Śumme inne rabbeke lilleżîne ‘amilû-ssû-e bicehâletin śümme tâbû min ba'di żâlike veaslehû inne rabbeke min ba'dihâ leġafûrun rahîm(un)
Sonra, şüphesiz ki Rabbin; cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra bunun ardından tövbe eden ve durumunu düzeltenlerden yanadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Sonra şüphe yok ki Rabbin, bir cahillikle günah işleyip ardından tevbe eden ve durumunu düzelten kimseleri bağışlar. Şüphesiz ki Rabbin, bu tevbeden sonra Gafurdur, Rahîmdir (çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.)
Nahl Suresi 119. ayet, bilmeyerek yapılan kötülüklerin ardından gelen tövbe ve ıslahın önemini vurgulamaktadır. Ayet, Allah'ın bağışlayıcılığını ve merhametini, bu tür bir dönüşüm gösterenlere yönelik olarak ifade ederken, 'cehalet' kavramının fiilin niteliğini belirlemedeki rolünü öne çıkarır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Amel (عمل), bir fiili irade ve kasıtla gerçekleştirmektir. Ayetteki 'amelu's-sûe' ifadesi, kötülüğü bilerek veya bilmeyerek de olsa bir eylem olarak ortaya koymayı ifade eder. Burada fiilin kendisi vurgulanır, niyet sonraki 'bi-cehaletin' ile açıklanır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Amel (عمل), bir işi yapmak, icra etmek demektir. Ayetteki kullanımı, kötü fiilin (es-sû') bir eylem olarak vuku bulduğunu, yani sadece bir düşünce veya niyet olarak kalmadığını, bilakis dışa vurulduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Es-sû' (السوء), insanı üzen, ona zarar veren her türlü kötü fiil veya durumdur. Ayetteki 'amelu's-sûe' ifadesi, yapılan eylemin niteliğini, yani kötü ve zararlı olduğunu açıkça belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Es-sû' (السوء), hem fiilî hem de kavlî (sözlü) kötülükleri kapsar. Ayette 'amelu's-sûe' şeklinde kullanılması, bu kötülüğün bir eylem olarak ortaya konulduğunu ve sonuçlarının olumsuz olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'sû'' (سوء) kavramı, genellikle ahlaki ve dini açıdan olumsuz, günahkâr ve zararlı eylemleri ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, cehaletle dahi olsa işlenen fiilin ahlaki olarak kötü bir nitelik taşıdığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Cehalet (جهالة), burada sadece bilgi eksikliği değil, aynı zamanda düşüncesizlik, acelecilik ve sonucunu hesaplamadan yapılan eylemleri de kapsar. Ayetteki 'bi-cehaletin' ifadesi, kötülüğün kasıtlı bir isyan veya inatlaşma sonucu değil, bir tür gaflet veya bilgisizlikten kaynaklandığını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cehalet (جهالة), bilginin zıddıdır. Ancak Kur'an'da bazen 'sefahat' (akılsızlık, düşüncesizlik) anlamında da kullanılır. Bu ayetteki 'bi-cehaletin' ifadesi, kötülüğün işlenişindeki niyetin tam bir kasıt ve inatlaşma olmadığını, daha ziyade bir tür düşüncesizlik veya bilgisizlikten kaynaklandığını vurgular, bu da tövbe kapısını açık tutar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Cehalet (جهالة) kelimesi, Kur'an'da sadece bilgi eksikliği değil, aynı zamanda aklın ve hikmetin gerektirdiği şekilde davranmama, düşüncesizlik ve fevrilik anlamlarında da kullanılır. Ayetteki bağlamda, işlenen kötülüğün tam bir bilinç ve kasıtla değil, bir anlık gaflet veya bilgisizlik sonucu olduğunu ifade eder, bu da tövbenin kabulü için bir zemin hazırlar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Tevbe (توبة), günahından dönmek ve Allah'a yönelmek demektir. Ayetteki 'tâbû' ifadesi, bilmeyerek kötülük işleyenlerin bu fiillerinden pişmanlık duyarak vazgeçtiklerini ve Allah'ın rızasına uygun bir hale dönme çabası içine girdiklerini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tevbe (توبة), kulun günahtan Allah'a dönmesidir. Ayetteki 'tâbû' fiili, sadece pişmanlığı değil, aynı zamanda bu pişmanlığın ardından gelen fiili bir dönüşümü ve Allah'a yönelişi ifade eder. Bu, cehaletle işlenen kötülüğün ardından gelen bilinçli bir adımdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Tevbe (توبة) kavramı, Kur'an'da sadece bir pişmanlık hali değil, aynı zamanda kişinin yanlış yoldan dönerek doğru yola yönelmesini, yani bir tür 'geri dönüş'ü ifade eder. Bu ayette, cehaletle işlenen kötülükten sonraki bilinçli bir ahlaki dönüşümü ve Allah'a yönelişi simgeler.