Vemâ bikum min ni'metin femina(A)llâh(i)(s) śümme iżâ messekumu-ddurru fe-ileyhi tec-erûn(e)
Size ulaşan her nimet Allah'tandır. Sonra size bir sıkıntı ve zarar dokunduğu zaman yalnız O'na yalvarır yakarırsınız.
Sizde nimet namına ne varsa hep Allah dandır. Sonra size sıkıntı dokununca Allah a feryad edersiniz.
Nahl Suresi 53. ayet, nimetlerin kaynağının Allah olduğunu ve sıkıntı anında insanların yalnızca O'na yöneldiğini vurgular. Ayet, insanın Allah'a olan bağımlılığını ve O'nun mutlak kudretini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nimet (نعمة), Allah'ın kullarına ihsan ettiği, onlara fayda sağlayan her türlü lütuf ve iyiliktir. Ayetteki kullanımı, insana ulaşan her türlü güzelliğin ve faydanın nihai kaynağının Allah olduğunu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nimet (نعمة), kalbin hoşlandığı, bedenin lezzet aldığı her şeydir. Bu ayette ise, Allah'tan gelen ve insan hayatını kolaylaştıran, güzelleştiren her türlü ihsanı kapsar, maddi ve manevi tüm lütufları içerir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ni'me' (نعمة) kavramı, Allah'ın insanlara bahşettiği lütufları ve iyilikleri ifade eder. Bu ayette, nimetin kaynağının Allah olduğu vurgulanarak, insanın şükür ve minnet duygusunu beslemesi gerektiği ima edilir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mes (مس), bir şeyin diğerine değmesi, dokunmasıdır. Ayetteki 'messekum' (مسّكم) ifadesi, sıkıntının kişiye ulaşması, onu etkilemesi ve başına gelmesi anlamında kullanılmıştır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mes (مس), mecazi olarak bir musibetin veya sıkıntının bir kişiye isabet etmesi, onu kuşatması anlamında kullanılır. Burada 'sıkıntının size dokunması' ifadesi, sıkıntının fiilen yaşanmasını ve hissedilmesini anlatır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Mes (مس), hem fiziksel teması hem de mecazi olarak bir durumun veya olayın bir kişiye ulaşmasını ifade eder. Ayetteki bağlamda, 'sıkıntının dokunması', sıkıntının kişiyi etkilemesi ve ona zarar vermesi anlamındadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Durr (ضرّ), bedene veya nefse isabet eden her türlü zarar ve sıkıntıdır. Ayetteki 'ed-durr' (الضرّ) ifadesi, insanın başına gelen her türlü olumsuzluğu, musibeti ve zorluğu kapsar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Durr (ضرّ), insanın hoşlanmadığı, ona eziyet veren her şeydir. Bu ayette, Allah'tan gelen nimetlerin zıttı olarak, insanı üzen, ona zarar veren her türlü sıkıntı ve musibeti ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'durr' (ضرّ) kelimesi, genellikle insanın karşılaştığı zorlukları, hastalıkları, fakirliği ve genel olarak olumsuz durumları ifade eder. Bu ayette, nimetin karşıtı olarak, insanın çaresiz kaldığı sıkıntı anlarını belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ce'r (جأر), yüksek sesle dua etmek, feryat ederek yardım istemektir. Ayetteki 'tec'erûn' (تجأرون) ifadesi, sıkıntı anında insanların çaresizlik içinde Allah'a yönelerek O'ndan yardım dilemelerini, O'na sığınmalarını anlatır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Ce'r (جأر), inlemek, yüksek sesle yalvarmak ve yardım istemektir. Bu ayette, sıkıntıya düşen insanın tüm ümidini keserek sadece Allah'a yöneldiğini ve O'ndan medet umduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ce'r (جأر), sesini yükselterek dua etmek ve yardım dilemektir. Ayetteki 'tec'erûn' (تجأرون) fiili, insanların sıkıntı anında başka hiçbir kapı bulamayarak tüm benlikleriyle Allah'a yönelişlerini, O'na yakarışlarını tasvir eder.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Vemâ bikum min ni’metin femina(A)llâh(i) sümme izâ messekumu-ddurru fe-ileyhi tec-erûn(e)” Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah'tandır. Sonra size bir zarar dokunduğu zaman da yalnız O'na yalvarırsınız. (16/53)
Âyette bahsedilen zâti nimetlerin Allah’tan geldiği bildirilmektedir. 53 şifresi Allah’tan gelen bu zâti nimetlerin Efendi Babam aracılığı ile bizlere kitab ve sohbetlerinde aktarıldığı anlaşılmaktadır. En büyük nimet beşeyiyete düşüp, Hakk’tan gafil olmamaktır. Elhamdülillah, her fırsatta Efendi Babam Hakk’ın tüm âlemde mevcut olduğunu ve bizler ile beraber olduğunu hatırlatmaktadır. Enfâl sûresi 53. âyette verilen misal gibi, başımıza bir keder geldiği zamanda feryad etmekteyiz. Efendi Babam’ın dosya ve mektuplarında bu açıkça görülmektedir. Efendi Babam bunlara yumuşaklık ile karşılamakta ve ilgilerine en güzel sabrı tavsiye etmekte ve Akl-ı Küll olmasının gereği, doğru yolu göstermektedir.
Nahl “Bal Arısı” demektir. Bal da marifete işarettir.
(النحل) Nahl “Bal Arısı” sayısal değerine bakacak olursak, Nun: 50, Ha: 8: Lam: 30 dur.
50+8+30= 88 dir.
Necdet sayısal değeri bilindiği gibi 457 dir. Bu sayıların toplamı 4+5+7= 16 dı. 16 sayısı bu sûrenin sıra sayısıdır. 16 içinde iki 8 ile 88 sayısını da ihata etmektedir.
Bu bal arısı başında bulunan “El” lâmı tarifi ile bilinen bir bal arısıdır… “El” sayısal değeri 31 olduğuna göre sayı ise 31+88= 109 olmaktadır.
109 un arasında bulunan 0 hiçlik noktasına, bir tarafı hadis bir tarafı kadimdir. Geriye kalan 19 ise İnsân-ı Kâmil’e işarettir. 53 âyet sayısı ile de,
19/53 olan Efendi Babamızın çeşitli yörelerin marifet çiçeklerinden topladığı polenleri özümseyerek oluşturduğu marifet balı ile bizlere maide sofrasında sunmaktadır. İşte bu nimetler bizlere Allah (c.c.)’dan ulaşmaktadır. Bu sofranın kıymetini bilmeyenlere ise kendi kendine ettiğinin zararı dokunmaktadır.
“Cahiller için, son çare Allah’tır. Arifler içinse; tek çare…[66]”[67] (Murat Derûni)