İçeriğe atla
Hicr 78Cüz 14 · Sayfa 266

Hicr Sûresi 78. Âyet

الحجر

Sohbete sor

Ve-in kâne ashâbu-l-eyketi lezâlimîn(e)

"Eyke" halkı da şüphesiz zalim idiler.

Hicr Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Bu âyet de Zâtî’dir. Cenâb-ı Hakk, “Müntakim” esmâsıyla bizzat kendisinin Eyke halkından intikâm aldığını bildirmektedir.

“Eyke halkı” ve peygamberleri Şuâyb (a.s.) ile ilgili âyet-ler Hicr sûresinde özet olarak ifâde edilmiştir, ancak değişik yönleriyle (7) farklı sûrede daha geçmektedir: A’râf 7/85-93, Hûd 11/84-95, Şu’arâ 26/176-191, Ankebût 29/36-37, Sâd 38/13 ve Kâf 50/14.

Eyke halkı, Medyen bölgesinde yaşamış bir kavimdir. Bunlar, ticârette hile yapan, ölçü ve tartıda eksik veren, yol kesip kervanları soyan ve putperestliğe devam eden zâlim bir kavimdi. Allâh Teâlâ tarafından kendilerine peygamber olarak gönderilen Şuayb (a.s.), onları tevhîde, adâlete ve doğruluğa dâvet etti, fakat onlar bu dâveti reddettiler. Bunun üzerine Allâh (c.c.), onları şiddetli bir sıcaklık ve sonrasında bir buluttan gelen ateş yağmuru ile helâk etti.

Eyke” kelimesi sık ve girift ağaçları olan orman anlamındadır. Bu Eyke halkının, dünyâ hayâtının süslerine aldanarak hakîkatten uzaklaşan, nefsânî arzularının sıklığı ve giriftliği içinde kaybolan kimseler olduklarına işârettir.

Eyke halkı âyette “zâlim” olarak nitelendirilmiştir. Zâlim-likleri zâhiren ölçü ve tartıda adâletsiz olmalarından ve hırsız-lık yapmalarından; bâtınen ise nefs-i emmârenin karanlığında (nûr-u ilâhîden uzakta) yâni zulmette yaşamalarından ve kendilerindeki ilâhî hakîkatleri nefsânî yönden kullanarak onlara zulmetmelerindendir.

Cenâb-ı Hakk bu zâlim halktan, zulmettikleri kimselerin intikâmını almış ve ilâhî adâletiyle muâmele ve celâl yönüyle tecellî ederek onları helâk etmiştir. Bu cezâ zâlim Eyke halkı için azâb, ancak onların elinde haksızlığa uğrayan zâhir ve bâtın varlıklar için rahmet ve adâlet olmuştur.

İmâmin mubîn”den (1)’inci âyetin yorumunda bahsedilmişti. Bu ifâde, önde olan açık kitap ma’nâsına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’in tafsîlât üzere ef’âl âlemindeki yâni bu dünyâdaki hâlidir. Yaşadığımız âlemde her şey Hakk’ın bir âyeti yâni işâreti ve tecellî mahallidir. O’nun Zâtî tecellîsi ise, okuduğumuz Kur’ân-ı Kerîm’in âyetlerinde, Kâbe-i Muazzama’da ve Kur’ân-ı Nâtık olan İnsân-ı Kâmiller’de bulunur. " T.O.C.C." 


Âyet 80

وَلَقَدْ كَذَّبَ اَصْحَابُ الْحِجْرِ الْمُرْسَل۪ينَۙ

Ve le kad kezzebe ashâbul hıcril murselîn.

Andolsun, Hicr halkı da peygamberleri yalanlamıştı.



Âyet 81

وَاٰتَيْنَاهُمْ اٰيَاتِنَا فَكَانُوا عَنْهَا مُعْرِض۪ينَۙ

Ve âteynâhum âyâtinâ fe kânû anhâ mu’rıdîn.

Biz, onlara âyetlerimizi vermiştik de onlardan yüz çevirmişlerdi.



Âyet 82

وَكَانُوا يَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتاً اٰمِن۪ينَ

Ve kânû yanhıtûne minel cibâli buyûten âminîn.

Onlar güven içinde dağlardan evler yontuyorlardı.



Âyet 83

فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُصْبِح۪ينَۙ

Fe ehazethumus sayhatu musbıhîn.

Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç uğultulu ses yakalayıverdi.



Âyet 84

فَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَۜ

Fe mâ agnâ anhum mâ kânû yeksibûn.

Kazanmakta oldukları şeyler kendilerine bir fayda vermedi.