Lâ cerame enna(A)llâhe ya'lemu mâ yusirrûne vemâ yu'linûn(e)(c) innehu lâ yuhibbu-lmustekbirîn(e)
Şüphe yok ki Allah, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları hiç sevmez.
Şüphesiz ki Allah, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Doğrusu Allah, kendilerini büyük görüp hakkı kabul etmeyenleri sevmez.
Nahl Suresi 23. ayet, Allah'ın her şeyi kuşatan ilmini ve kibirlilere karşı tutumunu vurgular. Ayet, gizli ve açık tüm eylemlerin Allah tarafından bilindiğini ve büyüklük taslamanın ilahi rızaya aykırı olduğunu dilbilimsel bir kesinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): C-r-m kökü, bir şeyi kesmek, ayırmak anlamlarına gelir. 'Lâ cereme' ifadesi ise, bir şeyin kesinliğini, kaçınılmazlığını ifade etmek için kullanılır; sanki hükmün kesilip biçildiği, kesinleştiği anlamını taşır. Ayette, Allah'ın bilmesinin kesin ve şüphesiz olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Lâ cereme, Arap dilinde bir şeyin kesinliğini, kaçınılmazlığını bildiren bir edattır. 'Cerm' kelimesi, meyve toplamak gibi bir şeyi elde etmek, kazanmak anlamına da gelir. Bu bağlamda, 'lâ cereme' ifadesi, 'bu durumun kesinlikle gerçekleşeceği' veya 'bu durumun kaçınılmaz bir sonucu olduğu' anlamını pekiştirir. Ayette, Allah'ın bilmesinin mutlak bir gerçek olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyin hakikatini idrak etmektir. Allah için ilim, her şeyi kuşatan, geçmişi, geleceği, gizliyi ve açığı kapsayan mutlak bilgidir. Ayetteki 'ya'lemu' fiili, Allah'ın kulların gizledikleri ve açığa vurdukları her şeyi eksiksiz ve tam olarak bildiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ilm' kavramı, Allah'ın en temel sıfatlarından biridir ve O'nun her şeye nüfuz eden, her şeyi kuşatan bilgeliğini ifade eder. İnsan ilmi sınırlı ve eksikken, Allah'ın ilmi mutlak ve tamdır. Ayetteki 'ya'lemu', bu mutlak ve sınırsız ilmin, insanların en mahrem düşüncelerini ve en açık eylemlerini dahi kapsadığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): A-l-m kökünden türeyen 'ya'lemu' fiili, Allah'ın bilme eylemini ifade eder. Bu bilme, sadece dışsal olayları değil, aynı zamanda içsel niyetleri ve gizli düşünceleri de kapsar. Ayette, Allah'ın 'yüsirrûne' (gizledikleri) ve 'yu'linûne' (açığa vurdukları) arasındaki ayrımı ortadan kaldırarak, O'nun ilminin her iki alanı da eşit derecede kuşattığını belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): S-r-r kökü, bir şeyi gizlemek, örtmek, saklamak anlamlarına gelir. 'Yüsirrûne' fiili, insanların içlerinde sakladıkları, başkalarından gizledikleri niyetleri, düşünceleri ve eylemleri ifade eder. Ayette, Allah'ın bu gizli şeyleri de bildiği vurgulanarak, insanlara tam bir şeffaflık ve samimiyet çağrısı yapılır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): S-r-r kökü, bir şeyin iç yüzünü, gizli tarafını ifade eder. 'Yüsirrûne' fiili, insanların kalplerinde veya zihinlerinde sakladıkları, henüz dışa vurmadıkları her türlü düşünce ve niyeti kapsar. Ayette, Allah'ın ilminin bu gizli alanlara da nüfuz ettiğini, hiçbir şeyin O'ndan saklı kalamayacağını mecazi bir dille anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): A-l-n kökü, bir şeyi açıkça ortaya koymak, ilan etmek, duyurmak anlamlarına gelir. 'Yu'linûne' fiili, insanların söz ve fiilleriyle dışa vurdukları, başkalarının bilgisine sundukları her şeyi ifade eder. Ayette, Allah'ın ilminin sadece gizli olanı değil, aynı zamanda açık olanı da kuşattığı belirtilerek, O'nun bilgisinin tamlığı vurgulanır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): A-l-n kökü, bir şeyin görünür hale gelmesi, açığa çıkmasıdır. 'Yu'linûne' fiili, insanların sözleri, davranışları ve diğer dışa vurumları aracılığıyla ortaya koydukları her şeyi kapsar. Ayette, 'yüsirrûne' ile birlikte kullanılması, Allah'ın ilminin gizli ve açık hiçbir şeyi dışarıda bırakmadığını, her şeyi eksiksiz bildiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): K-b-r kökü, büyüklük, yücelik anlamlarına gelir. 'İstikbâr' ise, kendini büyük görmek, kibirlenmek, başkalarına karşı üstünlük taslamak demektir. 'el-Müstekbirîn' kelimesi, bu sıfatı sürekli taşıyan, kibirlenmeyi huy edinmiş kişileri ifade eder. Ayette, Allah'ın bu tür bir büyüklük taslayanları sevmediği belirtilerek, tevazu ve alçakgönüllülüğün önemi vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'kibr' ve 'istikbâr' kavramları, Allah'a karşı gelmenin ve O'nun emirlerini reddetmenin temel nedenlerinden biri olarak ele alınır. Kendini büyük gören kişi, Allah'ın otoritesini kabul etmekte zorlanır. 'el-Müstekbirîn' ifadesi, bu ahlaki kusuru taşıyanları tanımlar ve Allah'ın onlara karşı olan hoşnutsuzluğunu açıkça ortaya koyar. Bu, tevhid inancının temel bir gereği olan Allah karşısında acziyetin ve teslimiyetin zıttıdır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): K-b-r kökünden türeyen 'el-müstekbirîn', kendini başkalarından üstün gören, hakikati kabul etmeyen ve Allah'ın ayetlerine karşı direnen kimselerdir. Bu kelime, Kur'an'da genellikle inkarcılar ve zalimler için kullanılır. Ayette, Allah'ın onları sevmemesi, bu ahlaki durumun ilahi rızaya tamamen aykırı olduğunu ve ciddi bir manevi hastalık olduğunu gösterir.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Lâ cerame enna(A)llâhe ya’lemu mâ yusirrûne vemâ yu’linûn(e) innehu lâ yuhibbu-lmustekbirîn(e)” Şüphe yok ki Allah, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları hiç sevmez. (16/23)
Benzer bir ayet Nahl/19. Âyette geçmiştir. Allah’ın sevmediği büyüklü nefsi emarenin ilâh edinilerek o’na ortak koşulması bu hayalin büyütülmesidir. (Murat Derûni)