Etâ emru(A)llâhi felâ testa'cilûh(u)(c) subhânehu vete'âlâ ‘ammâ yuşrikûn(e)
Allah'ın emri gelecektir. Artık onun acele gelmesini istemeyin. Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.
Allah'ın emri geldi, sakın onu acele edip istemeyiniz. Allah, müşriklerin koştukları ortaklardan münezzeh ve yücedir.
Nahl Suresi'nin ilk ayeti, Allah'ın emrinin kesinliğini ve bu emrin gerçekleşmesi konusunda aceleci olunmaması gerektiğini vurgular. Ayet, Allah'ın şirkin her türlüsünden münezzeh ve yüce olduğunu belirterek tevhid inancının temelini atar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'etâ' kelimesinin 'gelmek' anlamına geldiğini, ancak Kur'an'da bazen 'gerçekleşmek, vuku bulmak' anlamında da kullanıldığını belirtir. Bu ayette 'Allah'ın emrinin gelmesi', onun kesinlikle vuku bulacağı, gerçekleşeceği anlamındadır ve gelecekteki bir olayın kesinliğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'etâ' fiilinin burada mecazi olarak 'vuku bulmak, gerçekleşmek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Allah'ın emrinin gelmesi, onun kaçınılmaz bir şekilde meydana geleceğini, dolayısıyla acele edilmemesi gerektiğini anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'emr' kelimesinin hem 'sözlü emir' hem de 'iş, hal, şan' anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayette 'Allah'ın emri', Allah'ın takdiri, hükmü veya kıyamet gibi kesinleşmiş bir olayın vuku bulması anlamında kullanılmıştır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'emr' kavramının Kur'an'da Allah'ın yaratıcı ve düzenleyici iradesini, evren üzerindeki mutlak hükümranlığını ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'Allah'ın emri', Allah'ın kesinleşmiş ve kaçınılmaz olan takdirini ve hükmünü temsil eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'emr'in bazen 'kıyamet' gibi büyük bir hadiseyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'Allah'ın emri', kıyametin veya Allah'ın vaat ettiği herhangi bir olayın kesinlikle gerçekleşeceğine işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'istacel' fiilinin 'acele istemek' anlamına geldiğini ve burada müşriklerin Allah'ın azabının veya kıyametin çabucak gelmesini alaycı bir şekilde istemelerine bir reddiye olduğunu belirtir. Ayet, bu tür bir aceleciliğin yersiz olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'acele' kelimesinin bir şeyin vaktinden önce olmasını istemek olduğunu ifade eder. 'Testa'cilûhu' ifadesi, Allah'ın emrinin kendi tayin ettiği vakitte gerçekleşeceğini, bu konuda sabırsızlık gösterilmemesi gerektiğini anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sübhân' kelimesinin Allah'ı her türlü noksanlıktan, eksiklikten ve şerikten tenzih etmek, O'nu yüceltmek anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette, müşriklerin Allah'a ortak koşmalarına karşılık Allah'ın bu tür şeylerden münezzeh olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'sübhân'ın Allah'ın kemal sıfatlarını ifade ettiğini ve O'nun her türlü eksiklikten uzak olduğunu gösterdiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın ortak koşulmaktan yüce ve münezzeh olduğunu pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şirk' kelimesinin 'ortaklık' anlamına geldiğini ve Allah'a ortak koşmanın, O'nun uluhiyetinde başkalarını O'na denk tutmak olduğunu belirtir. Ayetteki 'yüşrikûn' ifadesi, müşriklerin Allah'a ortak koşma eylemlerini ve Allah'ın bundan münezzeh olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şirk' kavramının Kur'an'da tevhidin tam zıddı olarak konumlandırıldığını ve Allah'ın mutlak birliğini reddeden her türlü inanç ve eylemi kapsadığını açıklar. Bu ayette 'yüşrikûn', Allah'ın yüceliği karşısında müşriklerin bu yanlış inançlarını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şirk'in Allah'ın zatında, sıfatlarında veya fiillerinde O'na ortak koşmak olduğunu ve Kur'an'ın en şiddetli şekilde reddettiği inanç olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın ortak koşulmaktan yüce olduğunu vurgulayarak tevhid inancını pekiştirir.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Etâ emru(A)llâhi felâ testa’cilûh(u) subhânehu vete’âlâ ‘ammâ yuşrikûn(e)” Allah Teâlâ'nın emri geldi, artık onu acele istemeyiniz, -Hak Tealâ onların ortak koştukları şeylerden uzak ve çok yücedir.” (Sübhân)dır. (16/1)----------------
Nahl sûresi birinci âyetinde “Sübhan” kelimesi geçmektedir.
“Sübhan” “Sin: 60” “Be: 2” “Ha: 8” Elif: 1” “Nun: 50” sayılarından oluşmatadır. Sayısal toplamı;
60+2+8+1+50= 121 dir… 12+1= 13 tür.
(13) Hazret-i Muhammed (s.a.v.)’in şifre sayısıdır. Ve (ا) Elif harfi “12” batın “1” zahir noktadan oluşmaktadır. Elif harfi ahadiyyet mertebesini ifade etmektedir.
Bu sayısal bağlantılardan sonra âyet tefekkürü için Tesbih ve zikir kitabı ile yolumuza devam edelim.
