İçeriğe atla
Nahl 2Cüz 14 · Sayfa 267

Nahl Sûresi 2. Âyet

النحل

Sohbete sor

Yunezzilu-lmelâ-ikete bi-rrûhi min emrihi ‘alâ men yeşâu min ‘ibâdihi en enżirû ennehu lâ ilâhe illâ enâ fettekûn(i)

Allah, "Benden başka ilah yoktur. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının" diye (insanları) uyarmaları için emrini içeren vahiy ile melekleri kullarından dilediğine indirir.

Nahl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Yunezzilu-lmelâ-ikete bi-rrûhi min emrihi ‘alâ men yeşâu min ‘ibâdihi en enzirû ennehu lâ ilâhe illâ enâ fettekûn(i)” Allah, “Benden başka ilâh yoktur. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının” diye (insanları) uyarmaları için emrini içeren vahiy ile melekleri kullarından dilediğine indirir. (16/2)


Âyetin “Benden başka ilah yok bölümü sıfât-i tevhid âyetidir.

Kûr’ân âyetleri incelenecek olursa Rûh kelimesinin Kûr’ân’da üç anlamda kullanıldığı görülür.

1. Cebrâil (a.s.) adı olarak;

Bakara 2/87, “ve eyyednahü birûh’ul kudüsi” ve diğerleri

2. Vâhy mânâsında;

Nahl 16/2, “yünezzilül melâikete birûhi min emrihi” ve diğerleri

3. Canlılarda hayat kaynağı olan kuvvet anlamınadır.

Gizli hazineden zuhura çıkmayı murad eden “zât-ı mutlak”, â’mâ’dan → ehadiyyetine tecelli ederek “hüvvi-yet” ve “inniyeti”ni belirtmiş oldu.

Orada, mevcut ilm-i ilâhisi ile “Rûh-u A’zam” mer-tebesi zuhura çıktı.

“Rûh-u A’zam”ın tecellisinden

“Vahidiyet” - “Rûh’ul Kuds” mertebesi zuhur etti;

“Vahidiyet”in tecellisinden de

“Ulûhiyyet”, zuhur etti.

“ulûhiyyet”in tecellisinden

“Râhmaniyyet” zuhur etti.

Burası sıfat mertebesi, “Âlem-i Ceberrut”tur.

Ulûhiyyetin icaplarını yerine getirebilmesi için ken-dinde mevcut “Rûh-ul Kuds”ü “Râhman”, “Nefes-i Râhma-ni” ile bütün âlemlere “nefh etti” üfledi, yani gönderdi, açığa çıkardı.

Bu kuds-i rûh’ta varlığın her mertebesinde kendilerine uygun hayat tarzını ortaya çıkaracak her türlü imkân ve bilgi vardır.

Rûh’u A’zam : Tecelli-i akdes → zâtından zâtına’dır.

Rûh’ul Kuds : Tecelli-i Mukaddes → zâtından sıfatına’dır “Rûh’ul Azam” ve “Rûh’ul Kuds” mahlûk değildir, Allah’ın rûhu’dur.

Sıfatından esmasına üflenen zâtî mânâda bir rûh daha vardır, ki özel olarak insâna üflenmiştir, “Rûh-u Sultâni”.

Bu rûhtan sonra gelenler her mertebesinden mahlûka-ta verilen (üflenen) rûh mertebeleridir ve bu rûh, her mertebe-sine o mertebenin gereği olan hayatı bahşeder.

Ancak, bütün bu âlemlere hayat veren “Rûh’ul Kuds” parçalanmış, bölünmüş değildir. Bütün zuhur merte-belerine cami olduğundan hangi mertebede olursa olsun o mertebenin fıtratı üzere faaliyet gösterir.

En son zuhur mahalli tabiattır, tabiatta aldığı isim ma-den (“rûh-u madeni”) dir.

Onun kemâli “nebat” bitki, → “rûh’ul nebati”dir.

Onun kemâli olan “hayvan” “rûh-ul hayvani”dir.

Onun kemâli olan “insân”“rûh-ul insâni”dir

- (Rûh-ul Sultâni).

Ondan sonra “rûh’ul kuds” ve “rûh’ul a’zam”dır.[7]