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Islah (إصلاح), bozulan bir şeyi düzeltmek, iyi hale getirmek demektir. Ayetteki 'aslahû' ifadesi, tövbenin sadece sözde kalmadığını, aynı zamanda kişinin kendi nefsini ve fiillerini düzelterek, gelecekte benzer hatalardan kaçınma yönünde pratik adımlar attığını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Islah (إصلاح), fesadın zıddıdır; yani bozukluğu gidermek, düzeltmek ve iyi hale getirmektir. Ayetteki 'aslahû' fiili, tövbe edenlerin sadece pişman olmakla kalmayıp, aynı zamanda geçmişteki hatalarının izlerini silmek ve gelecekte doğru yolda kalmak için aktif çaba gösterdiklerini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Islah (إصلاح) kavramı, Kur'an'da genellikle bireysel ve toplumsal düzeyde iyileşme, düzeltme ve düzenleme anlamlarında kullanılır. Bu ayette, tövbenin ardından kişinin kendi iç dünyasını ve dışa yansıyan davranışlarını olumlu yönde değiştirmesi, yani 'kendini düzeltmesi' anlamını taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğafûr (غفور), Allah'ın sıfatlarından olup, günahları örten, bağışlayan demektir. Ayetteki 'le-ğafûrun' ifadesi, tövbe ve ıslahın ardından Allah'ın kullarına karşı olan engin bağışlayıcılığını ve günahlarını affetme kudretini pekiştirerek vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ğafûr (غفور), Allah'ın kullarının günahlarını affeden, onları örten ve cezalandırmayan sıfatıdır. Ayetteki kullanımı, bilmeyerek işlenen kötülükten sonra samimi bir tövbe ve ıslah gösterenlere Allah'ın bu sıfatıyla muamele edeceğini, yani onları bağışlayacağını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Rahîm (رحيم), Allah'ın sıfatlarından olup, kullarına karşı çok merhametli, şefkatli ve acıyan demektir. Ayetteki 'rahîmun' ifadesi, bağışlamanın ötesinde, Allah'ın kullarına olan genel lütuf ve ihsanını, onlara karşı duyduğu şefkati ve merhameti vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahîm (رحيم), Allah'ın kullarına sürekli ve geniş bir merhametle muamele ettiğini gösteren bir sıfattır. Ayetteki 'ğafûrun rahîmun' ifadesi, tövbe edenlere hem günahlarını bağışlayarak hem de onlara lütuf ve ihsanını sürdürerek merhamet edeceğini belirtir.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Summe inne rabbeke lillezîne ‘amilû-ssû-e bicehâletin sümme tâbû min ba’di zâlike veaslehû inne rabbeke min ba’dihâ leġafûrun rahîm(un)” Sonra, şüphesiz ki Rabbin; cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra bunun ardından tövbe eden ve durumunu düzeltenlerden yanadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (16/119)
“Cehalet” iki türlüdür. Birincisi nefsi emmarenin karanlığı zulmeti cahilliği diğeri ise nefsinden cahil olmaktır.
Nefsinin cahili irfan ehlidir, kendi benliklerinden geçmiş ve kendilerini unutmuşlar, hakk’ta fani ve baki olmuşlardır.
Nefsi emmareliği ile cahil olanlara ise nefsi her türlü kötülüğü yapmaya emr eder. Zâhiri tevbe ile bu yaşantı fiziki olarak yapılsa ve İslami bir hayat sürülse güzeldir ama nefis cennetlerine gider ve kendi ve âlemin hakikat-i olan Hakk’ı tanıyamaz.
Gerçek ma’nâ da tevbe, efendimiz s.a.v. in belirtiği gibi “vücudu zenbike” varlık günahından tevbe etmektir. Kendi vehimi ve hayali varlığından ifna olup, tüm bu âlemlerin Hakikat-i Muhammedi zuhuru olduğunu anladığı zaman durumu daha önce Hakikat-i Muhammedi idraki ve anlayışı gibi olur ve Alllah cc. varlık günahını affeder.
“Rabbeke” senin rabbin ifadesinin iki yönü vardır. Birincisi efendimiz s.a.v. in, Allah c.c. olan rabbi hası yönü ile olan “rahim” âlem bazında işlenmiş günahın affı ile merhamet edilmedir.
Senin rabbin ifadesi ile efendimiz s.a.v. in ümmetinin bireylerinin birimsel rabbi haslarıdır. Kendi vehimi varlıkların ifna olması bu rabbi hasın hususi rahmetidir. (Murat Derûni)