Bura da “emri geldi,” den murat, tefsirlerde de ifâde edildiği gibi, kıyamet olduğu belirtilmektedir ve bu hususta birçok bilgi vardır dileyenler araştırabilirler.
Bilindiği gibi Mûseviyyet ve Îseviyyet mertebelerinin hafta günleri (altı) dır. Muhammediyyet mertebesinin ise (yedi) dir. Çünkü! Altı gün-kün veya tecellî de âlemler oluşmuş, yedinci günün sonunda bozulacaktır. Çünkü bu âlem’in aslî unsuru (kevn ve fesat) yâni “olma ve bozulma”dır. Altı gün-kün de oluşan bu âlem yedinci günde bozulacaktır. Âdem-in yeryüzünde görünmesi, kıyamet âlâmeti, Hazret-i Rasûlüllah’a risâletin gelmesi ise, kıyâmetin başlamasıdır. O günden beri kıyamet süresi, (Sûresi) okunmaya ve yaşanmaya başlamıştır şu anlar dahi bizler, kıyametin içinde yaşamaktayız işte bu yüzden âhır zaman ümmetiyiz.
“emri geldi,” Bu emir risâlet hükmünün içinde bulunan kıyametin başlangıç emridir. Ve daha o zaman gelmiştir Âyet-i Kerîme bunu açık olarak ifâde etmektedir, daha sonra oluşacak diğer büyük âlâmetler, yer sarsıntıları ise kıyametin son kapanışı olacaktır.
“onu acele istemeyiniz,” Henüz daha vaktiniz varken onu acele istemeyiniz. Diye daha o günden tavsiye de bulunulmuştur. Çünkü tanınan bu süre çok değerlidir.
“ortak koştukları şeyler” Bilindiği gibi “şey’iyyet” zuhura gelmiş olan varlıklara verilen toplu isimdir çoğulu eşyadır. Kim ki, bu eşya ismiyle zâhiren mahlûk hükmü ile bilinen bu varlık zuhurlarından her hangi birine muhabbet besler ve o muhabbeti Hakk muhabbetinin üstüne çıkmış olur ise farkında olmadan o nesne ile Hakk’a şirk koşmuş olur. Ancak bu varlıkta Hakk’ın zuhurundan başka bir şeyin olmadığını idrak etmiş bir irfan ehline göre ise şirk olmaz.
“şeylerden uzak ve çok yücedir.” (Sübhân)dır.
Kıyâmet ve şirk gibi şeyler, bu dünya âlemine göredir. Esmâ ve sıfat âlemlerinde bunlardan söz edilmez işte bu yüzden de burada Hakk Teâlâ’ya bunlardan tenzîh vardır. (Sübhâne’hû) Görüldüğü gibi Sübhân (Hû) ya bağlanmıştır. (Hû) ise “ismi â’zam” dır, ayrıca (Hû) iki türlüdür, biri gerçek mânâ da bâtın-ı ve mutlak tenzîh’te olan yönüdür diğeri ise zuhur ve tecelliye dönük yönüdür. Bu ise teşbîh tarafıdır. Her iki şekilde de “Sübhân-münezzeh” tir. (Hû) “hüvviyyet-i mutlaka-mutlak ilâh-î hüvviyyet” tir. Ve bütün bu âlemlerde ne varsa hepsini kendine ve fıtratına göre de bir hüvviyyet-i vardır hâl böyle olunca bütün varlıkta, bir hüvviyyet-i ilâh-î, birde hüvviyyet-i zuhur-î olmak üzere iki hüvviyyet-i vardır işte bu yüzden, yazıda cümle arasında geçen (h) (ُ) harfinin biri İlâh-î ve diğeri zuhûr-î olmak üzere iki gözü vardır. Allah isminin sonundaki (h) harfi ise tek gözlüdür (ه) çünkü orada daha henüz zuhur olmadığından sadece tek olan hüvviyyet-i mutlaka vardır.
(هو) (hûu) yazıda satır aralarında ve sonlarda genelde uzatma işareti olan “ve” (vav) (و) harfiyle yazılmaktadır. Bu ise iki yönlü hûu arasında geçit-berzâh’tır. Türkçe de, de (ve) bağlaç olarak kullanılmaktadır. İşte her zuhur mertebesinde, hüvviyyet-i ilâh-î, den olacak her hangi bir hüvviyyet-i zuhûr-î ye intikâl bu (vav-ve) ile meydana gelmektedir.
İşte bizlerde daha bu günden kıyamet hakikatlerini idrak eder de gereğini yerine getirirsek, ilmî mânâ da kıyam etmiş oluruz. Yâni gafletten uyanıklığa geçip yatay yaşamaktan dikey yaşamaya geçmiş kıyametimizi şimdiden koparmış oluruz. O zaman, gelecek kıyamet bizde varlığımızdan bir şey bulamayacağı için hiç tesiri olmayacaktır. Ve bu yüzden de zuhur hüvviyyetimizden İlâh-î hüvviyyetimize daha burada iken yol bulanlardan olacağımız için aynı zamanda İlâh-î hüvviyyetimizle de yaşayacağımızdan hüvviyyetimizde Allah ismindeki tek (hûu) ya dönüşecektir.[6]