” ise “balçıktan pişirilmiş” veya “cehennemde pişirilmiş” ma’nâsına gelir.
Bu ifâdeye Fil sûresi 105/4 âyetinde de rastlıyoruz. Orada, Kâ’be’yi yıkmak için Mekke’ye gelen Ebrehe komutasındaki fil ordusuna ebâbîl kuşlarının attığı taşlar olarak geçiyordu.
Her iki âyette de atılan taşlar, enfüsî yönden, aklın irfâ-niyyet ve ilim kalıpları içerisinde oluşturup, muhabbet ateşi ile pişirdiği korunma malzemeleridir, ki hayâl ve vehîm askerlerinin üzerini atılırlar ve atıldıkları yerde nefsânî hayâta son verirler. " T.O.C.C."
Âyet 75
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِلْمُتَوَسِّم۪ينَ
İnne fî zâlike le âyâtin lil mutevessimîn.
Şüphesiz bunda düşünüp görebilen kimseler için ibretler vardır.