Velekad âteynâke seb'an mine-lmeśânî velkur-âne-l'azîm(e)
Andolsun, biz sana tekrarlanan yedi ayeti ve büyük Kur'an'ı verdik.
Andolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi âyeti (Fatihayı) ve yüce Kur'ân'ı verdik.
Hicr Suresi'nin 87. ayeti, Allah'ın Hz. Muhammed'e (s.a.v.) Fatiha Suresi'ni ve Kur'an-ı Kerim'i verdiğini bildirmektedir. Ayet, bu iki ilahi lütfun önemini ve yüceliğini vurgulamaktadır. Dilbilimsel olarak, 'âtaynâke' fiili verme eylemini, 'seb'an mine'l-mesânî' Fatiha'nın tekrarlanan yedi ayetini, 'el-Kur'ân' ilahi kitabı ve 'el-azîm' ise onun yüceliğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'îtâ'' kelimesinin 'vermek, ihsan etmek' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayetteki 'âtaynâke' ifadesi, Allah'ın Fatiha ve Kur'an'ı Hz. Peygamber'e lütfetmesini, ona bahşetmesini ifade eder. Bu, sadece bir verme değil, aynı zamanda bir ikram ve yüceltmedir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'îtâ''nın bir şeyi başkasına temlik etmek, mülkiyetine vermek olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın Fatiha ve Kur'an'ı Hz. Peygamber'e özel bir lütuf olarak bahşettiğini, bu ilahi kelamın onun aracılığıyla insanlığa ulaştırıldığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'seb'an' kelimesinin sayısal anlamının yanı sıra, bu ayette Fatiha Suresi'nin yedi ayetine atıfta bulunduğunu belirtir. Bu, Fatiha'nın Kur'an'daki özel konumunu ve önemini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'seb'an'ın burada 'yedi ayet' anlamına geldiğini ve 'el-mesânî' ile birlikte Fatiha Suresi'ni kastettiğini ifade eder. Bu, Fatiha'nın hem sayısal olarak yedi ayet oluşunu hem de tekrarlanan bir sure oluşunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mesânî' kelimesinin 'tekrar edilen, ikilenen' anlamına geldiğini ve bu ayette Fatiha Suresi'nin her namazda tekrarlanması sebebiyle bu ismi aldığını açıklar. Bu, Fatiha'nın ibadetteki merkezi rolünü vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'el-mesânî'nin Fatiha Suresi için kullanılan bir isim olduğunu ve bunun sebebinin, namazda sürekli tekrar edilmesi olduğunu belirtir. Ayrıca, Kur'an'ın ayetlerinin birbirini açıklayıcı ve tekrarlayıcı niteliğine de işaret edebilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'mesânî' kavramının Kur'an'ın genel yapısındaki tekrarlara ve ayetlerin birbirini teyit etmesine de işaret edebileceğini belirtir. Ancak bu ayetteki 'seb'an mine'l-mesânî' ifadesi, özel olarak Fatiha'nın tekrarlanan yedi ayetini kasteder ve onun ibadetteki önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Kur'an' kelimesinin 'okumak, toplamak' kökünden geldiğini ve Allah'ın kelamını toplayan, okunan kitap anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette, Fatiha ile birlikte zikredilerek, Kur'an'ın bütünlüğüne ve yüceliğine işaret edilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'Kur'an'ın 'okuma, okunan şey' anlamlarına geldiğini ve özel isim olarak Allah'ın Hz. Muhammed'e vahyettiği kitaba verildiğini ifade eder. Ayetteki kullanımı, bu ilahi kitabın Allah tarafından verilmiş büyük bir lütuf olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'azîm' kelimesinin 'büyük, yüce, şerefli' anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayette 'el-Kur'ân' kelimesinin sıfatı olarak kullanılması, Kur'an'ın Allah katındaki değerini, azametini ve eşsizliğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'azîm'in 'büyüklük, ululuk' ifade ettiğini ve Allah'ın sıfatlarından biri olduğunu belirtir. Kur'an'ın 'azîm' olarak nitelendirilmesi, onun ilahi menşeini, içerdiği hikmetleri ve insanlık için taşıdığı önemi gösterir.
Hicr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bu âyet de Zâtî’dir.
“Âteynâke” ifâdesiyle Cenâb-ı Hakk, Resûlüne iki âtada bulunduğunu yâni iki nîmet, feyz veya hediye verdiğini beyân ediyor. Bunlardan bir tanesi “seb’an minel mesânî” diğeri ise “kur’ânel azîm”dir.
“Âteynâke” kelimesinin sonuna gelen “ke” yâni “sen” takısından murâd, öncelikle Hakîkat-i Muhammedî, sonra onun yeryüzündeki nokta zuhûr mahalli olan Hz. Muhammed (s.a. v.) ve en son olarak da onun kıyâmete kadar gelecek olan vârisleri, halîfetullâh olan İnsân-ı Kâmil’lerdir.
Lügat ma’nâsı olarak bakarsak, “seb’an minel mesânî”, “tekrarlanan yedi” demektir ve Fâtihâ-i Şerîf’i işâret eder. “Yedi”den kasıt (7) âyettir. “Tekrarlanan” denmesinin sebebi salâtın her rek’âtında okunmasıdır.
Bazı müfessirler “seb’an minel mesânî”nin ma’nâsının “iki defâ tekrarlanan yedi” olduğunu belirtmiştir. “İki defâ” ifâdesi birkaç yönden değerlendirilebilir:
Birincisi, sûrenin zâhir ve bâtın iki yönden ma’nâlarına işârettir.
İkincisi, sûrenin Mekke’de ve Medine’de iki defâ nâzil oluşuna işârettir. Mekke’deki ilk nüzûl “hakîkat-i ilâhiyye”yi Medine’deki ikinci nüzûl ise “hakîkat-i Muhammediyye”yi îzâh etmesidir.
Üçüncüsü, sûrenin Ulûhiyyet ve Abdiyyet ile ilgili ma’nâları toplamış olmasına işârettir. Ehlûllah sûrenin Hakk ile kul arasında taksîm edildiğini; yarısının Hakk’a, yarısının da kula âit olduğunu belirtmiştir.
Dördüncüsü, İnsân-ı Kâmil’in sûresi olan Fâtihâ’nın O’nun Hakk’ın Zâtına ayna oluşuna işârettir. Diğer ifâdeyle, sûrenin Ulûhiyyet ve Ubûdiyyet hakîkatlerini cem edişine işârettir. Böylece, seyrinin başlarında Fâtihâ’yı ve Kur’ân’ı mushaftan veya ezberden okuyup anlamaya çalışan sâlik, seyrinin sonunda onun kendi varlığının hakîkati olduğunu, kendisinin Kur’ân-ı Nâtık olduğunu müşâhede etmiş olur.
Âyette, Fâtihâ’dan Kur’ân’ın bir cüz’ü olarak değil de ayrı ve ana bir unsur olarak bahsedilmesi, ona verilen büyük değeri açık olarak göstermektedir. Kur’ân’da bulunan bütün ma’nâlar öz ve özet olarak Fâtihâ Sûresi’nde de bulunmaktadır. " T.O.C.C." Not: Bu konuda daha geniş îzâhat Terzi Baba’nın 35-Fâtiha Sûresi isimli kitâbından alınabilir.
Âyet 88
لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجاً مِنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
Lâ temuddenne ayneyke ilâ mâ metta’nâ bihî ezvâcen minhum ve lâ tahzen aleyhim vahfıd cenâhake lil mu’minîn.
Kafirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve mü’minlere (şefkat) kanadını indir.