İçeriğe atla
Nahl 116Cüz 14 · Sayfa 280

Nahl Sûresi 116. Âyet

النحل

Sohbete sor

Velâ tekûlû limâ tasifu elsinetukumu-lkeżibe hâżâ halâlun vehâżâ harâmun litefterû ‘ala(A)llâhi-lkeżib(e)(c) inne-lleżîne yefterûne ‘ala(A)llâhi-lkeżibe lâ yuflihûn(e)

Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah'a karşı yalan uydurmak için, "Şu helaldir", "Şu haramdır" demeyin. Şüphesiz, Allah'a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler.

Nahl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Velâ tekûlû limâ tasifu elsinetukumu-lkezibe hâzâ halâlun vehâzâ harâmun litefterû ‘ala(A)llâhi-lkezib(e) inne-llezîne yefterûne ‘ala(A)llâhi-lkezibe lâ yuflihûn(e)” Dilleriniz yalana alışa geldiğinden dolayı, Allah’a karşı yalan uydurmak için, “Şu helâldir”, “Şu haramdır” demeyin. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler. (16/116)


Meallerde “Sine” kelimesi “dil” olarak verilmiştir. “Dil” eski dilde kalb, gönül, yürek olarak geçmektedir. “Sine” anlamı göğüs, bağır, sadr, yürek gönül dür.

Yalanın kaynağı “yürek” olmaktadır. “Sine” nin gönül olabilmesi için “Ya gönül olmak gerekir, Ya bir gönle girmek gerekir.

Hani denir ya “yürek demiş” diye, gerçekten bilinmeyen bir konuda ahkam kesmek her kişinin değil er kişinin harcıdır.

Helaller ve haramlar dairesi Kur’ân-ı Kerim, Hadis-i Şerifler tarafından bildirilmiş ve Fıkıh İmamları tarafından ise ictihad edilip düzenlenmiştir. İlerleyen yıllarda ise bu konu istismara açık görülüp İctihad kapısı kapandı denilmiştir. Belki iyi niyetle yapılan bu uygulama İslâm toplumlarının ilerlemesine set vurduğu günyüzü gibi aşikardır.

İmân eden kişinin kalbinde zaten iman olur ve helal, haram dairesine uygun bir yaşam sürer, kalbleri nefsaniyetlerine dönük olanlar şu helal ve haram diyerek helal ve haram da ifrat ve tefrite giderler…

Zaten Allah karşı yalan uyduranın iflah olmayacağı belirtilmetedir. (Murat Derûni)


مَتَاعٌ قَلِيلٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ {النحل/117}

“Metâ’un kalîlun velehum ‘ażâbun elîm(un)”