İllâ ‘ibâdeke minhumu-lmuḣlasîn(e)
(39-40) İblis, "Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlasa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım" dedi.
"Ancak içlerinden ihlaslı kulların müstesnâdır."
Bu ayet, İblis'in Allah'a meydan okuyuşunu ve insanları saptırma niyetini dile getirirken, 'muhlisîn' kavramıyla Allah'ın seçkin kullarının bu saptırmadan müstesna tutulduğunu vurgular. Ayet, İblis'in 'saptırma' eylemi ile 'halis kılınmış kullar' arasındaki karşıtlığı dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'abd' kelimesini 'tevazu ve boyun eğme' anlamıyla açıklar. Ayetteki 'ibâdeke' ifadesi, Allah'a tam bir teslimiyetle kulluk eden, O'nun emirlerine uyan ve yasaklarından kaçınan kimseleri ifade eder. Bu kullar, İblis'in saptırmasına karşı korunmuşlardır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'abd' kelimesinin hem 'köle' hem de 'Allah'a kulluk eden' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'a gönülden bağlı, O'nun iradesine teslim olmuş, seçkin kulları ifade eder. Bu kullar, İblis'in hilelerine karşı dirençlidirler.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'muhlas' kelimesini 'Allah'ın kendilerini seçip arındırdığı, ihlaslı kıldığı kimseler' olarak açıklar. Ayetteki 'muhlisîn' ifadesi, İblis'in saptırmasından müstesna tutulan, Allah'ın özel koruması altındaki kulları belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ihlâs'ı 'bir şeyi katışıksız ve saf hale getirmek' olarak tanımlar. 'Muhlasîn' ise, Allah tarafından ihlaslı kılınmış, kalpleri şirkten ve riyadan arındırılmış, samimi kullardır. Bu vasıfları sayesinde İblis'in şerrinden korunmuşlardır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ihlâs' kavramının Kur'an'da 'Allah'a karşı tam bir samimiyet ve içtenlik' anlamını taşıdığını vurgular. 'Muhlasîn' ise, bu samimiyetin Allah tarafından kendilerine bahşedildiği, O'nun için arındırılmış ve seçilmiş kullardır. Onlar, İblis'in hilelerine karşı bağışıklık kazanmışlardır.
Hicr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bu âyetin îzâhını ve “muhlas” kelimesinin ma’nâsını Mesnevî-i Şerîf A.A.K. Şerhi, Cilt 3, Sayfa 366’dan alalım.
“[M]uhlas”, nazlarından kendi vücûd-ı mevhûmu kalkmış ve sıfât-ı nefsâniyyesinden kurtulup, bu sıfât-ı nefsâniyye yerine sıfât-ı Hak kâim olmuş olan zevâta derler. Ve vücûd-ı mevhûm kalmayınca, artık şeytânın ve nefsin av mahalli kalmaz. Nitekim âyet-i kerîmede Hak Teâlâ hazretleri İblîs’in lisânından ihbâren buyurur: وَلَأَغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ (Hicr 15/39-40; Sâd, 38/82-83) yâni “Ya Rab, elbette ben onların hepsini azdırayım; onlardan senin muhlas kulların müstesnâdır!” Binâenaleyh, evvelce “muhlis” olan kimse, sa’y ve gayreti ve mücâhedesi ve Hakk’ın inâyeti ile kendi vücûd-ı mevhûmundan fânî olmak mertebesine vâsıl olduğu vakit, artık “muhlas” olur. Ve muhlas olanlar, vücûd-ı hakîkî-i Hak kal’asında ihtifâ ettiklerinden (kalesinde gizlendiklerinden), düşmanlar ona tasallut için yol bulamazlar. Ve düşmanların tasallutundan kurtulur ve emn-ü râhat makâmına gider. Ve o kal’a-i muazzamın şanına وَ مَنْ دَخَلَهُ كَانَ آمِنًا (Al-i İmrân, 3/97) yâni “Ona dâhil olan kimse emîn olur” ấyet-i kerîmesinde işâret buyurulur. Ve böyle bir kimse artık vücûd-ı tabîî-i aslîden el kaldırıp,فى مقعد صدق عند مليك مقتدر (Kamer, 54/55) âyet-i kerîmesinde beyân buyurulduğu üzere, “Melîk-i muktedir olan Hak indinde mak’ad-ı sıdk”ta (doğruluk makamında) oturur.” Artık o makâmdan vücûd-ı tabîî-i aslîye rücû’ etmez; belki “bakâ-billâh” mertebesi olan vücûd-ı tabîî-i ârızîye rücû’ eder. Bu da irşâd-ı ibâdullâh içindir.
Âyet 41
قَالَ هٰذَا صِرَاطٌ عَلَيَّ مُسْتَق۪يمٌ
~ ~ ~
Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustekîm.
Allâh, “İşte bu bana ulaştıran dosdoğru yoldur” dedi.