İçeriğe atla
Nahl 121Cüz 14 · Sayfa 281

Nahl Sûresi 121. Âyet

النحل

Sohbete sor

şâkiran li-en'umih(i)(c) ictebâhu vehedâhu ilâ sirâtin mustekîm(in)

O'nun nimetlerine şükreden bir önderdi. Allah, onu seçmiş ve doğru yola iletmişti.

Nahl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

O’nun nimetlerine şükreden bir önderdi. Allah, onu seçmiş ve doğru yola iletmişti. (16/121)


Nimetlerine şükreden; İbrâhim a.s. hakk’a teslim olarak üzerindeki giyindiği esmâ-i ilahiyye nimetini bilen ve eş-şükür esmâsı ile bu idrak ve bilinçte olandı. (Murat Derûni) Önderliği - İmamlığı;

-Cenâb-ı Hak- dedi ki: Ben seni insanlara imam kılacağım.


İnsânlık tarihinde ilk def’a bu Âyet-i kerîme ile İbrâhîm (a.s.) şahsında (İmamlık) müessesesi kurulmuş oluyordu. Aslında bu (İmamlık) müessesesi hep var idi ancak daha evvelce mahallî olduğundan tahsis edilmemişti. Bu mertebede umumileştirildiği için özellikle ifade edilmiştir. Bilindiği gibi, İbrâhîm (a.s.) ın diğer lâkabı, halkın babası idi, işte bu babalık dahi genel mânâda önderlik-<imamlık’tır.>

O da dedi ki: Zürriyetimden de -Hak Teâlâ da- buyurdu ki benim ahdime zalimler nâil olamaz.” İmamlık İbrâhîm (a.s.) ın bu duasıyla “İsmâil” (a.s.) ın kanalından Efendimize ve oradan da ümmetine ulaşmıştır. Ehli gaflet bu hakikate nâil olamaz. Yâni gaflet ehli bu hakikatleri kendilerinde perdelediklerinden zulmette karanlıkta kaldılar, böylece nefislerine zulmetmiş olduklarından da, zâlim olmuş oldular.[123]

Seçilmişliği;

Kûr’ân-ı Keriym; Âl-i İmrân Sûresi;(3/33) Ayeti’nde belirtildiği üzere:

إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَى آدَمَ وَنُوحًا وَآلَ إِبْرَاهِيمَ وَال

عِمْرَنَ عَلَى الْعَالَمِينَ

(İnnellahestafa Âdeme ve Nûhan ve âle İbrâhîme ve âle İmrâne alel âlemiyn.) Meâlen: “33. Şüphe yok ki. Allah Teâlâ Âdem'i, Nûh'u, İbrâhim'in sülâlesini ve İmrân’ın hanedanını âlemler üzerine seçkin kıldı.” Yukarıda belirtilen isimlerle ifade edilen zuhurların sırayla seçilmişliği bildirilmektedir ki; bunların her biri bir mertebenin öncüleri ve icad edicileridir. Yeri geldikçe izahlarına çalışacağız. Bu bölümde konumuz (İbrâhîm Halîlûllah ) olduğundan sadece bu mertebeyi kitabımız da İnşeallah bildirmeye çalışacağız.

Yukarıda belirtilen isimlerle ifade edilen zuhur-ların sırayla seçilmişliği bildirilmektedir ki; bunların her biri bir mertebenin öncüleri ve icad edicileridir. Yeri geldikçe incelemeğe çalışacağız. Bu mertebe de seçilmişlik (İbrâhîm Halîlûllah) mertebesine verilmiştir.

Bu seçilmişlik o güne kadar gelen insânlık tefekkür tarihinin büyük bir dönüşüm ve değişim hareketidir. Bu değişim daha ziyade îmân-î konularda olmuştur. Seçilmiş (Âdem) Âdemiyyet mertebesi ile yeryüzünde yaşamaya başlayan Âdemoğulları, epey bir zaman bu anlayışın devamı olan “Şit” iyyet ve “İdris” iyyet mertebeleri lle yaşıyorlarken, sonra gelen (Nûh) necâtiyyet mertebesine büyük bir (tufan) hareketle geçmişlerdir. Nûh (a.s.) mın iki hali vardır, tufan öncesi ve sonrasıdır.

