İnne fî żâlike leâyâtin lilmutevessimîn(e)
Şüphesiz bunda düşünüp görebilen kimseler için ibretler vardır.
Gerçekten bunda, düşünen keskin anlayışlılar için ibretler vardır.
Bu ayet, 'mütevesimîn' olarak nitelendirilen idrak sahibi kişiler için 'âyât' yani ibretler barındırdığını ifade etmektedir. Dilbilimsel olarak, ayet, derinlemesine gözlem ve anlayışın önemini vurgulayan temel kavramlar üzerine kuruludur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âyet' kelimesini, 'açık alamet, işaret' olarak tanımlar ve Kur'an'da hem Allah'ın varlığına delalet eden kozmik işaretler hem de peygamberlerin mucizeleri için kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise, geçmiş kavimlerin helakinden çıkarılacak dersler ve ibretler anlamındadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'âyât' kelimesinin 'alametler' ve 'deliller' manasına geldiğini ifade eder. Hicr Suresi'ndeki bu kullanımda, helak olan kavimlerin kalıntılarının, düşünen ve ibret alan insanlar için birer delil teşkil ettiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'âyet' kavramının Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çeker. Ona göre 'âyet', sadece bir işaret değil, aynı zamanda Allah'ın iradesinin ve gücünün bir tezahürüdür. Bu ayetteki 'âyât', mütevesimîn için Allah'ın kudretini ve adaletini gösteren somut delillerdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vesm' kökünün 'işaret koymak, iz bırakmak' anlamına geldiğini belirtir. 'Mütevesimîn' ise, bu işaretleri fark eden, onlardan ders çıkaran, feraset sahibi kişilerdir. Ayette, bu kişilerin, geçmiş kavimlerin kalıntılarındaki ibretleri görebilme yeteneğine sahip oldukları vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mütevesimîn' kelimesini 'işaretlere bakanlar, düşünenler' olarak açıklar. Onlar, olayların dış görünüşünün ötesine geçerek, Allah'ın kudretinin ve adaletinin izlerini görebilen kimselerdir. Bu ayette, Lut kavminin helak olduğu yerdeki kalıntıların, bu tür insanlar için birer ibret olduğunu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tevessüm' fiilinin 'işaretleri dikkatle incelemek, onlardan bir şeyi anlamak' manasına geldiğini belirtir. 'Mütevesimîn', bu yeteneğe sahip olan, yani olayların ardındaki hikmeti ve ilahi mesajı kavrayabilen basiretli kişilerdir. Ayet, bu kişilerin, Allah'ın ayetlerini idrak etme kapasitesine sahip olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'vesm' kökünün 'bir şeyi damgalamak, işaretlemek' anlamından hareketle, 'mütevesimîn'in, olaylardaki ilahi damgayı, işareti fark edenler olduğunu belirtir. Onlar, sadece görmekle kalmayıp, gördüklerinden sonuç çıkarabilen, derinlemesine düşünen kimselerdir. Ayette, bu niteliğe sahip olanların ibret alabileceği vurgulanır.
Hicr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Mutevessimîn” kelimesi, “vesm” kökünden türemiştir. “Vesm”, bir şeyi tanımlayan işâret, iz veya alâmet ma’nâsına gelir. “Mutevessim”, işâretlerden ve izlerden anlayan, alâmet-leri okuyan kişidir. “Mutevessimîn” ise, bunun çoğuludur.
Arap dilinde “vesm” kökü, çölde izleri takip etme san’atıy-la da ilişkilidir. Göçebe Araplar, çölde bırakılan ayak izlerinden, kumda bulunan işaretlerden çeşitli bilgiler çıkarırlardı; geçen kişi sayısı, gidiş yönleri, ne kadar süre önce geçtikleri gibi.
Okuduğumuz âyet-i kerîmede Allâh Teâlâ, Lût kavminin helâkinde, zâhir ma’nâların ötesinde, işâretlerden anlayan kimseler için bazı ibretler bulunduğunu beyân etmektedir.
Kur’ân-ı Kerîm’de anlatılan kıssalardan her okuyucunun kendi idrâk düzeyine göre bir hissesi vardır. Kimisi âyetleri tarihî bir hâdise olarak okuyup geçer. Başkası geçmiş kavimlerin Allâh’a isyân etmeleri sebebiyle helâk oluşundan ibret alarak zâhiren yaşantısında bu kavimlerin hâlleriyle hâllenmemeye çabalar. Genelde Kur’ân okuyuşumuz bu iki mertebedendir.
Ancak, bir de âyetlerin zâhir ve bâtın ma’nâlarına nüfûz edebilen ve tespit ettiği ilâhî işâret ve tecellîleri kendi nefsinde idrâk ve müşâhede edebilen, böylece Kur’ân’dan ve Cenâb-ı Hakk’ın kâinattaki tüm işâretlerinden azâmî derecede faydalanmaya çalışan, bununla da kalmayıp sâhip olduğu bu ilmi isti’dâd sâhibi kişilere karşılık beklemeden aktaran kimseler vardır, ki “mutevessimîn” olarak belirtilen sınıf bunlardır. Bu kimseler Hakk’ın ârif kullarıdır. " T.O.C.C."
وَاِنَّهَا لَبِسَب۪يلٍ مُق۪يمٍ
Ve innehâ le bi sebîlin mukîm.
O şehrin kalıntıları hala mevcut olan bir yol üstünde duruyor.
Âyet 77
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِلْمُؤْمِن۪ينَۜ
İnne fî zâlike le âyeten lil mu’minîn.
Şüphesiz bunda inananlar için bir ibret vardır.