İçeriğe atla
Hicr 40Cüz 14 · Sayfa 264

Hicr Sûresi 40. Âyet

الحجر

Sohbete sor

İllâ ‘ibâdeke minhumu-lmuḣlasîn(e)

(39-40) İblis, "Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlasa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım" dedi.

Hicr Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Bu âyetin îzâhını ve “muhlas” kelimesinin ma’nâsını Mesnevî-i Şerîf A.A.K. Şerhi, Cilt 3, Sayfa 366’dan alalım.


“[M]uhlas”, nazlarından kendi vücûd-ı mevhûmu kalkmış ve sıfât-ı nefsâniyyesinden kurtulup, bu sıfât-ı nefsâniyye yerine sıfât-ı Hak kâim olmuş olan zevâta derler. Ve vücûd-ı mevhûm kalmayınca, artık şeytânın ve nefsin av mahalli kalmaz. Nitekim âyet-i kerîmede Hak Teâlâ hazretleri İblîs’in lisânından ihbâren buyurur: وَلَأَغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ (Hicr 15/39-40; Sâd, 38/82-83) yâni “Ya Rab, elbette ben onların hepsini azdırayım; onlardan senin muhlas kulların müstesnâdır!” Binâenaleyh, evvelce “muhlis” olan kimse, sa’y ve gayreti ve mücâhedesi ve Hakk’ın inâyeti ile kendi vücûd-ı mevhûmundan fânî olmak mertebesine vâsıl olduğu vakit, artık “muhlas” olur. Ve muhlas olanlar, vücûd-ı hakîkî-i Hak kal’asında ihtifâ ettiklerinden (kalesinde gizlendiklerinden), düşmanlar ona tasallut için yol bulamazlar. Ve düşmanların tasallutundan kurtulur ve emn-ü râhat makâmına gider. Ve o kal’a-i muazzamın şanına وَ مَنْ دَخَلَهُ كَانَ آمِنًا (Al-i İmrân, 3/97) yâni “Ona dâhil olan kimse emîn olur” ấyet-i kerîmesinde işâret buyurulur. Ve böyle bir kimse artık vücûd-ı tabîî-i aslîden el kaldırıp,فى مقعد صدق عند مليك مقتدر (Kamer, 54/55) âyet-i kerîmesinde beyân buyurulduğu üzere, “Melîk-i muktedir olan Hak indinde mak’ad-ı sıdk”ta (doğruluk makamında) oturur.” Artık o makâmdan vücûd-ı tabîî-i aslîye rücû’ etmez; belki “bakâ-billâh” mertebesi olan vücûd-ı tabîî-i ârızîye rücû’ eder. Bu da irşâd-ı ibâdullâh içindir.


Âyet 41

قَالَ هٰذَا صِرَاطٌ عَلَيَّ مُسْتَق۪يمٌ

~ ~ ~
Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustekîm.

Allâh, “İşte bu bana ulaştıran dosdoğru yoldur” dedi.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(4)