İçeriğe atla
Nahl 122Cüz 14 · Sayfa 281

Nahl Sûresi 122. Âyet

النحل

Sohbete sor

Veâteynâhu fî-ddunyâ hasene(ten)(s) ve-innehu fî-l-âḣirati lemine-ssâlihîn(e)

Ona dünyada iyilik verdik. Şüphesiz o, ahirette de salihlerdendir.

Nahl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Veâteynâhu fî-ddunyâ hasene(ten) ve-innehu fî-l-âhirati lemine-ssâlihîn(e)” Ona dünyada iyilik verdik. Şüphesiz o, ahirette de Salihlerdendir. (16/122)


İbrahim a.s. verilen “iyilik-ihsan” onun dünya da Tevhid-i ef’âl peygamberi olması ve Esmâ-i İlahiyeyi giydirilmesidir.

Sözlükte “(bir şey) iyi, doğru, yararlı ve uygun olmak; doğruluk, dürüstlük” anlamlarındaki salâh (sulûh) kökünden türeyen sâlih kelimesi “faydalı, iyi, doğru ve güzel olan, işe yarar, her türlü bozukluk ve yanlışlıktan arınmış; barışçı, uyumlu” gibi mânalara gelmekte olup fâsid (bozuk, düzensiz) ve sû’ (kötü, çirkin) kelimelerinin karşıtıdır. Aynı kökten gelen sulh “nefret ve düşmanlığa son verme”, ıslâh “düzeltme, daha iyi ve faydalı hale getirme; insanlar arasındaki çatışmayı ortadan kaldırma”, muslih “bozukluğu düzeltip iyileştiren, barıştan yana olan” mânalarında kullanılmaktadır.[125]

Salih kişi aynı zamanda salih ameli işleyendir. Salih amelde programı Hakk’tan tatbikatı kuldan olan programdır.

İbrâhim a.s. Tevhid-i Ef’âl peygamberi ve Hakk ile tahallül ettiğinden âlemde ve kendindeki bütün fiil ve zuhurları Cenâb-ı Hakk a ait idrak ettiği ve yaşantısı bu yönde olduğundan, onda fail olan Hakk’tır… Bu salihlik fiili olarak program ve tatbikatı Hakk’a ait olmaktadır.

Kim kendi enfüsünde ve afakta bu mertebeyi idrak edip, tatbik ederse Tevhid-i Ef’âl mertebesinden, hasen-muhsin ve Salihlerden olur. (Murat Derûni)