İçeriğe atla
Nahl 48Cüz 14 · Sayfa 272

Nahl Sûresi 48. Âyet

النحل

Sohbete sor

Eve lem yerav ilâ mâ ḣaleka(A)llâhu min şey-in yetefeyyeu zilâluhu ‘ani-lyemîni ve-şşemâ-ili succeden li(A)llâhi vehum dâḣirûn(e)

Allah'ın yarattığı şeyleri görmüyorlar mı? Onların gölgeleri Allah'a secde ederek ve tevazu ile boyun eğerek sağa ve sola dönmektedir.

Nahl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Eve lem yerav ilâ mâ haleka(A)llâhu min şey-in yetefeyyeu zilâluhu ‘ani-lyemîni ve-şşemâ-ili succeden li(A)llâhi vehum dâhirn(e)” Allah’ın halk ettiği şeyleri görmüyorlar mı? Onların gölgeleri Allah’a secde ederek ve tevazu ile boyun eğerek sağa ve sola dönmektedir. (16/48)


Yolumuza Fusûs’ül Hikem ile devam edelim, İmdi Hakk, ancak senin için, senin üzerine ve O'nun üzeri­ne delâil olarak zilâli îcâd etti. Yani gölgeyi icat etti. Ve onu soldan sağdan râci' olduğu halde sâcid kıldı. Yani soldan ve sağdan secde edici kıldı. Tâ ki arif olasın ki, sen kimsin ve senin Hakk'a nisbetin nedir ve Hakk'ın sana nisbeti ne­dir? / Tâ ki bilesin ki Allâhın mâsivâsı nereden ve hangi hakîkat-i ilâhiyyeden Allah'a fakr-ı külli ile ve ba'zisının ba'zısına iftikarı sebebiyle, ona fakr-ı nisbî ile muttasıf ol­du (38).

Hz. Şeyh (r.a.) Sûre-i Nahl'de vâki (Nahl, 16/48) de buyurur;

﴿٤٨﴾ اَوَ لَمْ يَرَوْا اِلَى مَاخَلَقَ اللَّهُ مِنْ شَىْءٍ يَتَفَيَّوءُا ظِلالُهُ عَنِ الْيَمِينِ وَالشَّمَاۤئِلِ سُجَّدًا لِلَّهِ وَهُمْ دَاخِرُونَ

16/48-) Evelem yerav ila ma halekAllahu min şey'in yetefeyyeü zılaluhu anil yemiyni veş şemaili sücceden Lillahi ve hüm dahırun;

16/48- Allah'ın halk ettiği şeyleri görmediler mi ki, gölgeleri (varlıkları) boyun bükerek, Allah'a (hakikatleri olan Esmâ'ya) secde eder hâlde, sağdan (hidâyet) ve sollardan (dalâlet) döner durur.

Ya'nî "Onlar görmezler mi ki, Allah Teâlâ'nın halk ettiği cism-i kâ­imin gölgesi şemsin tulü' ve gurubu indinde sağına ve soluna dönüp uzanarak ve kısalarak züll üzere Allah Teâlâ'ya secde etmektedir" âyet-i kerîmesine işaret buyururlar.

Nahl (16) / 48- Allah’ın halk ettiği şeylerin gölgelerinin sağa sola vurarak boyun eğip Allah’a secde ettiklerim görmüyorlar mı? Ya'nî Hakk, gölgeleri senin vücûduna ve O'nun vücûduna delîl olmak için îcâd etti. Ve o gölgeleri güneşin doğma vaktinde sağdan sola ve gu­rubu zamanında da soldan sağa mail olarak secde eden, ya'nî arz üzerine yayılan kıldı.

Ve sen kimsin ve senin Hakk'a nisbetin nedir ve Hakk'ın sana nisbeti nedir? İşte bunları bilesin diye gölgelerin vücûdlarını ve vücudların gölgelerini sana delâil olmak üzere îcâd ey­ledi. Bakın gölgelerin vücutlarını, gölge; gölge ama o da bir vücuttur. O gölgenin vücudunu sana delil kıldı. Seni de gölgeye delil kıldı. Ve bunların hepsini de Hakk’a delil kıldı. Sen olmasan gölgen de olmayacaktır. İşte bizler de Hakkın gölgeleri hükmündeyiz, koyulaşmış, yoğunlaşmış gölgeleri hükmündeyiz. Hakk olmasaydı biz de olmayacaktık.

Eğer sen dikkat edersen bilirsin ki, bu zahir olan vücûdlar, hayel gölgesidir. Ve sen o zahir olan vücûdlardan birisisin; ve senin Hakk'a nisbetin gölgenin şahsa nisbeti gibidir. Sen olmasaydın gölgen olmayacaktı. İşte bakın burada çok mühim bir hadise vardır. Efendimizin gölgesi yoktu biliyorsunuz. Aramızdaki farka bakın. Neden yoktu? Allah’ın gölgesi olmadığı gibi O’nun da gölgesi yoktu. Çünkü o kendi vardı, kendi nurdu, O’nun gölgesi birleriz. Neden? “ben Allah’tanım, mü’minler de benim nûrumun nûrundandır” buyuruyor. Bir başka yerde de “bendendir” buyuruyor. Onun için biz O’nun gölgesiyiz. O, diyelim Allah’ın gölgesi, biz de O’nun gölgesiyiz. Gerçe O gölge de değil de belirtmek için söylüyoruz.

