Vemâ ye/tîhim min rasûlin illâ kânû bihi yestehzi-ûn(e)
Onlar kendilerine gelen her peygamberle alay ediyorlardı.
Onlara hiçbir peygamber gelmiyordu ki onunla alay etmiş olmasınlar.
Hicr Suresi'nin 11. ayeti, peygamberlere karşı gösterilen alaycı tavrı ele almaktadır. Ayet, 'gelmek', 'peygamber' ve 'alay etmek' gibi temel kavramlar üzerinden, geçmiş ümmetlerin elçilere karşı olumsuz tutumunu dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أتى' fiilinin bir şeyin kolaylıkla ve zahmetsizce gelmesi veya ulaşması anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'يَأْتِيهِم' ifadesi, peygamberlerin Allah tarafından insanlara bir lütuf ve uyarıcı olarak gönderilişinin kolaylığını ve kaçınılmazlığını vurgular. (el-Müfredât, s. 21)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'أتى' fiilinin Kur'an'da bazen 'göndermek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'يَأْتِيهِم' ise, Allah'ın peygamberleri insanlara bir elçi olarak göndermesi ve onların da insanlara ulaşması anlamını taşır. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 1, s. 347)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'رسول' kelimesinin 'risalet' kökünden geldiğini ve bir mesajı iletmek üzere gönderilen kişi anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'رسول' ifadesi, Allah'ın vahyini insanlara ulaştıran, onlara doğru yolu gösteren ilahi elçiyi ifade eder. (el-Müfredât, s. 341)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'resul' kavramının Kur'an'da Allah'ın insanlarla iletişim kurma aracı olarak merkezi bir rol oynadığını belirtir. Resul, sadece bir haberci değil, aynı zamanda ilahi iradenin yeryüzündeki temsilcisidir. Ayetteki 'رسول' kelimesi, bu ilahi temsilcilik makamına rağmen alaya alınma durumunu vurgular. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 182-185)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'رسول' kelimesinin 'irsal'den türediğini ve gönderilen, elçi anlamına geldiğini belirtir. Kur'an'da bu kelime, özellikle Allah tarafından insanlara gönderilen peygamberler için kullanılır ve onların tebliğ görevini ifade eder. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 3, s. 110)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'استهزاء' kelimesinin 'alay etmek, eğlenmek' anlamına geldiğini ve genellikle birini küçümseme ve hafife alma niyetiyle yapıldığını belirtir. Ayetteki 'يَسْتَهْزِءُونَ' ifadesi, peygamberlerin getirdiği mesaja ve şahsiyetlerine karşı gösterilen aşağılayıcı ve inkarcı tutumu açıklar. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 215)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'هزأ' kökünün 'alay etmek, eğlenmek' anlamında kullanıldığını ve bu fiilin genellikle birini küçümseme ve hakir görme amacı taşıdığını ifade eder. 'استهزاء' ise bu fiilin mübalağalı ve sürekli yapıldığını gösterir. Ayetteki bu kullanım, geçmiş ümmetlerin peygamberlere karşı sürekli ve ısrarlı bir alaycı tavır içinde olduklarını vurgular. (el-Müfredât, s. 508)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'istihza' kavramının Kur'an'da genellikle inkarcıların peygamberlere ve onların getirdiği hakikatlere karşı gösterdikleri küçümseyici ve alaycı tutumu ifade ettiğini belirtir. Bu durum, hakikati kabul etmeye yanaşmayanların bir savunma mekanizması olarak ortaya çıkar. Ayetteki 'يَسْتَهْزِءُونَ' bu psikolojik durumu yansıtır. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 312)
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.