Vücûd-u mutlak kendi özünde var olan hakikat-i insâniyye, mertebesi’ni hakikat-i Muhammediyye olarak, yavaş, yavaş Âdem ismiyle, dünya sahnesi, olan âlem-i şehadet’te ortaya koymağa başladı. Nihayet dünya da necâtiyyet kurtuluşa ihtiyaç olduğu devirde necâtiyyet hakikatlerinin zuhura çıkıp faaliyyet göstermesi için, Nûh’u ve işareti olan gemisini yapıp içine girilmesini bildirdi. Girenler yollarına devam edip necâtiyyet üzere seyirlerini sürdürürken, girmeyenler ise helâkiyyet üzere gizlenerek yollarından kalmışlardır.

Bu mertebenin de diğer mertebelerde olduğu gibi, şeriat, tarikat, hakikat ve marifet mertebelerinden izahları vardır, yeri geldikçe o yönleri itibariyle de incelemeğe çalışacağız, İnşeallah.

Genel olarak tefsirlerimizde görülen yorum ve izahlar, ef’âl-şeriat-yani isneyniyyet-yani ikilik anlayışı üzere olan mertebenin bilgileridir, bulunduğu tenzih mertebesinde geçerlidir. Ancak İlâhi kelâm sadece bir mertebe ile sınırlanamaz, çünkü her mertebe de başka bir izah-ı ve yaşam hakikatleri vardır. Bunları iyi anlayabilmemiz için tefekkür ufkumuzun sınırlarını mümkün olduğu kadar geniş tutup şartlanmışlık sınırlarımızın bir kısmını da, kaldırmamız gerekmektedir böylece daha berrak ve geniş bir ihata ile yolumuza devam etmek bize daha geniş irfaniyyet alanları açmış olacaktır.

Peygamberler hazarat-ı, Rasûl ve Nebîler tebliğlerini isneyniyyet yani ikilik üzerinden yaparlar. Aslında ise tebliğleri, teklik, tevhîd üzere, vahdet-e Allah-ın birliğine göredir. Hz. Âdem (a.s.) kendisine öğretilen (Esmâ) ilmini kavmine öğretmeye, aktarmaya başladı, bu aktarış, zuhurları itibariyle çoğalmaya başlayınca yavaş, yavaş kesret anlayışı ortaya çıkmaya başladı bu sebebten, (mezâhiri-zuhurda olanları) kendi varlıkları ile var olup müstakil birer varlık olduklarını zannettiler ve kendi hayallerinde ürettiklerinin gerçek İlâhlar olduklarını zannettiler ve bu yüzden putperest ve Hakk-ı örten ehli küfür oldular.

Âdem (a.s.) ile (Nûh) (a.s.) arası epey açılınca ilk fetret devresi olmuştu ve insânlar, tamamen nefs-i emmârenin hükmü altına girip Âdem (a.s.) getirdiği safiyet bozulmuştu. Böylece insanlığın tekrar itikatça yenilenmesi gerekiyordu. İşte yenilenme, (Nûh) (a.s.) “necât”ı vasıtasıyla yapıldı, bu yenilenme, Âdem (a.s.) ile yeryüzüne indirilen Hakikat-i İlâhiyye ve Hakikat-i Muhammediyye sistemidir ve işte bu hadise o günlerin yeniden Ulûhiyyetle yani (vahy) ile nefs-i emmâre’den necâtıdır diyebiliriz.

Nûhiyyet mertebesini (6 Peygamber 2) de izah etmeye çalışmıştık burada ise (İbâhîm Halîlûlah) mertebesini izah etmeye çalışacağız, İnşeallah.

Bu Âyet-i Kerîme de dikkat çeken bir husus ta şudur, Evvelki iki Peygamberden birey olarak bahsediliyor iken İbrâhîm (a.s.) dan “Âle İbrâhîm” (İbrâhîm ailesi) diye bahsedilmektedir. Böylece mevzu daha genişlemektedir.[124]

Tevhid-i Ef’âl mertebesi ve doğru yolunun peygamberi İbrâhim a.s. dir. (Murat Derûni)