Udḣulûhâ biselâmin âminîn(e)
Onlara, "Girin oraya esenlikle, güven içinde" denilir.
Onlara: "Selametle güven içinde oraya girin" denir.
Hicr Suresi'nin 46. ayeti, cennete girecek olanlara hitaben kullanılan bir ifadedir. Ayet, cennete girişin huzur ve emniyet içinde olacağını vurgulayarak, bu durumun hem fiziksel hem de ruhsal bir güvenliği ifade ettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Duhûl (دخول), bir yere girmek, dahil olmak anlamına gelir. Ayetteki 'udhulûhâ' ifadesi, cennete girmeyi emreden bir hitaptır ve bu girişin bir davet niteliği taşıdığını gösterir. Cennetin kapılarının onlara açıldığını ve içeri buyur edildiklerini belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Duhûl, bir mekâna dahil olmak demektir. Ayetteki kullanımı, cennete fiziki olarak girme eylemini ifade eder. Bu, cennetin somut bir mekan olduğunu ve müminlerin oraya fiilen adım atacaklarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Selâm (سلام), zahiri ve batıni her türlü afetten kurtulmak, esenlik ve barış içinde olmak demektir. Ayetteki 'bi-selâmin' ifadesi, cennete girenlerin her türlü korku, endişe, sıkıntı ve musibetten uzak, tam bir huzur ve emniyet içinde olacaklarını belirtir. Bu, cennetin bir esenlik yurdu olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Selâm kavramı, Kur'an'da genellikle 'barış', 'esenlik' ve 'güvenlik' anlamlarında kullanılır. Ayetteki 'bi-selâmin' ifadesi, cennete girenlerin sadece dışsal bir barış içinde değil, aynı zamanda içsel bir huzur ve ruhsal bir esenlik haliyle gireceklerini gösterir. Bu, cennetin bir 'dâru's-selâm' (esenlik yurdu) olma özelliğini pekiştirir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Selâm, Allah'ın isimlerinden biri olup, kullarına esenlik veren anlamındadır. Ayetteki 'bi-selâmin' ifadesi, cennete girişin Allah'ın lütfu ve esenliğiyle gerçekleştiğini, bu esenliğin ilahi bir güvence altında olduğunu ima eder. Cennete girenlerin Allah'ın himayesinde olacağını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Emn (أمن), korkunun zıddı olup, kalbin sükûnet bulması ve endişeden uzaklaşmasıdır. Ayetteki 'âminîne' ifadesi, cennete girenlerin geleceğe dair hiçbir korku taşımayacaklarını, geçmişteki günahlarından dolayı bir endişe duymayacaklarını ve cennetin nimetlerinin kesintisiz ve eksiksiz olacağına dair tam bir güven içinde olacaklarını belirtir. Bu, cennetin bir 'dâru'l-emân' (güven yurdu) olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Âminîn, korkudan emin olanlar demektir. Ayetteki kullanımı, cennete girenlerin ölüm, hastalık, yaşlılık, fakirlik gibi dünyevi korkulardan tamamen arınmış bir halde bulunacaklarını ifade eder. Onlar için hiçbir tehdit veya tehlike söz konusu olmayacaktır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Emn kökünden türeyen 'âminîn' kelimesi, Kur'an'da genellikle 'güvende olanlar', 'korkusuzlar' anlamında kullanılır. Bu ayetteki bağlamda, cennete girenlerin hem fiziksel hem de psikolojik olarak tam bir güvenlik ve huzur içinde olacaklarını, hiçbir şeye karşı bir korku veya endişe taşımayacaklarını vurgular. Bu durum, cennetin nihai bir sığınak ve huzur mekanı olduğunu gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.