Velev yu-âḣiżu(A)llâhu-nnâse bizulmihim mâ terake ‘aleyhâ min dâbbetin velâkin yu-aḣḣiruhum ilâ ecelin musemmâ(en)(s) fe-iżâ câe eceluhum lâ yeste/ḣirûne sâ'a(ten)(s) velâ yestakdimûn(e)
Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.
Eğer Allah insanları zulümleri yüzünden hesaba çekseydi, yeryüzünde kımıldayan tek canlı bırakmazdı. Fakat Allah onları, belli bir vakte kadar erteler. Müddetleri (ecelleri) geldiği zaman, onu ne bir saat erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.
Nahl Suresi 61. ayet, Allah'ın insanlara karşı adaletinin tecellisini ve mühlet vermesini ele almaktadır. Ayet, zulüm, erteleme ve belirlenmiş süre gibi temel kavramlar üzerinden ilahi kudret ve hikmeti vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'أخذ' kelimesinin temel anlamının bir şeyi ele geçirmek, tutmak olduğunu belirtir. Ayetteki 'يُؤَاخِذُ' fiili ise, Allah'ın kullarını günahlarından dolayı cezalandırması, onları hesaba çekmesi ve yaptıklarının karşılığını vermesi anlamında kullanılmıştır. Bu, ilahi adaletin tecellisidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'يُؤَاخِذُ' fiilinin mecazi olarak 'cezalandırmak' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın insanları zulümleri sebebiyle hemen cezalandırmaması, onlara mühlet tanıması, ancak dileseydi bunu yapabileceği kudretini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ظلم' kelimesinin asıl anlamının bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak, haddi aşmak olduğunu belirtir. Ayetteki 'بِظُلْمِهِم' ifadesi, insanların Allah'a karşı isyanları, kendi nefislerine ve başkalarına karşı yaptıkları haksızlıkları kapsar. Bu zulümler, ilahi cezayı gerektiren fiillerdir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'zulm' kavramının sadece haksızlık yapmakla sınırlı olmadığını, aynı zamanda Allah'ın koyduğu sınırları aşmak, O'na şirk koşmak gibi büyük günahları da ifade ettiğini vurgular. Ayetteki 'ظلم' kelimesi, insanların Allah'ın emirlerine uymayarak kendilerine ve dünyaya verdikleri zararı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'دابة' kelimesinin 'deb' kökünden geldiğini ve yavaş yavaş yürüyen, hareket eden her canlıyı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'مِن دَآبَّةٍ' ifadesi, Allah'ın insanları cezalandırması durumunda sadece insanları değil, yeryüzündeki tüm canlıları da helak edebileceği kudretini gösterir. Bu, ilahi gazabın şiddetini ve kapsamını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'دابة' kelimesinin genel olarak yeryüzünde hareket eden tüm canlıları kapsadığını, ancak bazen özel olarak dört ayaklı hayvanlar için de kullanıldığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın gazabının tüm canlıları kapsayabileceği, ancak rahmetiyle bunu ertelediği mesajını verir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'أخر' kökünün bir şeyi sonraya bırakmak, geciktirmek anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'يُؤَخِّرُهُمْ' fiili, Allah'ın insanlara zulümlerine rağmen hemen ceza vermeyip, onlara tövbe etmeleri ve kendilerini düzeltmeleri için bir süre tanıdığını ifade eder. Bu, Allah'ın rahmetinin ve hilminin bir göstergesidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'te'hîr' kavramının Kur'an'da ilahi bir lütuf olarak ele alındığını, Allah'ın kullarına hemen ceza vermeyerek onlara fırsat tanıdığını vurgular. Ayetteki 'يُؤَخِّرُهُمْ' fiili, Allah'ın adaletinin yanında merhametinin de bulunduğunu, insanlara bir şans daha verdiğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'أجل' kelimesinin bir şeyin sonu, bitiş noktası anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى' ifadesi, Allah'ın her canlı için ve kıyamet için belirlediği kesin bir zaman dilimi olduğunu, bu sürenin ne öne alınabileceğini ne de ertelenebileceğini vurgular. Bu, ilahi takdirin değişmezliğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ecel' kavramının Kur'an'da hem bireysel ömrün sonu hem de kozmik bir dönemin bitişi anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'أجل' kelimesi, Allah'ın insanlara tanıdığı mühletin de bir sonu olduğunu, bu sürenin dolmasıyla ilahi hükmün kesinleşeceğini belirtir.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Velev yu-âhizu(A)llâhu-nnâse bizulmihim mâ terake ‘aleyhâ min dâbbetin velâkin yu-ahhiruhum ilâ ecelin musemmâ(en) fe-izâ câe eceluhum lâ yeste/hirûne sâ’a(ten) velâ yestakdimûn(e)” Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler. (16/61)
Yapılan ibadetler ve günahlar karşılığını hemen görülse nefislerine zulmedenler gördükleri dehşet karşısında ödleri patlar ve korkularından ölürlerdi.
İyilik, yapan ibadet yapanlarda bunların karşılığı olan nimetleri ve cenneti müşahade edebilselerdi. Yaptıkları ibadetten de başlarını kaldıramaz ve o güzelliklerden gözlerini alamazlardı…
Onun için ecel sürelerine kadar hak ettiklerinin karşılıüının bulunması, görülmesi ecel süresine kadar ertelenir.
Tasavvufta Cennet-i Acil kavramı vardır. Allah ehli, irfan ehli bu cennet-i acil içindedirler. Daha bu dünya hayatında kendi iç âlemlerinde vahdet-i bulduklarından cennet hayatı yaşamaktadırlar. (Murat Derûni) Bunun müşahade edilebileceği şu hadise dayanır;
Peygamber (a.s.) ın Zeyd’e “Bugün nasılsın ve nasıl kalktın?” diye sorması ve onun “Yâ Resûlallah Hakkan mü’min olarak sabahladım” diye cevâb vermesi.
Bu kıssa, şu hadîs-i şerifin meâlidir:
“(S.a.v.) Hz. Zeyd b. Hârise’ye “Yâ Hârise, nasıl sabahladın?” buyurdular. O da cevâben “Hakk’an mü’min olarak sabahladım” dedi. Buyurdular ki: efendimiz (s.a.v.)
“Her bir şeyin bir hakîkatı vardır; şimdi senin îmânının hakîkatı nedir yâ Hârise?” Hz. Zeyd dedi ki:
“Nefsimi dünyâdan uzaklaştırdım, indimde taşı ve kerpici ve altını ve gümüşü aynı oldu. Ve gündüz susuz, ve gece uykusuz oldum, ve sanki açıktan açığa Rabb’imin arşına bakıyorum (nazar ediyorum) ve cennet ehline nazar ediyorum ki, orada birbirlerini ziyaret ederler; ve cehennem ehline nazar ediyorum ki, birbirlerine havlarlar. ” Nebi (s. a. v.) buyurdular ki:
“Doğru söyledin, sus (fâş etme) açığa vurma!”[72]