Veli(A)llâhi yescudu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardi min dâbbetin velmelâ-iketu vehum lâ yestekbirûn(e)
Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah'a secde ederler (boyun eğerler).
Göklerde ve yer yüzünde bulunan canlılar ve bütün melekler, kibirlenmeden Allah'a secde ederler.
Nahl Suresi 49. ayet, Allah'ın mutlak egemenliğini ve tüm yaratılmışların O'na boyun eğdiğini vurgulamaktadır. Ayet, göklerde ve yerde bulunan canlıların ve meleklerin, kibirlenmeksizin Allah'a secde etmesini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Secde, alnı yere koymakla birlikte, aynı zamanda tevazu ve boyun eğmeyi ifade eder. Ayetteki 'yescudu' fiili, sadece fiziksel bir eylemden ziyade, tüm varlıkların Allah'ın iradesine tam bir teslimiyetle boyun eğmesini, O'nun kudretini ve azametini kabul etmesini anlatır. Bu, yaratılmışların yaratıcıya karşı doğal bir itaatini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Secde, lügatte eğilmek ve boyun eğmek anlamına gelir. Şeriatta ise, belirli bir şekilde alnı yere koymaktır. Ancak ayetteki kullanımı, genel bir itaat ve teslimiyet anlamını taşır. Canlıların ve meleklerin secde etmesi, onların Allah'ın emrine kayıtsız şartsız uymaları ve O'nun yaratıcılığını tanımaları demektir. Bu, varoluşsal bir teslimiyettir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Secde kavramı Kur'an'da sadece namazdaki fiziksel secdeyi değil, aynı zamanda Allah'ın iradesine tam bir teslimiyet ve boyun eğmeyi de ifade eder. Nahl 49'daki 'yescudu' fiili, tüm yaratılmışların, kendi iradeleri olsun ya da olmasın, Allah'ın evrensel yasalarına ve kudretine tabi olmasını, O'nun önünde tevazu göstermesini vurgular. Bu, kozmik bir itaatin ifadesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Dâbbe, yeryüzünde debelenen, yani hareket eden her canlı varlık için kullanılır. Bu kelime, genellikle dört ayaklı hayvanlar için kullanılsa da, Kur'an'da daha geniş bir anlamda, yeryüzündeki tüm canlıları kapsayacak şekilde kullanılır. Ayetteki 'min dâbbetin' ifadesi, insanlardan hayvanlara kadar tüm canlıların Allah'a secde ettiğini, yani O'nun kudretine boyun eğdiğini belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Dâbbe, yeryüzünde yürüyen, hareket eden her şeyi ifade eder. Bu kelime, mecazi olarak da kullanılabilir ancak bu ayetteki kullanımı, somut olarak yeryüzündeki tüm canlı varlıkları kastetmektedir. Onların secde etmesi, Allah'ın yaratma ve yönetme gücüne karşı doğal bir teslimiyet içinde olmaları demektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dâbbe, debelenen, hareket eden her şeydir. Kur'an'da bu kelime, genellikle yeryüzünde yaşayan, hareket eden tüm canlılar için kullanılır. Nahl 49'da 'min dâbbetin' ifadesi, yeryüzündeki her türden canlının, Allah'ın emrine ve iradesine tabi olduğunu, O'nun önünde tevazu gösterdiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Melek kelimesi, 'el-ülûke' (risalet, elçilik) kökünden gelir ve Allah ile peygamberleri veya Allah ile insanlar arasında elçilik yapan varlıkları ifade eder. Onlar, Allah'ın emirlerini yerine getiren, O'na isyan etmeyen varlıklardır. Ayette meleklerin secde etmesi, onların Allah'a mutlak itaatini ve O'nun azameti karşısındaki tevazularını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Melekler, Allah'ın nurdan yarattığı, O'na isyan etmeyen, daima O'nun emirlerini yerine getiren varlıklardır. Onların secde etmesi, yaratılış gayelerinin bir gereği olarak Allah'a tam bir teslimiyet içinde olmalarını ifade eder. Bu ayette, meleklerin de diğer tüm yaratılmışlar gibi Allah'ın kudretine boyun eğdiği vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Melekler, Kur'an'da genellikle Allah'ın iradesini ve kudretini temsil eden, O'nun emirlerini yerine getiren varlıklar olarak geçer. Nahl 49'da meleklerin secde etmesi, onların Allah'a karşı mutlak bir itaat ve teslimiyet içinde olduklarını, O'nun büyüklüğü karşısında hiçbir kibir taşımadıklarını gösterir. Bu, onların yaratılış fıtratlarının bir parçasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İstikbâr, kişinin kendini büyük görmesi, başkalarına karşı üstünlük taslamasıdır. Kur'an'da genellikle Allah'a karşı kibirlenmek, O'nun emirlerine uymaktan kaçınmak anlamında kullanılır. Ayetteki 'lâ yestekbirûn' ifadesi, meleklerin ve diğer varlıkların Allah'a secde ederken hiçbir kibir ve büyüklük taslamadıklarını, tam bir tevazu ve teslimiyet içinde olduklarını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İstikbâr, kişinin kendini büyük görmesi ve bu nedenle başkalarına boyun eğmekten veya emirlere uymaktan imtina etmesidir. Bu ayette, meleklerin Allah'a karşı böyle bir tavır içinde olmadıkları, aksine tam bir alçakgönüllülükle O'na itaat ettikleri belirtilir. Bu, onların yaratılışlarındaki saflığı ve Allah'a olan bağlılıklarını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kibir (istikbâr), Kur'an'da Allah'ın en sevmediği ahlaki kusurlardan biridir ve genellikle Allah'ın otoritesini tanımamakla ilişkilendirilir. Nahl 49'daki 'lâ yestekbirûn' ifadesi, meleklerin ve tüm yaratılmışların Allah'ın mutlak egemenliği karşısında hiçbir direniş göstermediğini, aksine tam bir teslimiyet ve tevazu içinde O'na boyun eğdiğini vurgular. Bu, onların Allah'ın iradesine tam uyumunu gösterir.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Veli(A)llâhi yescudu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardi min dâbbetin velmelâ-iketu vehum lâ yestekbirûn(e) ۩” (سجدة مستحبة ) Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler. (16/49) (Secde Âyeti)
----- 16 - Nahl Suresi - Ayet 49
Kuran-ı Kerim Türkçe okunuş:
16.49 - Ve lillâhi yescudu mâ fis semâvâti ve mâ fil ardı min dâbbetiv vel melâiketu ve hum lâ yestekbirûn. (49. ayet secde ayetedir.) Diyanet Meali:
16.49 - Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah'a secde ederler (boyun eğerler).
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
16.49 - Hem Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allaha secde eder, gerek Dâbbe kısmından olsun ve gerek Melâike, ve bunlar kibirlenmezler.
Bu ayet-i kerîme de çok açık olarak göklerdeki “Dabbe” lerden bahsetmektedir. Geçmiş sayfalarda “dabbe” hakkında bilgi verilmiş idi. “Dabbe” bir bakıma insan türünün bir nev’i dir. Burada secde edenlerinden, yani iseviyyet mertebesinde olanlarından, Melâike-i kiramlar mertebesinde olanlarından. Daha henüz “Muhammediyyet” mertebesine ulaşamamış olanlarından bahsedilmektedir.
Bilindiği gibi bu ayet-i kerîme aynı zamanda secde ayetidir. T.B.[60]
Yolumuza Ç.H.U kardeşimizin Terzi Baba 2 kitabı ile devam edelim… (Murat Derûni) Terzi Babamın (15/12/1938) olan doğum tarihi üzerinde bu çalışmayı da yaptığımızda şu şekilde bir sonuca ulaşılabildiğini gördük. Fatiha sûresinden başlayarak, Fatiha 7 ayet+bakara 286+ ....+ şeklinde devam ederek doğum yılı ve ayının nereye isabet ettiği üzerinde ise şu sonuca ulaştık.
Kur’ân’ın 16 ncı sûresi 49 ncu âyetine geldiğimizde 12+1938 e isabet ettiğini gördük. İlk başta “secde” âyeti çıkacağı yönünde gönlüme geleni daha sonra sayım yaptığımda gözümle de görmüş oldum. İşte o âyet-i kerîme.
وَلِلَّهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ
مِنْ دَابَّةٍ وَالْمَلَئِكَةُ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ
(Ve lillâhi yescüdü mâfissemâvâti ve mâ fil ardı min dâbbetin vel melâiketü ve hüm yestekbirûne)
(16/49) “Ve Allah için, göklerde olanlar ve yerdeki canlılar ve melekler, secde ederler ve kibirlenmezler”
Secde âyeti okunan, ya da, dinlenilen durumlarda secde edilmesi bir zorunluluktur. Yani Allah için secde ediniz. Ulûhiyet mertebesine yakışan bir secde ediniz deniliyor. Burada fiili olarak secdemizi yapar iken, ilmi ve tefekkür yönümüz ile de yapmamız istenmektedir.
Doğum tarihlerindeki oluşum ve tecellilerin secde hakikatini bildirmesi, ilmi bakımdan Terzi Babamdaki bu hakikatlerin tasdiki hükmündedir. Fenâ fillâh mertebesi gereği, yokluğu hiçliği acziyeti yaşayan bir sâlikin bu durumdaki secdesi ubudet secdesi olmaktadır. Bu ise hakkın kendinden kendine olan secdesi şeklinde düşünülebilir.[61]