Ve-in kâne ashâbu-l-eyketi lezâlimîn(e)
"Eyke" halkı da şüphesiz zalim idiler.
Eyke halkı da gerçekten zalimlerdi.
Hicr Suresi'nin 78. ayeti, 'Eykeliler' olarak bilinen topluluğun 'zalim' vasfını vurgulamaktadır. Bu ayet, geçmiş ümmetlerin helak ediliş nedenlerinden biri olan zulüm kavramını öne çıkararak, ilahi adaletin tecellisine işaret etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sahib' kelimesinin 'bir şeyle beraber olmak' veya 'bir şeye sahip olmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'Ashâbü'l-Eyke' ifadesi, Eyke denilen yerin sakinleri, o bölgeye mensup olanlar veya o bölgeyle ilişkilendirilen topluluk anlamında kullanılmıştır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ashâb' kelimesinin 'ehl' (sahipleri, mensupları) anlamında kullanıldığını ifade eder. 'Ashâbü'l-Eyke' tabiri, Eyke'nin halkı, Eyke'de yaşayanlar demektir ve bu bağlamda bir topluluğu tanımlar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'Eyke' kelimesinin 'şecer' (ağaç) anlamına geldiğini ve 'Eyke'nin' sık ağaçlık, ormanlık bir bölge olduğunu belirtir. Ayette, bu isimle anılan bir kavmin yaşadığı coğrafi bölgeyi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Eyke'nin' birbirine dolanmış, sık ağaçlardan oluşan bir orman olduğunu açıklar. Kur'an'da bu isimle anılan kavim, bu tür bir bölgede yaşadığı için bu isimle anılmıştır ve ayetteki kullanımı da bu coğrafi aidiyeti vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki özel isimlerin ve yer adlarının genellikle o kavmin veya yerin karakteristik özelliklerini yansıttığını belirtir. 'Eyke' de bu bağlamda, o kavmin yaşadığı doğal ortamı ve belki de bu ortamla ilişkili yaşam tarzlarını ima eden bir isimdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulüm' kelimesinin 'bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak' veya 'hakkı sahibine vermemek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'zalimin' ifadesi, Eykelilerin Allah'ın emirlerine karşı gelerek, kendi nefislerine ve başkalarına haksızlık ettiklerini, haddi aştıklarını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'zulmün' 'hakkı eksiltmek, haddi aşmak ve bir şeyi yerinden saptırmak' olduğunu ifade eder. Eykelilerin 'zalim' olarak nitelendirilmesi, onların Allah'a şirk koşma, ölçü ve tartıda hile yapma gibi eylemlerle ilahi sınırları çiğnediklerini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'zulüm' kavramının sadece bireysel haksızlıkları değil, aynı zamanda Allah'ın koyduğu düzeni bozmayı ve ilahi adalete karşı gelmeyi de kapsadığını belirtir. Eykelilerin 'zalim' oluşu, onların Allah'ın birliğine ve peygamberine karşı gelerek toplumsal ve dini düzeni bozdukları anlamına gelir.
Hicr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bu âyet de Zâtî’dir. Cenâb-ı Hakk, “Müntakim” esmâsıyla bizzat kendisinin Eyke halkından intikâm aldığını bildirmektedir.
“Eyke halkı” ve peygamberleri Şuâyb (a.s.) ile ilgili âyet-ler Hicr sûresinde özet olarak ifâde edilmiştir, ancak değişik yönleriyle (7) farklı sûrede daha geçmektedir: A’râf 7/85-93, Hûd 11/84-95, Şu’arâ 26/176-191, Ankebût 29/36-37, Sâd 38/13 ve Kâf 50/14.
Eyke halkı, Medyen bölgesinde yaşamış bir kavimdir. Bunlar, ticârette hile yapan, ölçü ve tartıda eksik veren, yol kesip kervanları soyan ve putperestliğe devam eden zâlim bir kavimdi. Allâh Teâlâ tarafından kendilerine peygamber olarak gönderilen Şuayb (a.s.), onları tevhîde, adâlete ve doğruluğa dâvet etti, fakat onlar bu dâveti reddettiler. Bunun üzerine Allâh (c.c.), onları şiddetli bir sıcaklık ve sonrasında bir buluttan gelen ateş yağmuru ile helâk etti.
“Eyke” kelimesi sık ve girift ağaçları olan orman anlamındadır. Bu Eyke halkının, dünyâ hayâtının süslerine aldanarak hakîkatten uzaklaşan, nefsânî arzularının sıklığı ve giriftliği içinde kaybolan kimseler olduklarına işârettir.
Eyke halkı âyette “zâlim” olarak nitelendirilmiştir. Zâlim-likleri zâhiren ölçü ve tartıda adâletsiz olmalarından ve hırsız-lık yapmalarından; bâtınen ise nefs-i emmârenin karanlığında (nûr-u ilâhîden uzakta) yâni zulmette yaşamalarından ve kendilerindeki ilâhî hakîkatleri nefsânî yönden kullanarak onlara zulmetmelerindendir.
Cenâb-ı Hakk bu zâlim halktan, zulmettikleri kimselerin intikâmını almış ve ilâhî adâletiyle muâmele ve celâl yönüyle tecellî ederek onları helâk etmiştir. Bu cezâ zâlim Eyke halkı için azâb, ancak onların elinde haksızlığa uğrayan zâhir ve bâtın varlıklar için rahmet ve adâlet olmuştur.
“İmâmin mubîn”den (1)’inci âyetin yorumunda bahsedilmişti. Bu ifâde, önde olan açık kitap ma’nâsına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’in tafsîlât üzere ef’âl âlemindeki yâni bu dünyâdaki hâlidir. Yaşadığımız âlemde her şey Hakk’ın bir âyeti yâni işâreti ve tecellî mahallidir. O’nun Zâtî tecellîsi ise, okuduğumuz Kur’ân-ı Kerîm’in âyetlerinde, Kâbe-i Muazzama’da ve Kur’ân-ı Nâtık olan İnsân-ı Kâmiller’de bulunur. " T.O.C.C."
وَلَقَدْ كَذَّبَ اَصْحَابُ الْحِجْرِ الْمُرْسَل۪ينَۙ
Ve le kad kezzebe ashâbul hıcril murselîn.
Andolsun, Hicr halkı da peygamberleri yalanlamıştı.
Âyet 81
وَاٰتَيْنَاهُمْ اٰيَاتِنَا فَكَانُوا عَنْهَا مُعْرِض۪ينَۙ
Ve âteynâhum âyâtinâ fe kânû anhâ mu’rıdîn.
Biz, onlara âyetlerimizi vermiştik de onlardan yüz çevirmişlerdi.
Âyet 82
وَكَانُوا يَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتاً اٰمِن۪ينَ
Ve kânû yanhıtûne minel cibâli buyûten âminîn.
Onlar güven içinde dağlardan evler yontuyorlardı.
Âyet 83
فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُصْبِح۪ينَۙ
Fe ehazethumus sayhatu musbıhîn.
Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç uğultulu ses yakalayıverdi.
Âyet 84
فَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَۜ
Fe mâ agnâ anhum mâ kânû yeksibûn.
Kazanmakta oldukları şeyler kendilerine bir fayda vermedi.