Hani O’nun üzerinde bir bulut dolaşıyordu ya acaba düşünmek lazım O mu güneşten gölgeleniyordu bulut ile yoksa güneş mi gölgeleniyordu O’ndan. Çünkü senin mukayyed ve zahir olan vücûdun vücûd-i mutlaktan uzamıştır; ve sen onunla kâimsin. Ve Hakk'ın sana nisbeti dahi, şahsın gölgeye nisbeti gibidir.

Ve şahıs gölgesinden bilindiği gibi Hak dahi kendisi­nin gölgesi olan âlemden ma'Iûm olur. Ve gölgenin harekât ve sekenâtı, yani hareket ve sakin olması gölge sahibinin harekât ve sekenâtına tâbi' olup, gölgenin başlıbaşına vücûd-i müstakılli yoktur.

Ve şahs-ı kâim olmayınca gölgenin dahi vücûdu olmaz. Ve keza sen bilirsin ki, mâsivâ-yı Hak dediğimiz bu madde suretler, ne mertebeden ve hangi hakîkat-i ilâhiyyeden Hakk'ın vü­cûduna ihtiyâc-ı küllî ile ve onların biribirine ihtiyâcı sebebiyle, vücû­d-i Hakk'a ihtiyâc-ı nisbî ile vasıflanmış oldu.

Ma'Iûm olsun ki, fakirlik ve ihtiyâç iki suretle olur: Birisi budur ki, Hak tan gayrı dediğimiz zahir olan vücûdât, Hakk'ın gölgesidir. Binâenaleyh bunlar vücûdda Mûcid, Mukavvim, Rab ve Nûr olan ve Allah ismiyle müsemmâ olan zât’a muhtaçtırlar. Nitekim şahsın gölgesi dahi vücûd bulabilmek için mutlaka o şahsa muhtaçtır. Ve bi­zim vücûd gölgemiz, İlâh'ın me'lûhu yani ilaha kul olan olup kendi nefsinde müstakil değildir.

İşte bizim vücûdumuzun Hakk'a bu suretle ihtiyâcı, iftikâr-ı küllidir yani külli fakirliğimizdir. Yani bizim vücudumuzun Hakk’a bu suretle ihtiyacı külli bir fakirliktir. İkincisi, fakirin zengine ve çocuğun validesine ve zaîfin kavîye olan ihtiyâcı gibi yekdîğerimize olan ihtiyacımızdır.

Bu ihtiyâç, zılliyyetten dolayı vâki' olan ihtiyâç nev'inden değildir. Yani insanların iki türlü ihtiyacı vardır bir Hakk’a ihtiyacı vardır, bir de birbirlerine ihtiyacı vardır. Bu ikinci ihtiyaç diğeri gibi değildir, Belki mezâhirde Hakk'ın rubûbiyyetle zuhurundan nâşîdir. İşte buna da, şiddetli ihtiyaçlar nisbetleri derler, yani nisbi fakirlik derler. Bununla beraber âlem, rubûbiyyet cihetinden gölge değildir, Hakk'ın aynıdır. Binâenaleyh şiddetli ihtiyaç, hakikatte Allah'dan gayri hiç bir kimseye değildir.[58]


Nahl Suresi - Ayet 48 - 16 --

Kuran-ı Kerim Türkçe okunuş:

16.48 - E ve lem yerav ilâ mâ halekallâhu min şey'iy yetefeyyeu zılâluhû anil yemîni veş şemâili succedel lillâhi ve hum dâhırûn.

Diyanet Meali:

16.48 - Allah'ın yarattığı şeyleri görmüyorlar mı? Onların gölgeleri Allah'a secde ederek ve tevazu ile boyun eğerek sağa ve sola dönmektedir.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

16.48 - Ya görmedilerde mi? Her hangi bir şeyden Allahın yarattığına bir baksalar a: gölgeleri sağ ve sollarında sürünerek Allaha secdeler ederek döner dolaşır.


gölgeleri Allah'a secde ederek” Zahiren güneşlerin olduğu bütün âlemler de ne varsa hepsinin belirli zaman larda gölgeleri yere vurduğunda secde hükmüne gelmiş olaktadırlar.

Yeri gelmişken yaşadığım, konu ile ilgili bir hatıramı da kısaca belirteyim. Daha henüz Hira dağının etrafında iskân’ın olmadığı zamanlarda idi, Sabah namazından sonra çıktığımız Hira dağının tepesine oturup sahayı seyrediyorken doğmaya başlayan güneşin ışıkları arkadan Hira dağına ve yanlardaki diğer tepelere vurunca onların gölgeleri yerde “Allah” ismini yazıyordu.

Adeta Allah’ın kendi gölgesi arzında kendisini ispatlıyor kendi kendine, beytinin karşısında kendine, secde ediyor gibiydi. Haha sonraları oralar iskâna açıldığında bu manzara kalmamış oldu.

Kamil insanın bir vasfı da, “zıllüllah-allah’ın gölgesi” olarak ta ifade edilmiştir. Çünkü gönül beytullahtır, orası Hakk’ın evidir Nur-u ilahi’nin- ilâhiyat güneşi o beyte vurduğu zaman gölgesi Hakk’ın gölgesi olur.

Allah’ın halkettiği diğer âlemlerde de bu tür insan cinsi varlıkların olduğu aynı konumda, onlarında varlıkları olduğu şüpheye hiçbir yer olmadığı açıktır. T.B.[59]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)