İçeriğe atla
Nahl 13Cüz 14 · Sayfa 268

Nahl Sûresi 13. Âyet

النحل

Sohbete sor

Vemâ żerae lekum fî-l-ardi muḣtelifen elvânuh(u)(k) inne fî żâlike leâyeten likavmin yeżżekkerûn(e)

Sizin için yeryüzünde çeşitli renk ve biçimlerle yarattığı şeyleri de sizin hizmetinize verdi. Öğüt alan bir toplum için bunda ibretler vardır.

Nahl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Vemâ zerae lekum fî-l-ardi muhtelifen elvânuh(u) inne fî zâlike leâyeten likavmin yezzekkerûn(e)” Sizin için yeryüzünde çeşitli renk ve biçimlerle halk ettiği şeyleri de sizin hizmetinize verdi. Öğüt alan bir toplum için bunda ibretler vardır. (16/13)


Tasavvufta telvin ve temkin kavramları vardır…

Sözlükte “renklenmek, boyanmak” anlamındaki telvîn ile “yerleşmek, karar kılmak, sabit olmak” anlamındaki temkîn tasavvuf literatüründe fenâ-bekā, sekr-sahv, cem‘-fark gibi karşıt terimler olarak kullanılmıştır. Telvîn ve temkin bazı eserlerde televvün-temekkün diye geçer. Serrâc’ın, “Telvîn kulun hallerinde değişiklik göstermesidir” şeklindeki tanımı (el-Lüma‘, s. 357) sûfîlerce kabul görmüştür. Kuşeyrî’ye göre telvîn sâlikin halinin farklı sûretler kazanması, bir halden daha yüksek veya düşük bir hale bürünmesi, bir sıfattan başka bir sıfata intikal etmesidir. Sâlik Hakk’a vuslatı gerçekleştirince temkin sahibi olur. Vuslatın alâmeti sâlikin kendinden tamamen geçmesi, beşerî ve nefsânî kayıtlardan kurtulmasıdır. Bu hal kulda devamlı olursa o kişiye “mütemekkin” denilir. Buna göre telvînden sonraki temkin hali cem’den sonra fark, sekrden sonra sahv, fenâdan sonra bekā hali gibidir. Telvîn hal sahiplerinin, temkin hakikat ehlinin sıfatıdır. Kul sülûk yolunda bulunduğu müddetçe telvîn ehlidir (mütelevvin, mülevven).[17]

Âyette telvin-renkleri emrinize verdik ifadesiyle temkin halinde bulunan insan-ı kamil - kamil insanın emrine renkler kullanımına verilmiştir. Her renge girer ve asli haline döndüğü zaman Hakk ile Hakk olan bâtınında temkin halinde sukün bulur.

Onun için “irfan ehlinin olmaz nişanı” denilmiştir. İnsanlar onunla konuşur, alışveriş, yolculuk yapar ama kendini açmadıkça kendileri gibi “telvin” halinde zannederler. (Murat Derûni)


وَهُوَ الَّذِي سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَأْكُلُواْ مِنْهُ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُواْ مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ فِيهِ وَلِتَبْتَغُواْ مِن فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ {النحل/14}

“Vehuve-llezî sahhara-lbahra lite/kulû minhu lahmen tariyyen vetestahricû minhu hilyeten telbesûnehâ veterâ-lfulke mevâhira fîhi velitebtegû min fadlihi vele’allekum teşkurûn(e)”

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)