İçeriğe atla
Nahl 49Cüz 14 · Sayfa 272

Nahl Sûresi 49. Âyet

النحل

Sohbete sor

Veli(A)llâhi yescudu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardi min dâbbetin velmelâ-iketu vehum lâ yestekbirûn(e)

Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah'a secde ederler (boyun eğerler).

Nahl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Veli(A)llâhi yescudu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardi min dâbbetin velmelâ-iketu vehum lâ yestekbirûn(e) ۩” (سجدة مستحبة ) Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler. (16/49) (Secde Âyeti)


----- 16 - Nahl Suresi - Ayet 49

Kuran-ı Kerim Türkçe okunuş:

16.49 - Ve lillâhi yescudu mâ fis semâvâti ve mâ fil ardı min dâbbetiv vel melâiketu ve hum lâ yestekbirûn. (49. ayet secde ayetedir.) Diyanet Meali:

16.49 - Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah'a secde ederler (boyun eğerler).

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

16.49 - Hem Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allaha secde eder, gerek Dâbbe kısmından olsun ve gerek Melâike, ve bunlar kibirlenmezler.


Bu ayet-i kerîme de çok açık olarak göklerdeki “Dabbe” lerden bahsetmektedir. Geçmiş sayfalarda “dabbe” hakkında bilgi verilmiş idi. “Dabbe” bir bakıma insan türünün bir nev’i dir. Burada secde edenlerinden, yani iseviyyet mertebesinde olanlarından, Melâike-i kiramlar mertebesinde olanlarından. Daha henüz “Muhammediyyet” mertebesine ulaşamamış olanlarından bahsedilmektedir.

Bilindiği gibi bu ayet-i kerîme aynı zamanda secde ayetidir. T.B.[60]


Yolumuza Ç.H.U kardeşimizin Terzi Baba 2 kitabı ile devam edelim… (Murat Derûni) Terzi Babamın (15/12/1938) olan doğum tarihi üzerinde bu çalışmayı da yaptığımızda şu şekilde bir sonuca ulaşılabildiğini gördük. Fatiha sûresinden başlayarak, Fatiha 7 ayet+bakara 286+ ....+ şeklinde devam ederek doğum yılı ve ayının nereye isabet ettiği üzerinde ise şu sonuca ulaştık.

Kur’ân’ın 16 ncı sûresi 49 ncu âyetine geldiğimizde 12+1938 e isabet ettiğini gördük. İlk başta “secde” âyeti çıkacağı yönünde gönlüme geleni daha sonra sayım yaptığımda gözümle de görmüş oldum. İşte o âyet-i kerîme.


وَلِلَّهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ

مِنْ دَابَّةٍ وَالْمَلَئِكَةُ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ

(Ve lillâhi yescüdü mâfissemâvâti ve mâ fil ardı min dâbbetin vel melâiketü ve hüm yestekbirûne)

(16/49) “Ve Allah için, göklerde olanlar ve yerdeki canlılar ve melekler, secde ederler ve kibirlenmezler”


Secde âyeti okunan, ya da, dinlenilen durumlarda secde edilmesi bir zorunluluktur. Yani Allah için secde ediniz. Ulûhiyet mertebesine yakışan bir secde ediniz deniliyor. Burada fiili olarak secdemizi yapar iken, ilmi ve tefekkür yönümüz ile de yapmamız istenmektedir.

Doğum tarihlerindeki oluşum ve tecellilerin secde hakikatini bildirmesi, ilmi bakımdan Terzi Babamdaki bu hakikatlerin tasdiki hükmündedir. Fenâ fillâh mertebesi gereği, yokluğu hiçliği acziyeti yaşayan bir sâlikin bu durumdaki secdesi ubudet secdesi olmaktadır. Bu ise hakkın kendinden kendine olan secdesi şeklinde düşünülebilir.[61]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)