Veâteynâhu fî-ddunyâ hasene(ten)(s) ve-innehu fî-l-âḣirati lemine-ssâlihîn(e)
Ona dünyada iyilik verdik. Şüphesiz o, ahirette de salihlerdendir.
Ve biz ona (İbrahim'e) iyilik verdik. Şüphesiz ki o, ahirette de salihlerdendir.
Bu ayet, Hz. İbrahim'e dünyada verilen güzellikleri ve ahiretteki salihler arasındaki yerini vurgulayarak, ilahi lütuf ve ahiret mükafatı arasındaki ilişkiyi dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır. Özellikle 'hasene' ve 'salihin' kavramları, hem dünya hem de ahiret saadetinin niteliğini belirlemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İtâ (إيتاء), bir şeyi vermek demektir. Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına lütuf ve ihsanını ifade eder. Bu ayette de Allah'ın Hz. İbrahim'e dünyada bahşettiği nimetleri ve güzellikleri anlatır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İtâ, bir şeyi karşılıksız veya bir bedel karşılığı vermek anlamına gelebilir. Ancak Kur'an'da Allah'a nispet edildiğinde genellikle lütuf ve ihsan anlamı taşır. Burada da Hz. İbrahim'e verilen 'hasene'nin ilahi bir lütuf olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dünya (الدنيا), 'ednâ' (أدنى) kelimesinin müennesidir ve 'en yakın' anlamına gelir. Ahirete nispetle yakın olan hayatı ifade eder. Ayette, Hz. İbrahim'e bu geçici dünya hayatında verilen güzellikleri belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'dünya', genellikle ahiret ile karşıtlık içinde kullanılır ve geçici, fani olanı temsil eder. Bu ayette, Allah'ın Hz. İbrahim'e bu fani dünyada dahi lütufta bulunduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hasene (حسنة), güzel olan her şey için kullanılır. Bu ayette Hz. İbrahim'e dünyada verilen peygamberlik, güzel övgü, salih evlat gibi nimetleri kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hasen (حسن), hem maddi hem manevi güzellikleri ifade eder. Ayetteki 'hasene', Hz. İbrahim'e dünyada verilen her türlü iyilik, nimet ve güzel akıbeti kapsayan geniş bir anlam taşır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hasene kelimesi, Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına bahşettiği maddi ve manevi iyilikleri, güzellikleri ve hayırları ifade eder. Bu ayette, Hz. İbrahim'in dünya hayatındaki üstün konumunu ve Allah'ın ona olan lütfunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Âhiret (الآخرة), dünya hayatının zıddı olarak, sonraki hayatı ifade eder. Kur'an'da sıkça kullanılan bu kavram, ölümden sonraki ebedi yurdu belirtir. Ayette, Hz. İbrahim'in ahiretteki mükafatını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Ahiret, Kur'an'ın temel kavramlarından biridir ve dünya hayatının bir devamı, nihai hesaplaşma ve mükafat/ceza yurdu olarak sunulur. Bu ayette, Hz. İbrahim'in ahiretteki yüksek mertebesine işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Salih (صالح), fesadın zıddıdır ve doğru, iyi, faydalı olanı ifade eder. Salih kişi, hem kendisi için hem de başkaları için iyilik yapan, doğru yolda olan kimsedir. Ayette, Hz. İbrahim'in ahiretteki seçkin ve mükafatlandırılmış kullar arasında yer alacağını belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Salihîn (الصالحين), salih kelimesinin çoğuludur ve Allah'ın emirlerine uyan, iyi ameller işleyen, doğru ve dürüst kimseleri ifade eder. Bu ayette, Hz. İbrahim'in ahiretteki makamının, Allah katında makbul olan kulların makamı olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Salih kavramı, Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahiptir; hem bireysel dürüstlüğü hem de toplumsal faydayı kapsar. Hz. İbrahim'in 'salihîn' arasında olması, onun hem Allah'a karşı görevlerini yerine getiren hem de insanlığa örnek olan bir şahsiyet olduğunu vurgular.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Veâteynâhu fî-ddunyâ hasene(ten) ve-innehu fî-l-âhirati lemine-ssâlihîn(e)” Ona dünyada iyilik verdik. Şüphesiz o, ahirette de Salihlerdendir. (16/122)
İbrahim a.s. verilen “iyilik-ihsan” onun dünya da Tevhid-i ef’âl peygamberi olması ve Esmâ-i İlahiyeyi giydirilmesidir.
Sözlükte “(bir şey) iyi, doğru, yararlı ve uygun olmak; doğruluk, dürüstlük” anlamlarındaki salâh (sulûh) kökünden türeyen sâlih kelimesi “faydalı, iyi, doğru ve güzel olan, işe yarar, her türlü bozukluk ve yanlışlıktan arınmış; barışçı, uyumlu” gibi mânalara gelmekte olup fâsid (bozuk, düzensiz) ve sû’ (kötü, çirkin) kelimelerinin karşıtıdır. Aynı kökten gelen sulh “nefret ve düşmanlığa son verme”, ıslâh “düzeltme, daha iyi ve faydalı hale getirme; insanlar arasındaki çatışmayı ortadan kaldırma”, muslih “bozukluğu düzeltip iyileştiren, barıştan yana olan” mânalarında kullanılmaktadır.[125]
Salih kişi aynı zamanda salih ameli işleyendir. Salih amelde programı Hakk’tan tatbikatı kuldan olan programdır.
İbrâhim a.s. Tevhid-i Ef’âl peygamberi ve Hakk ile tahallül ettiğinden âlemde ve kendindeki bütün fiil ve zuhurları Cenâb-ı Hakk a ait idrak ettiği ve yaşantısı bu yönde olduğundan, onda fail olan Hakk’tır… Bu salihlik fiili olarak program ve tatbikatı Hakk’a ait olmaktadır.
Kim kendi enfüsünde ve afakta bu mertebeyi idrak edip, tatbik ederse Tevhid-i Ef’âl mertebesinden, hasen-muhsin ve Salihlerden olur. (Murat Derûni)